Öncelikle şunu ifade edeyim ki "Genç Öncüler" dergisi etrafında bir araya gelmiş gençler mükemmel bir program hazırlamışlar. Seviyeli olduğu kadar içtenliği yüksek bir programdı. Yağmur ve soğuk havaya rağmen Feza Sineması hınca hınç doluydu.
Akif'in ölümünden bu yana tam 72 yıl geçmiş. Cılız birkaç mesajın dışında yine resmi anlamda doğru düzgün bir anma yapılmadı. Akif'in öldüğü günkü sessizlik hâlâ devam ediyor. Medya duyarsız okullar ilgisiz olsa da Asım'ın nesli Akif'i unutmadığını bir kez daha ortaya koydu. Konuşmacıların Akif bağlamında üstünde durduğu konular günümüz için de ışık niteliğindeydi. Tarih tekerrür mü ediyordu acaba? Safahat'ın 6. bölümünde (Asım'ın Nesli) yer alan tartışma ve meseleler ilginçtir ki bugün hâlâ aktörleri değişmiş biçimde devam ediyor.
Hocazade, Köse İmam, Asım ve Emin (Akif'in oğlu) cemiyetin tipik bir ifadesi olan "mahalle"yi yansıtıyor. Köse İmam'ın oğlu Asım haksızlığa ve kötülüklere tahammülü olmayan, edepsizliklerle tek başına mücadele eden gözü kara bir gençtir.
Ramazan günü sigara içip oruç tutanların yüzüne dumanını üfürdüğü için münasebetsiz birini Üsküdar'da sokak ortasında ağız burun girerek hastanelik etmiştir. Köse İmam oğlunun bu durumundan şikâyetçi olsa da Akif bu ruhu Çanakkale'yi geçilmez kılan ruhla özdeşleştirip tebcil eder. Asım da Köse İmam da Müslüman mahallesinin muhayyel kahramanlarıdır. Asım'ın etkisi mahalleye kendini hissettirir. Asım'a rağmen kimse bu mahallede salyangoz satmaya kalkamaz. Şimdilerde "Mahalle baskısı" diye anılan şeyin dün bir duyarlık ve hassasiyet olduğunu görüyoruz. Acaba Binnaz Toprak gibiler Akif'in anlattığı mahalleyi gezip Asım'larla tanışıp görüşseydi nasıl bir rapor tutarlardı?
Haksızlık ve edepsizliğin karşısında durmak, zulmü alkışlamayıp, zalimi sevmemek, omurgalı bir insan olmak dün olduğu gibi bugün de "irtica" ile ilişkilenilmeye devam ediliyor. Bir tek fark var, dünün babaları (yaşlıları) bugüne nazaran daha bir yaşıyla mütenasip.
Akif'in en celalli şiirlerinden biri olan "Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem/Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem" diye elektriği artarak sürüp giden şiiri Köse İmam'ın yüreğinden kopmaktadır. Köse İmam sonucu şöyle bağlar: "Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu/ İrtica'ın şu sizin lehçede manası bu mu?"
İrtica kavramının sınırlarının bugün nerelere dayandığını düşündüğümüzde tarihin gerçekten bir tekerrür olduğunu anlamakta zorlanmayız. Akif ömrü boyunca ideallerini omuzlarında taşıyacak bir neslin hayaliyle yaşamıştır. Bu coşkun, namusunu çiğnetmeyen, kabına sığmaz gençlik Asım'da sembol haline gelmiştir. Asım'ın karşıt kuşağı Tevfik Fikret'in Haluk'udur. Bugünün Türkiye'si bu iki gençliğin uzantısı kuşakların ürünüdür. Türkiye'deki zihniyet kavgalarının temelinde Asım'la Haluk'un farklı hayat ve medeniyet algıları vardır.
Bugün itibariyle baktığımızda Türkiye'de genç nüfusa rağmen bir gençlik ideal ve enerjisinden bahsetmek ne derece mümkün?
Gençlik yaşla ya da biyolojik durumla ilgili bir şeyse söyleyecek fazla bir şey yok. Türkiye gerçekten gençleri bol bir ülke diyebiliriz. Ama gençlik yaştan ve biyolojiden çok daha farklı bir zihinsel durumun adıysa bu konuda iyimser olmak için fazla bir sebebimiz yok. İsmet Özel'in söylediği noktaya gelmemiz vazgeçilmez oluyor. Zor Zamanda Konuşmak kitabında İsmet Özel şöyle diyor: "Bir şey zıddıyla kaimdir ancak. Türkiye'de gençler yok, çünkü bu ülkede ihtiyar kalmadı artık. İçinden çıkıp geldiğimiz kültürün temsilcisi sayabileceğimiz insanlar yaşıyor mu acaba aramızda? ....Türkiye'nin yaşlıları aldıkları eğitim gereği hayalperest, delişmen ve taklit düşkünü kalmışlardır."
Kaybolan Asım'ların geri gelebilmesi için biyolojik yaşına rağmen genç ve yürekli babaların (Köse İmam'ların) eve dönmesi lazım.
Babaların eve dönmesi için de ümit öğreticisi Hocazadelerin rahlelerini tavan arasından kaldırıp yeniden tedrise başlamaları gerekir. İbret sofrasının başına oturup nasibimize düşeni alalım ki tarih hep bizi üzecek şekilde tekerrür etmesin.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




