Akîkanın hükmü konusunda farklı amel edişlerin bulunmasının zihinlerde tereddütler bıraktığı bir gerçektir. Bu ve bu tereddütlerin ortadan kaldırılması gerekir. Bu sebeple okuyacağınız bu yazı her ne kadar fazlaca fıkhî ağırlıklı bir yazı olsa da buna ihtiyaç olduğuna, dolayısıyla akika kurbanının hükmü ilgili bilgi vermenin lüzumuna inanıyoruz. Elbette ki sunacağımız bilgi mümkün mertebe öz olacaktır. Daha geniş bilgi elde etmek isteyen kardeşlerimiz bu konuyla ilgili zikredilen kaynaklara ve geniş fıkıh kitaplarına müracaat etmelidirler.
Akîka ile ilgili farklı amel edişlerin sebebi, ilim ehli arasında onun hükmü konusunda farklı görüşlerin olmasıdır.
Hanefî kitaplarında verilen bilgilere göre akîka kurbanı 'udhiye kurbanının vâcip kılınışıyla neshedilmiştir. Nasıl Ramazan orucu diğer oruçları, zekât diğer sadakaları neshetmişse, udhiye kurbanı da "atîre" ve " fer' " diye isimlendirilen kurbanlar ile birlikte akîka kurbanını neshetmiştir. [1]
Dilimizde "kurban" kelimesi genel manada kullanılıyor olsa bile İslâmî ıstılahta her bir kurbanın ayrı bir adı vardır. Buna göre; udhiye, varlık sebebiyle kesilen kurbanın adıdır. Zilhicce ayının onuncu günü (yani kurban bayramında) kestiğimiz kurban bu kurbandır. Haccını edâ eden Müslümanların kestiği kurbana ise "hedy" denir. Hac sırasında işlenilen hatalar sebebiyle kesilen kurbana "dem-i cebr" veya Türkçede kullanıldığı şekliyle "ceza kurbanı" adı verilir. Adak sebebiyle kesilen kurban ise "nezir kurbanı"dır.
Hanefî âlimlerinden Tahâvî'ye göre ise dünyaya gelen bir çocuk için akîka kurbanı kesmek müstehabtır. Bir başka ifadeyle, güzeldir, imkânı olup kesen insan bundan ecir kazanır.
Malikî, Şafiî ve Hanbelî Mezheblerine ve daha birçok ilim ehline göre müekked sünnettir. [2]
Akîkanın müekked sünnet olduğu kanaatinde olan âlimler ise bu görüşlerine yukarıda zikredilen akîkanın meşru olduğuna dair hadisleri delil olarak gösterirler.
Hanefî Mezhebi âlimleri ise görüşlerini şöyle ifade ederler: Akîka ile ilgili hadisler vardır. Ancak bunlar neshedilinceye yani hükmü kaldırılıncaya kadar var olan kurbanı dile getirirler. Maddî varlık sebebiyle kesilen "Udhiye Kurbanı" ile yani Zilhicce ayınının 10'unda (kurban bayramında) kesilmesi emredilen kurbanla kaldırılmıştır. Nitekim Allah Rasûlü'nün(sav) Hasan ve Hüseyin için akika kestiği nakledilir, fakat oğlu İbrahim için kurban kestiğine dair bir bilgi yoktur.
Akîka kurbanının neshi konusunda nakledilen rivâyetler, Nasbu'r-Râye'de ve İ'lâü's-Sünen'de uzun uzadıya müzakere edilir. [3]
Müstehab olduğunu söyleyen İmam Tahâvî'nin delilleri, sünnet olduğu kanaatinde olan ilim ehlinin delilleriyle aynıdır. Bir başka ifadeyle Allah Rasûlü'nün (sav) akîka kesmeyi çocuğu dünyaya gelen insanın isteğine bırakmasıdır. Maddî durumu yerinde olan, zaman ve mekân olarak müsaid olan ve kesmeyi arzu eden insanlar bunu yaparlarsa ecirlerini alırlar.
Akîka kurbanı, Hanefî Mezhebinde mensuh (hükmünün kaldırıldığı) kabul edildiği için kaynaklarında bu konuda fazla bilgi yer almaz. Hatta bu yüzden delillerinin Amr İbn Şuayb'ın naklettiği hadis olduğu zannedilir ve tenkid edilir. Bu hadisin baş tarafı şöyledir: "Rasûlullah'a (sav) akîka hakkında soru soruldu. Soru üzerine Allah Rasûlü(sav); "Allah, 'ukûku sevmez," buyurdu. [4]
Ancak hadisi nakleden râvînin de hadisin devamında dikkat çektiği gibi Allah Rasûlü'nün "Allah, 'ukûku sevmez," buyurması ismi hoş görmemesinden dolayıdır. Yoksa akîkayı reddetmek için değildir. Çünkü önceden de zikredildiği gibi akîka kelimesi "alakayı, bağı kesti, aradaki bağları koparttı" manalarına da geldiği için anne-babayla ilgi kesmeye, bağları kopartmaya "ukûk" denmiştir. "Anne-babaya karşı ukûk" ifadesi kullanılınca da bu ifadeden, onlara isyan, karşı gelme, onlarla bağı kopartma, araya acı duvarlar örme anlaşılır olmuştur.
Allah Rasûlü'nün böyle bir mânâya da açık olan bir kelimenin, dünyaya yeni gelen bir çocuk sebebiyle kesilecek kurbana ad olmasını hoş görmediği, onun yerine daha güzel bir isimle adlandırılmasını arzu ettiği anlaşılıyor. Çünkü bu kurban sevinç ve şükür duyguları ifade eden bir kurbandır. Allah Rasûlü (sav) bu kurbana "akîka" yerine "nesîka" veya "zebîha" denebileceğine işaret ediyor.
