Önce bir uyarı!
Önyargılarınızı, düşüncelerinizi bir kenara koyun ve öyle başlayın okumaya. Okurken aynaya bakma cesaretini gösterin. Ve en önemlisi, anlatılmak istenenleri kısır siyasi mesajlar sınıfına koyup heba etmeyin. Zira, "Din nasihattır" mesajı gereği birbirimize tavsiyelerde bulunmamız icap ediyor.
Evvela tarihsel süreci hatırlayalım. Milli Görüş hareketinin tepe kadrolarında görev yapan bazı isimler 2001 yılında Fazilet Partisi'nin kapatılmasıyla birlikte yeni parti kurma tercihine yöneldiler ve sonuçta 2002 yılından itibaren 10 yıl iktidarı yönetecek AKP'yi kendilerine göre bir anlayış ve vizyonla kurdular.
Kuruluş sürecinde AKP'ye halkın büyük bir teveccüh gösterdiği görüldü ki, bu durum halen de etkisini sürdürmektedir. Halkın bu teveccühünün altında yatan en önemli sebebin ise AKP'ye duyulan "güven" olduğu net olarak görülmektedir. Siyaset bilimci Birol Akgün tarafından 3 Kasım 2002 seçimlerine ilişkin yapılan araştırmada seçmenin bazı sebeplerin yanında "dürüst ve güvenilir" olduğuna inandığı için AKP'ye oy verdiği ortaya konmaktadır.
Peki bu "güven" nereden gelmektedir. Amiyane tabiriyle, anası değil babası değil, Çankırı'daki, Hakkari'deki bir amca veya teyze AKP yöneticilerini nereden tanır? Elbette hizmetlerinden, çalışmalarından gayretlerinden tanır. Çünkü, Milli Görüş partileri ne zaman iktidara gelse halkın sevgisini kazanacak, yaşamını kolaylaştıracak hizmetlere imza atmıştır. Ama en önemlisi de siyaseti köşe dönme aracı olarak değil, ahirete yatırım olarak gördüğünü ispatlamış, bu sayede "bunlar çalmazlar, çırpmazlar" anlayışını oluşturmuştur. İşte bu geleneğin yetiştirdiği genç nesiller "ocaktan" ayrılarak yeni bir oluşum başlatmış, bu arada da geleneğin mirasından faydalanmıştır.
AKP aradan geçen 10 yıllık süreçte iktidarı elinde bulunduruyor. Halkın güveni ile propaganda başarısı bir araya getirilebildiğinden her seçimde oylar artış gösteriyor.
İşin tarihsel süreci bu şekilde. Peki AKP neyi, neleri değiştirdi?
Algılarımız değişti,
Önceliklerimiz değişti,
Kırmızı çizgilerimiz pembeleşti.
Örnek verelim. Ölüm anını içimiz acıyarak izlediğimiz Kaddafi'nin ülkesi Libya'ya NATO işgalini hazırlayan ülke olduğumuz halde, bu ülkenin şuurlu Müslümanları hiç ses vermedi. Aynı son için hazırlanan Suriye konusunda da büyük olasılıkla yine aynı tavır daha doğrusu tavırsızlık gösterilecek.
Daha önce önünden geçmeyi bile uygun görmediğimiz, girmek zorunda olduğumuzda da ancak sol ayakla girdiğimiz bankaların müdavimleri olduk artık. Camiden, dergahtan çıkan ağabeylerimizin, kardeşlerimizin cüzdanlarını şişiren kredi kartlarının haddi hesabı kalmadı. Limit artırma yarışına tutulduk şimdilerde.
Değiştirmek için yola çıktığımız sistemin koruyucusu olduk. Emperyalistlerin uydusu olanları topa tuttuğumuz günlerden emperyalist ABD adına Suriye'ye posta koyan uydu olduğumuz günlere geldik.
TV kanallarının neredeyse tamamında ahlaksızlık bizim dönemimizde tavan yaptı. El kadar bebeler, fahişe kadınlar gibi reklam filmlerinde bizim idaremizde oynatıldı. Bu arada piyasadaki birçok TV kanalı da "bizim" elimize geçti. Ergenlik çağını geçmiş kız çocuklarımız başları açık şekilde İslami parçaları okumaya başladı.
Eşcinseller haklarını bizimle elde ederken, uyuşturucu-fuhuş, tarihinin en yüksek oranlarına kavuştu. Zina serbest kalırken domuz kasap reyonları süsler hale geldi.
Evet bu örnekler çok daha artırılabilir. Hatta içimiz kan ağladığı halde "kol kırılır yen içinde kalır" anlayışıyla anlatamadıklarımız, yazamadıklarımız da var. Lakin eminim aslında bunlardan sizler de rahatsızsınız.
Nasıl rahatsız olmayacaksınız ki. Bu ateş hepimizi saracak. Evladı olanlar, ailesi olanlar nasıl olur da rahat yaşayabilir. Artan fuhşiyat, ahlaksızlık kendi çocuklarını da vuracak yakında, hatta belki çoğumuzu da vurdu.
Dostlar, eğer rahatsız olmuyorsak bilin ki bunda çok da şaşılacak bir şey yoktur. Çevremizde yaşananlardan, yaşantımızdaki olumsuz değişimlerden endişe etmiyorsak neden geleceği düşünelim ki.
İşte AKP belki bilerek belki de bilmeden bu algılarımızın, önceliklerimizin değişimine neden oldu (Elbette tek sebep AKP'dir diye söylemiyoruz). Müslümanları bu kadar yakından ilgilendiren hadiseler karşısında, kendisi de Müslüman kimliğiyle öne çıkan bir iktidar olduğundan, bilincimizin-direnişimizin kırılmasına sebep oldu. Dün eleştirdiğimiz sistemin bugün savunucusu, koruyucusu haline geldik.
Bu yazıyı okuyan ve AKP'ye gönül verenlere seslenmek vazifedir. Eğer gidişattan memnun iseniz sözümüz yoktur, lakin bilin ki bu manzara bir hayal değil, bugünün gerçek fotoğrafıdır. Ve sizin göstereceğiniz tavır önem arz etmektedir.
Bahsettiğimiz hadise oy verme işlemiyle ilgili değildir. Bugüne kadar AKP'ye verdiniz şimdi de X'e verin demek için yazmadık bu yazıyı. Çünkü daha öncelikli bir sorunumuz var.
İnanç değerlerimiz büyük bir değişim yaşadı. Sözgelimi, rüşvet bir günah olarak değil hak sebebi olarak sayılır oldu. Bizim bu derde deva aramamız lazım. Aksi takdirde böyle bir seçmen profilinde hangi partinin iktidar olduğunun çok bir önemi kalmayacaktır.
İktidarın ömrü yeri gelir, bazen bir "şike" ye bakar. Önemli olan iktidardaki partiyi değil, seçmeni düzeltmektir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



