28-29 Ocak günlerine denk gelen hafta sonunu, TYB ile Keçiören Belediyesi'nin işbirliğiyle gerçekleştirilen 50 Yıl Sonra Ahmet Hamdi Tanpınar etkinliklerine katılmak suretiyle Ankara'da geçirdik.
Ahmet Hamdi Tanpınar Sempozyumu sözkonusu etkinliklerin bir aşamasını oluşturuyordu. Beş oturumluk sempozyumun dördüncü oturumunda Tanpınar'da Edebiyat Geleneği Teorisi başlıklı tebliğimle yer aldım.
Konuyla yakından ilgilenenlerin bildiği üzere, çok katmanlı bir kavram olarak gelenek pek çok bilim ve sanat dalının en önemli sorunlarından birisi olagelmiştir. Edebiyat da, gerek bilimsel gerekse sanatsal yaratım olarak geleneği kendisiyle içli dışlı bulmuştur. Bir fikir vermesi amacıyla, edebiyat geleneği üzerinde kafa yoranların gelenekle ilgili yaptıkları adlandırmalardan küçük ve pratik bir seçki sunalım: Hafıza kaybının onarılması çabası, ruh akrabalığı, kültürün kendini koruma refleksi, süreklilik, aktarılan yapı, devam eden yapı, tarihin sürekliliği, ortak tarihî program, ardı ardına gelenlerin iz sürmesi, zamana dayanıklılık, tekrarlandığında eskimeyen, ölçü, itidal, dilin kemale ermesi, maziye ait bir şey vb...
Ahmet Hamdi Tanpınar, Türk edebiyatının kırılmalar yaşadığı bir çağın çığır açan yazarı olarak, edebiyat geleneğine dair köklü düşünceleri olan bir yazardır. O, hem edebiyat araştırmacısı hem de edebiyat sanatçısı (şair, romancı, hikâyeci, denemeci vb.) olarak gelenekle ilgili özgün düşünceler üretmiş ve uygulamıştır.
Ben tebliğimde Tanpınar'ın özellikle geleneğe teorik yaklaşımını dikkatlere sundum.
Tebliğimde gerçekleştirilecek en önemli husus Tanpınar'ın gelenekle hangi bağlamlar üzere cenk ettiğini tespit etmek olacaktı. Zira köklü bir geçmişten sürüp gelen maddi ve manevi birikimlerin bütünü olarak gelenek, Ahmet Hamdi Tanpınar'ın, üzerinde sıkça kanaat bildirdiği konuların başında gelmiştir.
Bu kanaatlerin belirlenip tasnif edilmesi, bizce Tanpınar incelemeleri için yapılacak temel bir hamle olacaktı.
Konu "teorik" bir alanı kapsadığına göre, yazarın bu bağlam üzere oluşturduğu eserlerini tetkik etmem öncelikli bir çabayı gerektiriyordu. Nihayetinde, Edebiyat Üzerine Makaleler, 19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi ve Yaşadığım Gibi adlı eserleri masaya yatırılmalıydı.
Ahmet Hamdi Tanpınar bu eserlerinde geleneği farklı ve orijinal adlandırmalarla ele alıyordu. Şu ifadelerde olduğu gibi: Asalet, sanatta lazım gelen asalet, nizam, bütün bir geçmiş zaman zevki, asırların yığmış olduğu müşahhas ve mücerret bin türlü mânâ yığını, vb...
Peki, Tanpınar geleneği kendisine hangi bağlamlar üzere dert edinmişti? Bunları şöyle sıralayıp açıklayabilirdik:
Tanpınar en çok, bizdeki gelenek-yenilik çatışmalarının başlangıcı ve tarihî gelişimi üzerine fikirler yürütüyor, tespitlerde bulunuyordu. Bu süreci, örneğin Türk Edebiyatında Cereyanlar başlıklı yazısında dile getirmiş, Tanzimat'ı olumsuz bir milat olarak görmüştür. Tanzimat sonrası edebiyatımızın 'en bariz fârikasının mazideki kaynaklarımızla olan' ilgisini kesmek olduğunu belirten Tanpınar, özellikle Servet-i Fünûn'dan sonra Avrupalı örneklerin edebiyatımıza girdiğini, yeni bir geleneğin oluşmaya başlamasıyla da edebiyatımızda ve ruhumuzda bir ikiliğin ortaya çıktığını söylemiştir.
Tanpınar'ı meşgul eden ikinci husus, gelenek deyince neyin, nelerin anlaşılması gerektiğidir. Milli Bir Edebiyata Doğru başlıklı makalesinde "mazideki kaynaklar"dan söz açan Tanpınar, hayli geniş bir gelenek listesi sunar bizlere: Divan edebiyatı, halk edebiyatı, folklor, halk şairleri, halk masalları, destanlar vb... Meselâ; Yeni Edebiyat Cereyanına Dair başlıklı yazısında, yeni şiir ile klâsik şiirimizi mukayese ederken şu cümleyi kullanmaktadır: "Gençleri seviyorum, fakat canım şiir okumak isteyince Bâkî Efendi'yi açıyorum."
Ahmet Hamdi Tanpınar, geleneğin kazanılması için ne yapmalı ve nasıl yapmalı sorularını da kendisine mesele edinmiştir. Bu soruların karşılığı olarak şu iktibası sunalım: "Şimdi yapılacak şey, kendimize, kendi yaşamımıza, geçmişimize, zenginliklerimize dönmek ve yetkinliği olduğu kadar içeriği de kendimizde aramaktır. Bunu başarmak için en kısa yol bilmektir. Neyiz ve nelerimiz var bilelim. Avrupalıların kendilerinden aldığımız şeyler için bizi beğenmesi, bize hayran olması mümkün değildir. Bilmek gerekir dedim, bildikçe kendimizi eski benliğimize yakın bulacağız. Yavaş yavaş, büsbütün yeni ve yabancının yerini yenileşmiş gelenek alacak."
Tanpınar'ın "ne yapmalı, nasıl yapmalı" sorularına verdiği veciz birkaç ifade de vardır: "Geçmişi bozarak inşa etmek" ve "değişerek devam etmek, devam ederek değişmek" gibi...
Tanpınar, teorik olarak geleneği sorgularken geleneksel şiir biçimlerinin neler olduğunu, gelenekten yararlanmanın olumlu ve olumsuz yönleri gibi hususları da dikkatlere sunar. Edebiyatın çeşitli türlerini, sözgelimi şiiri, romanı, tiyatroyu, tenkidi gelenek sınavından geçirir. Geleneği, türlerle olduğu gibi, edebî kişiliklerle ve tarihî süreçlerle iç içe müzakere eder.
Netice-i kelam: 'Eşik'te yahut 'iki arada bir yerde', nerede durursa dursun, Tanpınar iyi okunmalı. Özellikle şairler ve yazarlar tarafından...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