Bu konuda nakledilen naslar bütünüyle değerlendirildiğinde, Rasûlullah'ın bu isimlendirmede çok fazla ısrarlı olmadığı açığa çıkıyor. Dolayısıyla da günümüze kadar daha ziyade "akîka" ismiyle anılarak geliyor. Eğer Rasûlullah (sav) Efendimiz kesin tavır alsaydı sahabeler bu ismi elbette ki kullanmazlardı.
Hadisin naklinde yer alan kelimeler ve vürud sebebi, Allah Rasûlü'nün muradının kelimenin manasıyla ilgili olduğunu izah için zaten yeterlidir. Hanefî âlimlerinin delili de bu hadis değildir.
Nesh konusunda Hanefî âlimlerinin sözleri incelendiğinde ibareler, akîka kurbanı kesmenin önceden vâcip olduğu ve daha sonra udhiye vacip kılınarak akîkanın vâcibiyetinin kaldırıldığı yönündedir. Bu yüzden akîka kurbanının Hanefîlere göre vâcip veya sünnet-i müekked mânâsında kesilmesi doğru değilse de, zekâtın nafile sadakaları,
Ramazan orucunun, müstehab oruçları ortadan kaldırmadığı gibi, çocuğun dünyaya gelişine sevincin ifadesi, birlik ve beraberliğe vesile olması, dar gelirli insanların ellerinin sofralara uzanması ve çocuk için onu bahşeden Mevlâ'ya duâya vesile olması arzusuyla kesilmesinde bir mâni olmasa gerektir. Maddî durumu yerinde olan âilelerin bu kurbanı kesmesi ve kendi sevinçlerine akraba ve dostları ortak etmesi güzel bir davranış olur.
Ayrıca, çelişki olmadığı sürece diğer imamların ictihadlarını gözeterek hareket etmek de müstehabtır.
Akîka Günü
Semüra İbn Cündüb'ün (ra) rivâyet ettiğ hadis-i şerifte de zikredildiği gibi, akîka kesecekler için en uygun olan gün doğumun yedinci günüdür. O günde kurban kesilir, çocuğun saçı tıraş edilerek bu saçın ağırlığınca gümüş tasadduk edilir ve ismi konur.
Allah Rasûlü (sav) torunları Hasan ve Hüseyin için de akîka kurbanını yedinci gün kesmiştir.
Ancak birçok sahabî ve ilim ehline göre bu bağlayıcı değildir. Daha sonraki günlerde de kurban kesilebilir. Özellikle doğumun sebep olduğu telaş, anne ve çocuğun sağlık durumu akîka ile uğraşmaya izin vermeyebilir. Dolayısıyla âilenin ve imkânların müsaid olduğu günlerde kesilebilir.
Âişe Vâlidemiz, yedinci gün kesilmesini, yedinci gün kesilememişse on dördüncü gün, on dördüncü gün kesilememişse yirmi birinci gün kesilebileceğini söyler.
Kaynaklarda erkek çocuk için iki, kız çocuk için bir kurban kesilmesiyle ilgili bilgiler yer alır. Ancak bu da bağlayıcı değildir. Rasûlullah (sav) Efendimiz torunları Hasan ve Hüseyin için daha sıhhatli olan rivâyetlere göre birer kurban kesmiştir. [5] Akîka konusunda nakledilen rivâyetlerin çoğunda da böyle bir farklılık zikredilmez. İkili, birli kesilmesinde de bir sakınca yoktur.
Kurbanın kemiklerinin kırılıp kırılmaması da böyledir. Yani bağlayıcı değildir.
Akîka vesîlesiyle kurban edilecek hayvanda da udhiye kurbanında aranan vasıflar aranır.
Daha geniş bilgi için, kurbanlarla ilgili veren kaynaklara müracaat edilmelidir.
Dipnotlar
[1] Bedâyiu's-Sanâyi' (5/ 127), Rivâyetler için bak: Nasbu'r-Râye (4/ 206-208)
Atîra: Ebu Hureyre'den gelen bir hadiste Recep ayında kesilen kurbana dendiği yer alır. Sahih-i Buhârî, Akîka (17 / 202 ve 203)
Aynî, cahiliyede Recep ayının ilk on günü içinde kesilen kurbana dendiğini, ayrıca "Recebiyye" olarak da isimlendirildiğini söyler. (Umdetü'l-Kârî 17 / 202-203)
Fer': Devevnin ilk dünyaya getirdiği yavruya denir. Câhiliyede, ilk doğan yavru putlar için kurban edililirdi. (Sahih-i Buhârî, Akîka 'Umdetü'l-Kârî' 17 / 202-203).
[2] Müntekâ, el-Bâcî (3/ 102-103), Mühezzeb, Şîrâzî (1/ 248), Keşşafü'l-Kına', el-Buhûtî (3/ 24)
[3] Bunları, cevaplarını ve ilim ehlinin tartışmalarını nakletmeye burası uygun olmadığı için derinlere dalmamayı tercih ettik.Bu konuda geniş bilgi için bak: Nasbu'r-Râye (4/ 206-208), İ'lâü's-Sünen (17/ 101-113)
[4] Bu hadis yukarda Amr İbn Şuayb'dan nakledilen hadisin baş tarafıdır.
[5] Bak: Sünen-i Ebu Davûd, Edâhî (3/ 261-262),


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



