Son dönemlerde en çok konuşulan konulardan biri de "yeni anayasa" çalışmalarıdır.
Bir toplumun "dirlik ve düzeni " için anayasa çok önemli ama o toplumu meydana getiren "aile kurumu," daha önemli değil mi?
Aile olmadan hangi toplumdan, hangi düzenden, hangi anayasadan bahsedebiliriz?
En sağlam bildiğimiz aile kurumumuzun içine "virüs" girdi.
Her geçen gün anneden, babadan, kardeşlerden, evlatlardan ve akrabalardan uzaklaşıyoruz.
Ailenin temelini oluşturan, "evlilik kurumu," kutsallığını hızla kaybediyor.
Geçimsizlikler, kavgalar ve boşanmalar almış başını gidiyor?
Ne oluyor bizlere?
Nedir bu huzursuzluk?
Nedir bu kaos?
"Mutlu" olacağımız yuvalarımız, adeta "mutsuzluk" mekânları olmuş!..
Aile yuvamızın dağılmasına daha ne kadar sessiz kalacağız.
Aile yuvamızı yeniden ele alma zamanı hâlâ gelmedi mi?..
***
Aile yuvamıza neler oluyor ki çatılar çöküyor.
Anne-babaların evlâtlarına sözleri geçmiyor.
Anne-babalar ayrı evlâtları ayrı ayrı.
Herkes bir başına, kendi dünyaları içerisinde bir koşuşturmadır gidiyor.
Kimin nereye gittiği belli değil ama herkes koşuyor?..
Kimsenin, kimseyine ayıracak zamanı yok, işi olan da koşuyor, olmayan da koşuyor.
Türk ailesin içerisinde "bir sancı var ama" biz bunun farkında değiliz?..
Bu sancı, sinsice, yavaş yavaş, aileyi, giderek toplumu sarıyor.
Bunun farkına varamazsak, "Bat dünyasının" düştüğü bataklığa bizim de düşmemiz an meselesi.
Yaşlanan ve yapayalnız kalan "Avrupa insanı, kedi- köpekle hayatını sürdürüyor."
Modern insan diye örnek aldığımız Avrupa insanı kupkuru yuvasında yapa yalnız tek başına yaşıyor.
Öldüğünde de günlerce odasında habersizce kalıyor, cesedi koktuğunda ancak fark edilebiliyor. Bu arada işin en korkunç yanı, aç kalan kedileri de cesedini yemeye başlıyorlar.
***
Boşanan ailelerde anne-baba huzursuz, eşler gergin, çocuklar ise ortada...
Sevgisiz, ilgisiz, merhametsiz başıboş çocukların hali perişan....
Bu çocuklar gelecekte nasıl bir birey olacaklar, "iyi insan, iyi vatandaş ve iyi bir Müslüman" nasıl olacaklar?..
Geleceğimizi emanet edeceğimiz bu çocukların oluşturacağı toplum nasıl olacak?
Yeni anayasadan önce "ailenin anayasasını" yeniden belirlemenin zamanı gelmedi mi?
Aileden sorumlu devlet bakanı belirlemekle bu iş oluyor mu?
Hani hükümet, hani Cumhurbaşkanı, hani Başbakan, hani muhalefet?..
Bir ülkenin ekonomik sorunları olabilir. "Acil, orta ve uzun vadeli programlar" yapmak suretiyle çaresine bakarsınız.
Bir ülkenin "terör sorunu" olduğunda da, sosyal, siyasal ve askeri tedbirlerle zaman içerisinde üstesinden gelebilirsiniz.
Bir ülkede "aile krizi sorunu" olduğunda ne yapacaksınız?
Aile krizi sorunu, terör, ekonomik ve diğer toplumsal sorunlar gibi değil,
Acil, orta ve uzun vadede yapılan programlar gibi hemen yerine gelmiyor.
Zaman istiyor, "sosyolojik ve kültürel alt yapı" istiyor, en önemlisi uzun yıllar istiyor.
Bu acı tablolar ortada iken, bir kere daha aileyi yeniden ele almamız gerekmiyor mu?
***
"Aile müessesesi" birden yıkılmıyor, haliyle birden de oluşmuyor.
Çınar ağacı gibi uzun yılların zorluklarına direnç göstererek meydana geliyor.
"Osmanlı" da birden yıkılmadı, üç yüz senelik kargaşalar sonucunda yıkıldı.
Ne plânlar, ne ihanetler, ne krizler, ne sinsilikler, ne isyanlar yapıldı?..
Osmanlı üç yüz sene yalnız bunlarla uğraştı.
Şimdilik bizim "aile kurumumuz" da Osmanlı gibi "direniyor."
Bakalım nereye kadar direncini sürdürebilecek?
Ateş bacayı sardığında direncimiz fayda verebilecek mi?..


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



