Akhisar, 100 bine yaklaşan nüfusuyla il olmaya aday büyük bir ilçe. Geniş bir ova üzerinde kurulmuş olan şehir, köklü bir geçmişe sahip. Tarihi Hititler’e kadar indiriliyor. Asırlar boyunca pek çok değişik isimle anılmış. Bugünkü adını Osmanlı devrinde almış.
Tütün ve zeytinle özdeşleşen Akhisar, son yıllarda şöhretine yeni bir halka daha ekledi. Artık bu şehri Çağlak Festivali ile de anıyor, böylece, kültür ve sanat gündemine getiriyoruz.
Çağlak, şehre yakın bir yörenin adı. "Çağlak Boğazı" olarak anılan yöre aynı zamanda Akhisarlıların mesire bölgesi. Çağlak’ın festivale ad vermesinin ilginç bir hikayesi var: Yıllar önce, Akhisarlı bir genç İstanbul’a ilim tahsiline gider. Belirli bir tedrisattan sonra memleketine döner. Artık önemli bir ilim adamıdır. Akhisarlılar onu beldenin girişi olan Çağlak’ta karşılamışlardır. İlme verilen önemin bir göstergesi olarak 547 yıl önce gerçekleşen bu karşılama merasimi, halk tarafından her yıl bahar mevsiminde idrak edilir olmuş. Başta Belediye Başkanı Salih Hızlı olmak üzere geleneklerine sahip çıkan Akhisarlılar, son yıllarda gerçekleştirilen hamlelerle, etkinliği genelleştirerek millî, hatta milletlerarası seviyeye çıkarmışlar: 547. Çağlak Festivali ve Zeytin Şenlikleri bünyesinde gerçekleştirilen etkinlikler bu durumun bir göstergesi. 14-21 Mayıs 2006 tarihleri arasında gerçekleştirilen bu yılki kutlamalar arasında neler yok ki? Piknik, halk oyunları gösterisi, cirit-değnek oyunu, fotoğraf ve kompozisyon yarışmaları, söyleşiler, resim ve fotoğraf sergileri, konserler, tiyatro ve sinema gösterimleri, sportif etkinlikler ile sağlık, çevre, zeytincilik ve sinema panelleri... bunlardan belli başlılarıdır.
Üst paragrafta şiir oturumlarını saymayışımızın sebebi, şimdi anlatacak olmamızdır. Bir haftalık festival süresince Akhisarlılar farklı dünyaları olan üç ayrı şair grubuyla bir araya geldiler. Burada bir ayrıntı var. Belediye şiir etkinliklerinin düzenlenmesinde memur sendikalarıyla işbirliği yapmış. Böylece, kimseyi de küstürmemeyi hedeflemiş olsa gerek. Nitekim, 16 Mayıs’ta Eğitim-Sen işbirliği ile Veysel Çolak ve Sina Akyol, 17 Mayıs’ta Türk Eğitim-Sen işbirliği ile Yahya Akengin, Ali Akbaş, Mehmet Zeki Akdağ, Özcan Ünlü… Akhisarlılarla şiirlerini ve şiire bakışlarını paylaşmışlar…
Metin Önal Mengüşoğlu, M. Atilla Maraş, A. Vahap Akbaş, Mehmet Kahraman, Sıtkı Caney ve bendenizin katıldığı "Şiirin Terkisinde İnsan" başlıklı şiir oturumu, 18 Mayıs günü Eğitim Bir-Sen katkılarıyla ve Akhisar Öğretmenevi bahçesinde, ilgili bir dinleyici topluluğuna hitaben gerçekleştirildi. Mehmet Kahraman’ın başarıyla yönettiği oturum, özgün bir yapı arzediyordu. Şairlerin kâh şiir okumaları, kâh şiir üzerine kendilerine sorulan sorulara mukabil düşüncelerini dile getirmeleri ile renkli bir tablo çıkıyordu ortaya. Görüntüdeki bu renklilik, şairlerin okudukları dinamik şiirler ve dile getirdikleri köklü düşüncelerden kaynaklanıyordu. Burada, okunan şiirleri aktarmamız mümkün değil, fakat ileri sürülen ortak görüşleri özetleyelim: "Biz, manifestoları ortak bir ekibiz. Sanat salt hissiyat işi olamaz. Sanatı tefekkürsüz düşünmemiz imkansızdır. Onu vahiyle irtibatlı tutmalıyız. Sanatın ilahi kaynaktan beslenmesi gerekir." Bu arada, M. Atilla Maraş’tan şunu da öğreniyoruz: "Vaktiyle aynı kuşaktan arkadaşlarla bir manifesto etrafında müzakerede bulunduk. Fakat bir bildiriyle bunu kamuoyuna duyurmadık." Maraş’ın bu açıklamasından sonra, söz konusu bildiriyi beklemek sanırım hakkımızdır.
Akhisar’da, daha önceden kalbî muhabbetlerimin olduğu, hatta değişik iletişim kanallarıyla irtibat halinde bulunduğum bazı kardeşlerimle ilk kez yüzyüze geldik, kardeşliği perçinledik. "Simurg" şairi İsmail Karakurt, "Ebuzeran" şairi Sıtkı Caney, sinemacı-yazar Sadık Battal, Eğitim Bir-Sen Akhisar Şubesi Başkanı Cafer Tetik, değerli kardeşimiz öğretmen İbrahim Kalabalık bunlar arasındaydı.
Şiir oturumu akşam sularında sona erdi. Peki sanat faaliyetimiz sona erdi mi? Hayır! Sırada gazetemiz yazarlarından Hakan Albayrak’ın öncülüğünde hazırlanan iki belgesel film gösterisi var: "Şam İstanbul Köprüsü" ve "Saraybosna Sevgilim". O gün Akhisar Yeni Camii bahçesinde öğle namazı öncesi kucaklaştığımız Hakan Albayrak’ı, böylesi dinamik eserlerinden ötürü tekrar tekrar kutluyorum.
Bitirirken aktaralım, Akhisarlılar, Çağlak Festivali için vaktiyle şöyle bir türkü tutturmuşlar:
"Lale açmış Çağlak Dağı göründü / İhtiyarı genci birden yürüdü / Çorak Dağı bulutlara büründü / Arabalar dizim dizim dizildi / Fukaralar çalı dibine büzüldü / Şekerli zerde kıl heybeden süzüldü..."
Özellikle hava muhalefeti yüzünden bir zamanlar yarıda kalan festivalden yakınılıyor bu dizelerde. Hayır, artık bu yakınma bitmiş olmalı. Zira şimdilerde Akhisarlılar, Başkanları Salih Hızlı’nın öncülüğünde geleceğe doğru emin adımlarla yol almakta…
ŞİİR
(23 Mayıs 2002’de vefat eden Hüseyin Alacatlı’yı 4. ölüm yıldönümünde şiirinden yaptığımız bir alıntıyla rahmetle anıyoruz.)
"İçimdeki bir yerden bakıp kendi kubbeme
sesime rastladım nasıl da ah çekmişim çok utandım
taşlara sinmiş sesim maviyi çok aradım
boş yere aramışım her yerde kan kırmızı
dertleri tesbihe dizen vefasızı
sesinden tanıdım defterde sesi kalmış
göz kırpıyordu bana gözlerimi kapadım
buymuş dedim ağladım bir daha ağlamadım"
(Harflerin Ülkesi, Erzurum, 2002, s. 78)


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



