Modernleşme tarihimiz biraz da modernistlerin hurafelerle mücadele tarihidir. Daha doğrusu modernleşmeyi dayatanlar geri kalmakla ilgili iki formül attı ortaya, Şöyle dediler: İki şey yapmamız lazım. Birincisi, bilimden, teknolojiden, Batılaşmaktan uzak kaldık; ikincisi, bu modern değerler yerine hurafelere, geleneğe ve batıl inançlara bağlandık." Ne yapmamız lazım diye soran olmadı bu graffiti karşısında. Çünkü bu sözü söyleyenler şöyle devam ettiler. "Modernleşmemiz için gelenekten hızla uzaklaşmalıyız." Gelenekle özel olarak dinimiz kastediliyordu. Gücü elinde tutanlardan bazıları doğrudan "din" demeyi seçti, bazıları da kısık sesle batıl inançlar, hurafeler, dervişler, tekkeler, türbeler, kerametler filan diyerek aynı kabın içine birçok şey koydu.
Pozitif eğitim, dinin yerine akılcılık, bilimcilik, gerçekçilik gibi Batı değerlerini ikame etti. Okullara laboratuarlar kuruldu, bol miktarda soğan zarı incelendi. Modernizmin tezgâhından geçenlere göre yağmur, Allah'ın özel olarak görevlendirdiği Mikail aleyhisselam ve melekler eliyle yağan bir rahmet değildi; bir tabiat hadisesi idi. Yağış olayı, sıcak hava ile soğuk havanın yer değişimi, buharlaşma vs olarak izah edilince, biz de yağmur yağdırabiliriz noktasına gelindi. Buradan da yağmur bombalarına filan varıldı. İstanbul'un su sorununu "yağmur bombası" ile çözerim diyen Prof. N. Sözen'in modernizmi "yağmur duası" ile tarihin çöp sepetine atıldı ama anlayın kim?
Bir zamanlar ilkokullara kadar inen laboratuarlar, "mabet" olarak görüldü. Önce periler (cin) inkâr edildi. Çünkü peri bir masal varlığı idi, gerçekliği yoktu. Mantık şöyle yürütüldü: Peri yoksa şeytan da yoktur ruh da melek de. Böylece kolayca Allah'ı inkâra varmayı düşündüler. Varanlar da oldu. Allah'ı inkâr ettiniz mi kitaplar, peygamberler, ahiret günü, hayır ve şer, kısacası gayp zaten anlamını yitirir. Velhasıl okumuş-yazmışlarımız bir zaman koyu bir materyalizmle yetişti.
Zamanla anlaşıldı ki inkâr ettikleri "ruh" her durumda kendini hissettiriyor. Çünkü Çanakkale Savaşları başka türlü izah edilemedi. Hacı Bayramı Veli işte orada TBMM'nin açılışına refakat ediyordu. Hacı Bektaşi Veli, Mevlana, Yunus Emre aramızda idi. Bu durumda "geriye dönmek" olmazdı. Yeni mitoslar oluşturmak lazım, diye düşündüler ve modernistler bu kez kişi kültü oluşturdular. Madem insanlar destansız, ruhsuz, olağanüstüsüz yaşayamıyor; öyleyse şu, şu kişiler neden ruhanilerimiz olmasın denildi; modern hurafeler böyle icat edildi ve yaygınlaştırıldı. Televizyonlarla, gazete ve diğer araçlarla tarot falı, el içi falı, futbolda büyü, dağa vuran gölge siluet, ruh çağırma, yıllık fal kitapçığı, 19 mucizesi vs. ile günlük hayata modern hurafeler salıverildi. Her gün gazetedeki fal köşesini okumadan evinden çıkmayan, alış veriş yapmayan fakültede Fen, Matematik, Fizik, Mühendislik okumuş kişiler tanıyorum. Hatta "Acaba istikbalde bana genelkurmay başkanlığı görünüyor mu, bir bak bakalım" diye Cinci Memiş'e giden kuvvet komutanlarını manşetlerde gördük. Ben dünyaya ikinci kez geldim diyen başbakan eşlerinin kitapları best-seller oldu. Bir taraftan "Dinimiz akıl-mantık dinidir." diyerek imana konu olan olgular maddileştirilmeye çalışılırken; diğer taraftan Ahtapot Paul'a mürit toplanıyor. Neymiş, ahtapotun önüne eşit uzaklıkta yiyecek konuluyormuş, bu yiyecekler bayrak rengi ile sarılıyormuş, ahtapot hangi bayrağa sarılı yiyeceği alırsa, maçı o takım kazanıyormuş. Bu yol ile dünya kupası üzerinden kim bilir kimler iddiaya girdi, kim bilir neler kazanıldı? Türkiye'de önümüzdeki futbol sezonunun çok renkli geçeceği anlaşılıyor. Acaba hangi takım şampiyon olacak, sorusu bundan böyle spor yazarlarına, yorumculara değil; Ahtapot Paul'a sorulacak, soruluyormuş gibi yapılacak. Hayret nasıl da akıl edemediler, hazır hazreti bulmuşken referandum sonuçlarını da sorsalar ne iyi olurdu!
Mümkün olsa canlı yayına çıkarmak için özel televizyonlar birbirini çiğneyecekti ama imkânsızlık işte. Çaresizlikten ne yapacağını şaşıran medya bu arada "Ahtapotun dayısı Türkiye'de" diye haber yapmaktan çekinmedi. Ben de onlara tam bu noktada sormak istiyorum: Hayatta en hakiki mürşit neydi?


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



