Sustum, ki çok konuşmak hiç konuşmamaktır. Susmak bazen çok konuşmak... Heybemde laflar biriktiriyorum, insanların suratına çarpmak için... Lafımız hep birikiyor barajlardaki su misali... Nedense hiç açılmıyor bu baraj kapakları... Bir yerinden patladı patlayacak bu baraj, evet, biliyorum, patlayacak... Susmak bir çare mi değil aslında, değirmen taşı gibi kendini öğütmektir bu susmak... Bu dertler bizi taksit taksit öldürüyor. En kötüsüdür bu çaresizlik. Kuyularda Yusuf olmak dert değil, dert odur ki; ip uzatan biri yoktur. Dert bir kuyu, içimiz kuyu kuyu, her kuyuda bir Yusuf, her Yusuf'un başında bir belalı Züleyha... Hep urgan, hep ilmek, hep düğüm...
Ruhunu emen nedir umudun; heyecanın, aşkın ve aşık olanın... Dip dalganın dibi görüldü içimizde, hep dalgakıran, hep dalgakıran... Laf bir zehir gibi içimizde birikiyor. Adresi belli değil, kime ve niçin ama var. Çoğalan, eksilten, kanatan ve yaralayan ne varsa var işte kanlı canlı ve sahipsiz bırakılmış. Onların bize ve çağa hediyeleri kocaman bir şok!
Kafamda kurduğum itiraz cümleleri yüreğimde demleniyor. Sıkılmış bir yumruk gibi kendimi kasıyorum. Sıkıyorum dişlerimi kırarcasına... Sıkıyorum inatla yumruklarımı alkış tutmamak için... Bağıra bağıra ayaklarının altındaki yeri sallıyor, durgun suları bulandırıyorum.
Durun kalabalıklar diyorum, sıkın yumruklarınızı, bu rezil saltanata alkış tutmayın! İltihaplı yaralara pansuman yaptırmayın, türküler söyleyin erkekçesine, ya bıçak ya kefen diye...
Toplayıp gidiyorum yaralarımı, ne çok yaram birikmiş diyorum kendi kendime. Oysa söyleyecek ne çok şeyim varmış da hep susmuşum. Bir garabet kanun ki bu, sevmek de suç, nefret etmek de; susmak da, konuşmak da...
Bütün suçlarımın arkasındayım, artık çektim restimi, koydum postamı... Edebiyat değil isyandır bu, alayına isyan... Evet, isyan!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



