Milli ve manevi değerlerine bağlı olan milletimiz, aslında güçlü bir aile yapısına sahiptir. Ancak, yıllardan beri kronik bir biçimde devam eden ekonomik krizler, milli gelirdeki adaletsizlik, bölgeler arası gelişim farklılıkları, hızlı kentleşme, iç ve dış göçler gibi olgular Türk aile yapısını sarsmaktadır. Bunun neticesi olarak da, Türk ailelerin önemli bir bölümü, geleneksel gücünü kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya gelmektedir. Buna bağlı olarak da aile yapımız dağılma ve bozulma sürecine girmiştir. Buna engel olabilmek için önleyici-koruyucu aile politikalarının yanında sosyal rehabilitasyon amaçlı aile destek hizmetlerine ihtiyaç vardır.
Evlenmek isteyen çiftlerin nikâhının kıyılabilmesi için, çiftlerin aile danışma kurslarına tabi tutulmaları gerekmektedir. Kursların düzenlenmesi ile ilgili kurumsallaşma çalışmaları, aile danışma merkezleri tarafından yürütülmektedir. Bu kursların amacı, aile yuvasının önemini, eşlerin görev ve sorumluluklarını, aile içi geçimsizlik gibi kriz oluşturabilecek tehlikelerden kurtulabilmenin yollarını göstermek ve huzurlu bir aile yuvanın tesisini sağlamak olmalıdır. Bu kursların müfredatı, sosyal pedagoglar, sosyal psikologlar, ilahiyatçı bilim adamları, aile sosyologları, konu ile yakından ilgilenen öğretim üyeleri ve sosyal hizmet uzmanları tarafından hazırlanmalıdır.
Her geçen sene artan boşanmaların en önemli sebeplerinden birisinin geçimsizlik olduğu anlaşılmaktadır. Özellikle evliliklerin ilk yıllarında boşanmalar nispeten daha fazladır. Yeni çekirdek aile tipini oluşturan çiftler birbirlerinin kişiliklerini daha tam olarak tanıyamadan, ufak tefek kırgınlıklar yüzünden hemen ayrılabilmektedirler. Şüphesiz yeterli rehberlikten ve tecrübeden mahrum olan bu yeni çiftler için kendi kendilerine problemlerini çözemediklerinden psiko-sosyal danışmanlık hizmetleri sunan aile merkezlerinin arabuluculuk fonksiyonları önem arz etmektedir. Geçinemeyen eşler, avukatlara ve mahkeme koridorlarına gitmeden önce, aile danışma merkezlerinin uzlaştırıcı ve barıştırıcı hizmetlerinden yararlanmalıdırlar. Aile Danışma Merkezlerinin kriz birimlerinde görevli aile uzmanları, iyi niyetli ve tarafsız olarak öncelikle aile yuvasının yıkılmaması için tavsiyede bulunmalıdırlar ve geçimsizliğin esas sebebine göre alternatif çözüm önerileri sunmalıdırlar. Ekonomik sebeplerin ön planda olması halinde, özellikle çocuklu ailelere sosyal yardımın sağlanacağı garantisi verilmelidir.
Çocuğun psiko-sosyal eğitim ve terbiyesinin verilmesinde en tabii ve münasip ortam aile çevresi olmakla beraber, özellikle 3 yaşından sonra ailenin çocuğa yetmediği, çocuğun kendi yaşıtlarının arasında bilimsel ve objektif uygulamalarla öğrenme, tecrübe edinme ve yeteneklerini kendi bireysel özelliklerine göre geliştirme fırsatı sağlayan okul öncesi eğitim kurumlarına ihtiyacı olduğu tespit edilmiştir. Dolayısıyla, sosyo-ekonomik açıdan farklı ailelerde büyüyen çocuklar arasında oluşan sosyo-kültürel farklılıkların minimum seviyeye indirilmesi ve her çocuğun eşit şartlar altında eğitilmesi ve sosyalleştirilmesi bakımından devlet, özellikle sosyal problemli ailelerin çocuklarına, ücretsiz veya cüzi bir katkı payı almak suretiyle, okul öncesi profesyonel bakım ve eğitim hizmetlerini yaygınlaştırarak sunmalıdır.
Çocukların yetiştirilmesinden, terbiyesinden ve eğitiminden, cemiyetin çekirdeği olarak kabul edilen aile sorumludur. Sosyal rehabilitasyon amaçlı ve aile içi müdahalelerin gayesi, çocuklarını sağlıklı yetişebilecek, sorumluluk taşıyabilecek ve topluma uyum sağlayabilecek saygın bir insan kimliğine kavuşturmak olmalıdır. Ebeveynin, bu hedefi, hangi sebepten olursa olsun, yeterince yerine getirememesi halinde sosyal devlet, kendisine, hem maddi, hem de sosyo-kültürel yönden destek sağlamalıdır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



