11 Eylül terörist saldırılarının ardından dönemin ABD Devlet Başkanı Bush'un açıkladığı en önemli strateji ve kullandığı slogan şuydu: "Teröre karşı topyekün Haçlı savaşı"... Bu strateji kısa sürede etkisini gösterdi, dünyanın bir çok bölgesinde Müslümanlar terörist olarak yaftalandı, gözaltına alındı, esir olarak kamplara sürüldü. Müslümanların terörist kelimesiyle eşdeğer haline getirilmesi stratejisinin bir parçası olarak, havaalanlarında, gümrüklerde nüfus cüzdanında Müslüman yazan her kim olursa olsun perişan edildi. Bir sonraki aşamada, İslam ülkelerinde ehlileştirilmiş, zavallılaştırılmış, sinirleri törpülenmiş, başına vurulsa hiçbir şeye tepki vermeyen bir hale dönüştürülmüş Müslüman toplumlar üretme projesi devreye sokuldu. Bu projenin devamında İslam ülkelerinde bu projeyi hayata kolayca geçirecek siyasetçiler bulundu ve işbaşlarına getirildi. Irak topraklarına yapılan işgalde, herşeyin çok kolay biçimde gerçekleşmesi ve işgale karşı İslam ülkelerinde tepki gösterilmemesinin temelinde işte bu siyasi ambalaj projeksiyonu vardı.
Başbakan Tayyip Erdoğan, bir konuşmasında kendisinin Büyük Ortadoğu Projesi'nin eşbaşkanı olarak açıklamış ve ABD'nin ortaya koyacağı tüm dış politikaya Türkiye'nin angaje olacağını deklare etmişti. Irak'a yapılan işgalin bir diğer ayağı da, Büyük İsrail Projesi'ni ortaya koymak amacı güdüyordu. İsrail'in, Arzı Mev'ud hesaplarını gerçekleştirmesi için, Irak üzerinden onlara güvenlik şemsiyesi oluşturmanın farklı bir projeksiyonuydu bu işgal.
O tarihten beri İsrail, Ortadoğu'da sergilediği terörizm faaliyetlerini artırarak Müslümanların ensesinde boza pişiriyor. Sadece sapanla kendisine saldıran çocuklara füze atmakla kalmıyor, koskoca Gazze şehrini günlerce kimyasal bombalarla bombalıyor. Bu arada, yaptıkları zulme seyirci kalmayan, bunu gündeme getirenleri de susturmak için vargücüyle mücadele ediyor.
Geçtiğimiz haftanın en önemli gündemi, koltuk kriziydi...
İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Danny Ayalon, Türk Büyükelçi Oğuz Çelikkol'u ağırlamış, O'nu kendisinden daha alt seviyede bir koltuğa oturtmuş ve ağzına gelen herşeyi söylemişti. Danny Ayalon'un aslında sinir olduğu şey, son dönemde Türk televizyonlarında yayınlanan Kurtlar Vadisi dizisindeki sahnelerdi. Kurtlar Vadisi'nde İsrail Büyükelçiliği basılıyor ve vurulan bir adamın kanı duvarlardaki Davut Yıldızı'na sıçrıyordu.
İsrailli yetkililerin kızdığı bu görüntülerin çok daha beterlerini biz, hemen hemen her gün televizyonlarda izlemekteyiz. Ama, bir farkla.... Kurtlar Vadisi, sadece bir dizi... Yani, burada olan, senaryo.... Yani, böyle bir şey yok. Bizim izlediğimiz görüntülerde İsrailli askerler füzelerle insanları öldürüyorlar.... Füzelerle çocukları katlediyorlar.... Sokak ortasında çocuğunun üzerine abanmış babaya kurşun yağdırıyorlar... Masum insanların üzerine gökten kimyasal silah ve bomba yağdırıyorlar....
Kurtlar Vadisi, senaryo.... Bunlar sahici görüntüler... Altı üstü bir senaryoya kızanlar, kendi yaptıkları katliamlar için sus pus kesilmiş durumdalar. Üstelik, Büyükelçimizi de alçak bir yere oturtarak, diplomatik nezaketsizlik yapıyorlar.
Ne diyelim? Üstad Necip Fazıl Kısakürek'e adamın biri, "Üstad" demiş, "Sen benim gözümden düştün, sen bir bir alçaksın" demiş... Üstad, şöyle bir durmuş, "Alçağın bir seviyesi olur, bir milim, iki milim, sen benim gözümde çukursun, çukur" deyivermiş.
Hatırlatmış olalım!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



