Ortadoğu ve Doğu Akdeniz'de yaşanan hızlı jeopolitik gelişmeler, ister istemez bölge ülkelerinin siyasi ve ekonomik güç dengelerini belirlemesine ve saflarını yeniden gözden geçirmelerine neden olacaktır.
2003 ile 2008 yılları arasında Kıbrıs Rum kesimi lideri Tassos Papadopoulos, Kıbrıs Rum Kesimi ile Yunanistan arasında Münhasır Ekonomik Bölge (Delimitation of the Exclusive Zone) sınırlarının birleştirilmesi ve yeknesaklığı hususunda büyük çaba göstermişti.
Rum Lideri Papadopoulos, Münhasır Ekonomik Bölge için Yunanistan dışında diğer Doğu Akdeniz ülkeleriyle de yakın bir temas içerisine girmişti. Kıbrıs Rum Kesimi ile Lübnan arasında 2007 yılında MEB(EEZ) anlaşması akdedilmesine rağmen, Türkiye'nin Lübnan ile gelişen ekonomik ve siyasi ilişkileri nedeniyle Lübnan Meclisi'nden
geçirilmediği için işlerlik kazanmamıştır. Keza benzer anlaşma dönemin Mısır yönetimi ile de imzalanmıştır.
Ortadoğu'da yaşanan ani gelişmeler, Kıbrıs Rum Kesimi'nin Lübnan, Mısır ve Suriye ile yapmış olduğu anlaşmaları işlevsiz bırakmıştır. Bunda Türkiye'nin bu ülkelerle olan yakın temasları da etkin rol oynamıştır. Bütün bunları göz önüne alan Kıbrıs Rum Kesimi, Türkiye ile İsrail arasında yaşanan "Mavi Marmara" krizinden faydalanarak ani bir atakla İsrail ile Münhasır Ekonomik Bölge konusunda görüşmelere başladı ve 17 Aralık 2010 tarihinde Kıbrıs Rum Kesimi Dışişleri Bakanı Markoz Kyprianou ile İsrail Ulusal Altyapı Bakanı Uzi Landau arasında işbirliği anlaşması akdedildi.
Kıbrıs Rum Kesimi'nin bu tutumu, Avrupa Birliği ve ABD tarafından büyük ölçüde kabul gördü. Bundan cesaret alan Kıbrıs Rum Kesimi, İsrail'in 75 mil açığında yer alan Leviathan bölgesindeki 12. Blok'ta ABD menşeli Noble Energy şirketi aracılığıyla İsrail ile birlikte sondaj çalışmalarına başlamış bulunmaktadır.
BM temsilcisi Alexander Downer başkanlığında, Kıbrıs Rum Lideri Demetris Christofias ve KKTC Lideri Derviş Eroğlu arasında yapılacak olan barış müzakereleri öncesi böylesine bir adımın atılması Türkiye'yi Akdeniz'de köşeye sıkıştırma politikasından başka bir şey değildir.
Rum ve İsrail tarafından atılan bu adımlar sadece Türkiye'yi değil, başta Mısır, Lübnan ve Suriye'yi de tedirginliğe itmiştir. BM için Newyork'ta bulunan Lübnan Dışişleri Bakan'ı Rum meslektaşı Erato Kozaku Markulli'yi köşeye sıkıştırarak Lübnan'ın hükümranlık haklarından taviz vermeyeceğini tekrar etmiştir. Çünkü Leviathan Bölgesi'nde 500 milyar metreküp, Tamar Bölgesinde ise 300 milyar metreküp doğalgaz rezervinden söz edilmektedir.
Başbakan Erdoğan'ın iktidara geldiği ilk yıldan beri söz konusu olan bu sorun nedeniyle hiçbir somut adım atmadığı ortaya çıkmış oldu. KKTC ile ABD gezisi sırasında acil bir anlaşmaya imza atması bunun en bariz göstergesidir. Türkiye bu anlaşma ile Piri Reis'i Doğu Akdeniz'e sismik araştırma için gönderirken, bu konuda büyük mesafe kat eden Kıbrıs Rum Kesimi ise petrol ve doğalgaz çıkartmak için çalışmalar başlatmış durumdadır.
Türkiye, Doğu Akdeniz'de yaşanan bu gelişmeler ışığında nasıl bir strateji takip edeceği merak konusudur. Zira Kıbrıs Rum Kesimi ve İsrail yakınlaşması sadece 12. Blok ile sınırlı kalmayacaktır. Doğu Akdeniz'deki olası doğalgaz şimdiden Avrupa ülkelerinin iştahını kabartmış vaziyettedir. Bu nedenle, İsrail, Kıbrıs Rum Kesimi ve bazı Avrupa ülkeleri ortak bir şeytan üçgeni kurarak Türkiye'yi tehdit eden terör konusunda alttan alta yıpratma ve aşındırma politikalarına destek vermeleri de söz konusu olabilir. Daha da önemlisi, Türkiye'nin hızla umudunu yitirdiği AB üyeliği konusunda da Rum Kesimi'nin tutumu da son gelişmeler ışığında daha da sertleşebilir. Son gelişmeler ışığında, Hükümetin kendi kendini 12. Blok'a mahkûm etmesi yerine, daha geniş yelpazeli politikalarla, İsrail ve Rumları geri adım atmaya zorlayacak yeni ve kalıcı politikalar ve adımlar atması gerekmektedir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



