Bugün eğitimle ilgili iki örnek olayı konu edineceğim... İlki yaz Kur'an kurslarıyla ilgili...
Yaz Kur'an kursları şayet gerektiği şekilde verilirse pek çok faydası olacağı aşikâr... Bir de buna son dönemde imam-hatiplerimizin, müezzin-kayyımlarımızın pedagojiye dair bilgilenmeleri, bilinçlenmeleri de ilâve olunursa kurslardan fayda sağlanacağı kesin... Nitekim birkaç kez çeşitli vesilelerle camilere gittiğimde bunu yakinen müşahede ettim. Hele bir camide gördüğüm manzara gerçekten kayda değerdi. Camiye girdiğimde bir tarafta hanımların, genç kızların gruplar oluşturduğunu gördüm. 60-70 kişilik bu hanımefendilerin yanı sıra yine diğer tarafta düzenli gruplara bölünmüş erkek çocukları gördüm. İlkokul, ortaokul ve lise öğrencilerinden oluşan bu erkekler grubu kadınlara oranla çok daha kalabalıktı. Hocaefendiye sorduğumda sayılarının 150 ile 170 arasında değiştiğini söyledi. Camide okuyanlardan başkasını sesi çıkmıyordu. Büyük hanımları ve kız çocuklarını hocaefendinin eşi okutuyormuş. Erkekleri ise hocaefendinin kendisi.
Gerçekten bu özveri ve azme, çalışkanlığa hayran olmamak kabil değildi. Hocaefendi'yi tebrik ettim. Görevimiz, dedi. Bu çocuklara elimizden geldiğince bir şeyler öğretmeye çalışıyoruz. Namaz sureleri, 32 Farz, namazın kılınışı gibi İlmihal Bilgileri, Hz. Peygamberin hayatı gibi dersleri üç bölümde veriyoruz. Fakat eşimle yaptığımız en önemli ders, çocuklarla camii arasında köprü kurmak, onların dünyasında caminin ayrıcalıklı ve önemli bir yer olduğunu onlara anlatmak, kavratmak...
Bu cümleleri duyunca çok sevindiğimi, sıradan bir hoca ile değil, çok bilinçli bir eğitimci ile karşı karşıya olduğumu fark ettim. Ders bitip öğle namazına kadar geçen yarım saatte imam efendinin söylediklerini dinledim. O ise son dönemde çalışmalarını karşılığını ve semeresini gördüğünü anlatıp şu örneği verdi:
"Kursumuza gelen İlköğretim 7. sınıf öğrencilerinden zeki ve akıllı bir çocuk camiyi, cemaati pek bilmediği için birkaç gün zorluk çekti. Arkadaşlarını özenmiş de gelmiş. Gittiği okulun Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni yazın Kur'an kurslarına gitmelerini tavsiye etmiş. Çocuk geldi. namaz sureleri, namazın kılınışı, "Elif Ba" derken birkaç gün içinde Kur'an'a geçti. Öğleyin namazları kıldırıp gönderiyordum. Onlara küçük kitaplar temin edip hediye ediyordum. Camide çok zengin olmasa da küçük bir kitaplık oluşturmuştum. Bir gün bir veli geldi. Mahcup ve telaşlıydı. Hoca sizden yardım istiyoruz, demez mi... Merakımı celbetti. Hangi konuda, diye sordum. Bize namaz kılmasını öğretir misiniz, bu konuda yardım istiyoruz. Hayrola, dedim. Sizin yaşınız 40-45. Siz hâlâ namaz kılmasını bilmiyor musunuz, diye sordum Bilmediğini söyledi. O yüzden yardım istemek için geldiğini söyledi. Bu namaz merakı nerden çıktı, diye sormadan edemedim.
Oğlum sebep oldu, demesin mi... Yani bahsettiğim o çocuk... Sonra anlattı. Arkadaşlarına özenerek camiye gelen çocukları yalnız camide değil, evde de namazlarını kılmaya başlamış. Bu durum bir iki günde geçer demişler. Çocuk ise giderek namazlarını hiç kaçırmamaya başlamış. Annesi-babası çocuklarının karşısında mahcup olmuşlar, utanmışlar. Karı koca onlarda namaz kılmaya karar vermişler.
O nedenle hocadan yardım istemişler. Hoca'dan namaz ve sureleri içeren kitap isimlerini istemişler. Sonra karı koca bunları ezberlemiş, öğrenmişler. Şimdi evde herkes namaz kılıyor, baba ve oğul sabah ve yatsı namazlarını kılmak için birlikte camiye geliyorlarmış. Anne tesettüre bürünmüş, kursa devam ederek Kur'an'ı sökmüş... Kısacası, bir çocuğun gayreti bütün aileyi namazı başlatmaya yetip de armış. Bunların sayısı giderek çoğalıyormuş... Ne güzel, ne muhteşem, ne sevindirici bir gelişme değil mi?
Çocuğun eğitimi anne karnında başlar...
Çocuk eğitiminin annenin hamileliğinin beşinci ayından itibaren başladığını daha önce birkaç kez yazmış, örnekler vermiştim. Şayet anne mutlu bir hamilelik geçirirse, çocuğun psikolojik açıdan sağlıklı bir şekilde dünyaya gelip, hayata başlayacağını belirtmiştim. Bugün bunlara bir ek yapmak istiyorum.
Hamile olan anneler beşinci aydan itibaren her gün olmasa da haftada en az üç dört defa aynı saatte bir kıssayı çocuklarına okusunlar. Bu kıssanın Kur'an'da zikredilen bir kıssa olmasına özen göstersinler. Mesela Hz. Yusuf kıssası iyi bir tercihtir. Hamilelik sürecinde çocuk doğuncaya kadar buna devam etsinler. Çocuk doğduktan sonra dört yaşına geldiğinde o hamilelik sürecinde okudukları kıssayı aynı saatte çocuklarına anlatmaya başlasınlar. Kıssanın başlangıcını anlatıp sustuklarında kıssanın geri kalanını çocuklarının anlatmaya başladığına tanık olacaklardır. Bu kıssayı babalar da eşlerine hamilelik sürecinde okuyup, daha sonra aynı deneyi gerçekleştirebilirler... Dolayısıyla diyeceğimiz o ki, çocukların eğitimi anne karnında başlar...



Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



