Gazetemizin Eski Genel Müdürü, kıymetli insan Hazım Oktay Başer'in vefat haberini duyunca, aramızdan birer birer ayrılan ve bu dünyanın çirkinlikleriyle bizi baş başa bırakıp, terk-i diyar eden ak sakallı, nur yüzlü büyüklerimiz aklıma geldi. Çevrenize bir bakın bakalım, o insanlardan kaç tane görebiliyorsunuz?
O insanlar Milli Görüş Lideri Erbakan Hocamızın selamına karşılık verip, aldıkları selamı bütün Türkiye sathına yaymak için canla başla çalıştılar. Bıkmadılar, usanmadılar. Bir an bile "of" demediler. Bulundukları ortama huzur, güven ve umut verdiler. Yapılan çalışmalarda her zaman en ön saflarda yer aldılar. Bir hasıla ortaya çıkınca, bunu ümmetin hayrına yordular ve en arka safta durmayı tercih ettiler. Dünyevi hiçbir beklentinin içinde olmadılar. Allah (c.c) rızası için çalışmanın ne demek olduğunu biz onlara bakarak öğrendik. Bereket kelimesinin karşılığını o güzel insanların gayretli çalışmalarının neticesinde anladık. Çok kısıtlı imkânlar olmasına rağmen, ihlâsla çalışılırsa, büyük başarılar elde edileceğini bizlere ispat ettiler.
Seksenli ve doksanlı yıllarda aynı havayı teneffüs ettiğimiz "ak saçlı" insanların dizinin dibinde çok şey öğrendik. Yaptığımız hatalar, eksiklerimiz bu güzel insanların yanında bir kar tanesinin yere düşene kadar eriyip ortadan kalkması gibi, bizi temize çıkarır, hizaya getirirdi. Bir nevi, her an yanlış yapmaya meyilli gençlere bir koruma kalkanı görevi üstlendiler. İslami camianın seksenli yılların sonu ile doksanlı yıllarda elde ettiği mevziler, imkânlar; davasına sadık, hiçbir dünyevi beklenti içinde olmayan, yaptığı fedakârlık karşısında kendisi için bir şey beklemeyen "dava delisi" insanlar eliyle gerçekleşti. Şimdi çevremizde belli yaşın üzerinde çokça insan olmasına rağmen, eski insanları arıyoruz. İzleyebildiğimiz kadarıyla şimdiki büyüklerimiz, Milli Görüş Lideri Erbakan Hoca'nın uzun soluklu selamını topluma iletme görevini unutmuşa benziyor.
Eskiden kısıtlı imkânlarla yapılan çalışmalar herkesi şaşırtacak neticelere ulaşırdı. İslami camia, önceden hayal bile edemeyeceği imkânlara kavuştu. Bizler nur yüzlü, ak sakallı insanların yanında çalışmalarda yer alarak, kerametin bizden kaynaklandığını sanırdık. Zamanla ak sakallı insanlar birer birer aramızdan ayrılınca, bereketin de o insanlarla birlikte bizi terk ettiğini ve kerametin bizden sadır olmadığını anlamış olduk.
Gençliğimin ilk yıllarının geçtiği Kağıthane'de birçok genç gibi kendimi iki ak sakallı, nur yüzlü insanın, gerçek mücahidin dizinin dibinde buldum. Bunlardan biri Cemal Sönmez idi. Marangozluk yapan Cemal Amca, küçücük atölyesinde sadece ağaçlara şekil vermekle kalmadı, aynı zamanda gençlere de bir yön verip, onları davanın birer neferi yapmak için çırpındı. Hele dükkânın bir köşesinde tavana kadar dizili olan Milli Gazete'nin nüshaları bize çok şey anlatıyordu. Diğer amcamız Rüştü Ataoğlu'ydu. Rüştü Amca da bütün ömrünü Milli Görüş davasını insanlara anlatmakla tamamladı. İkisi de ahirete göçtü.
Şimdi yolum Kağıthane'ye düştüğünde, hep bir burukluk hissederim. İçim daralır, bir an önce oradan uzaklaşmak isterim. Gençliğimizin ilk yıllarında bizi mıknatıs gibi içine çeken semt, şimdi bize yüz vermiyor, ruhumuzu sıkıştırıyor. Çünkü artık semtler maneviyatı önceleyenlerin aksine, maddeyi baş tacı edenlerin istilasına uğramış. İki binli yıllar, birçok şeyi dönüştürdüğü gibi, toplumun manevi önderlerini de aramızdan çekip aldı.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




