1967 yılında doğdu, doğrudur.
İmam Hatip Lisesi'nde okudu ve bunu saklamıyor, doğrudur.
Ağrı, Amasya, Çanakkale, Balıkesir gibi illerde geçti çocukluğu, gençliği, doğrudur.
Liseli yıllarında benim de aşık/aşinası olduğum Mavera dergisine aboneydi, doğrudur.
Kitaplara, özellikle edebiyata çok meraklıydı, doğrudur.
Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde bir süre okudu, doğrudur.
Sonra, İstanbul'a geldi bir süre de burada okudu, doğrudur.
Üniversitedeyken hikayeler yazardı; yazdığı öykülerden birkaçı Yedi İklim dergisinde yayınlanmıştı, doğrudur.
1993-1994 yıllarında muhabir olarak TGRT'de çalıştı, doğrudur.
TGRT'de 'Yankı' isimli bir haber programı yapan ekipteydi, doğrudur.
Kanal 7 kurulurken kanalın Genel Müdürü Mustafa Çelik'le temas kurup kadroya dahil oldu, doğrudur.
Kanal7'de bir süre muhabir olarak çalıştıktan sonra 1995-2003 arasında Kanal 7 Televizyonu Haber Müdürlüğü'nü ve ana haber spikerliğini üslendi, doğrudur.
Kanal 7'de İskele Sancak programını yaptı ve bazı bölümlerini kitaplaştırdı, doğrudur.
28 Şubat antidemokratik sürece karşı en esaslı çıkışı, en omurgalı, dik duruşu bu dönemde gerçekleştirdi, doğrudur.
Kanal 7'de çalışırken ilk köşe yazısı tecrübesini Zahit Akman'la birlikte Yeni Şafak gazetesinde yaşadı, ama başarısız bir tecrübe idi, bir süre sonra iki isim de köşe yazmaktan vazgeçti, doğrudur.
Ardından Sabah Gazetesi'nde köşe yazmaya başladı, doğrudur.
Kanal 7 ile anlaşamayarak istifa etti, doğrudur.
Şu anda Hürriyet'te yazıyor, doğrudur.
Ayrıca, CNN Türk kanalında Tarafsız Bölge programını yönetiyor ve sunuyor, doğrudur.
***
Tüm bunları neden anlattım?
Ahmet Hakan'ın şeceresini neden döktüm buraya?
Şunun için;
Ahmet Hakan, daha yakın zamanda Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu'na atandıktan sonra istifa etmek zorunda kalan Zaman Gazetesi yazarı Mümtazer Türköne'yi uzun süredir sert ifadelerle eleştiriyor.
Bu eleştiriler karşılıklı salvolarla sürdü.
Hakan son olarak, Türköne Yüksek Kurul'dan istifa etmeden hemen önce şunları yazdı;
"Bizim Mümtazer Türköne'yi getirmişler "yüksek kurul"un en yüksek tepesine...
O da hiç gocunmadan kurulmuş yüksek tepeye...
Hadi "muktedirler", eskiden hiç hoşlanmadıkları yapıları ele geçirerek kendilerinin kılıyorlar ve bu kurumlara karşı "aşk gibi / sevda gibi" hisler beslemeye başlıyorlar.
Peki Mümtazer'e ne oluyor?
Devlet eliyle resmi ideoloji oluşturulmasına karşı yazdığı onca yazının mürekkebi kurumadan, attığı onca nutkun kulaklardaki çınlaması bitmeden, nasıl oluyor da devlet eliyle resmi ideoloji oluşturulan bir yapının en tepesine hiç gocunmadan kuruluveriyor?
Mümtazer bu soruya bir cevap verebilir mi acaba?
Ama çok rica edeceğim vereceği cevabın içine "dönek, Nişantaşı, dalak, geçmiş, pazarlama" gibi sözcükleri yerleştirmesin.
Ya da yerleştirsin.
Ama asıl cevabı vermeyi ihmal etmeden..."
***
Şimdi bir sorucuk da benden!
Sevgili Ahmet Hakan; uzun süreden beri Mümtazer Türköne'yi çeşitli ithamlarla eleştiriyorsun.
Eleştir, hakkındır.
Ayrıca, ben Mümtazer Türköne'nin avukatı filan da değilim, yanlış anlaşılmasın!
Eleştir de...
Bir zamanlar Mümtazer Türköne ile kader birliği yapmış, aynı çatı altında uzun yıllar çalışmış Şükrü Karaca yakın bir geçmişte CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun siyasi Danışmanı oldu.
Kılıçdaroğlu'nun son dönemdeki siyasi çıkışlarında önemli bir pay sahibi, Karaca.
28 Şubat sürecinde ve hemen sonrasında Tansu Çiller'in danışmanlığını yapan Şükrü Karaca için bugüne kadar tek satır yazdığını görmedim.
Şükrü Karaca benim de sevdiğim bir şair, düşünce adamı..
Orası ayrı...
Ama Türköne'yi yerden yere vururken merkez sağdan merkez sola ray kıran yakın arkadaşın hakkında kalem oynatmaman biraz ayıp değil mi?
'İlkeli son demokrat' artık yok...
'Mustafa Başoğlu vefat etti' haberini alınca bir tuhaf oldum..
Yurdun hangi köşesinde yardıma muhtaç öğrenci varsa tümünün sevimli dedesi, yılların gedikli sendikacısı, düşüncelerini, duygularını Türk ve dünya liderleriyle mektuplaşarak paylaşan Başoğlu bir süredir yakalandığı hastalığa yenik düşmüştü.
Başoğlu kimdir diye biri bana sorsa derim ki;
"Özgürlüklerden yana tavır almaması sebebi ile Süleyman Demirel ile arası açılan ve Demirel'in Başdanışmanlığı görevinden istifa eden adam..."
İkbal peşinde koşan bir isim değildi, Başoğlu...
Bir sendikacı idi ama ömrünün sonuna kadar başörtüsü yasağının kaldırılması için mücadele etti.
Öğrencilerin dışında nerede ihtiyaç sahibi biri varsa Başoğlu'nu orada görürdünüz..
Farklı düşündüğü bazı önemli gazetecilere işsiz kaldığı dönemlerde kimselere farkettirmeden yardımda bulunduğunu, daha sonra bu gazetecilerin birer mektupla kendisine teşekkür mektupları gönderdiğini bilirim..
Kendisi ile yemek yemişliğim, kahve içmişliğim vardır.
Vefalı bir dosttu, Mustafa Başoğlu.
Ankara'dan İstanbul'a taşındıktan sonra da irtibatı koparmadık, görüştük...
Özgürlüklerin yılmaz savunucusu, yasakların karşısında kale gibi dimdik duran, muhtaçların yanında konum alan, 28 Şubat sürecine kol kanat geren S. Demirel'in yanında mağrur ama bir o kadar mütevazi kişiliği ile ön plana çıkan 'ilkeli son demokrat' Mustafa Başoğlu artık yok...
'Nasıl bilirdiniz?'
Allah şahittir ki 'iyi' hem de 'çok iyi' bilirdik...
Allah (c.c.) mekanını cennet eylesin, taksiratlarını affetsin... Sevenlerinin başı sağolsun. (Amin)
NOT: Bugün 1 Şubat 2012. Demirbank iyi günler diler. 2012 yılında yeni anayasa vaadini sıcak tutmak adına... 2012'den 1 ay eksildi. Oysa yeni sivil anayasa adına atılan en küçük bir somut adım henüz yok. Takipçisiyiz...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



