Danimarka gibi Batılı ülkeler ektiğini biçiyor. Yıllarca cinsel özgürlük masalıyla modern hayatın aldatmacasıyla aile kavramına düşman olanlar, bugün ceremesini çekiyor. He yıl daha fazla çocuk aile ortamından uzaklaşıyor.
Ancak Danimarka'lılar buna bir çözüm önerisi getirmiş... Şöyle ki: Herhangi bir biyolojik bağı olmadığı halde dedelik ya da büyükannelik yapma fikri Avrupa'da giderek yaygınlaşıyor. Çocukların aile ortamından uzaklaşması kötü sonuçlar doğurunca Avrupa zekası çalışmaya başladı ve problemin çözümü için "kiralık akraba" tutmakta bulmuşlar, iyi mi?
Özellikle anne ve babası çalışan çocuklar için ebeveynler, büyükanne ya da büyükbaba kiralayarak çocuklarıyla ilgilenerek şefkat göstermesini istiyor.
Bu da bizim yeni evlenecek çiftlere kapak olsun. Hani anneli ve babalı evlerden kaçıp çekirdek aile olmak isteyenler var ya, sözümüz onlara.
İstatistiklere göre özellikle Avrupa'da her 30 saniyede bir aile yıkılıyor. AP raporlarına göre; 1980 - 2006 yılları arsındaki evlilikler yüzde 24 gerilemiş, yani her 3 aileden 1'i çocuksuz.
***
Avrupa'da aile kurumun çöktüğüne dair haber ve yazılara çok sık rastlıyoruz. Müptezelliğin neredeyse yasa haline geldiği ülkelerde, özellikle sapkın evliliklerin yaygın olduğu yerlerlerde ciddi evlilikler çatır çatır çöküyor.
Avrupa'daki evliliklerin giderek azaldığı, "tek ebeveynli aile" denen olgu giderek yaygınlaşırken, Avrupa ülkelerinin bazılarında doğan çocuklarının yarıdan fazlası resmen gayr-ı meşru... Yani evlenmemiş çiftler, çocukları doğurup bir kenara bırakıyor.
Fransa'da 1960 yılında doğan çocukların yüzde 6.1'i evlenmemiş. Bu oran 2009 yılında yüzde 52.9 olmuş. İsveç'te 1960 yılında doğan çocukların yüzde 11.3'ü resmen evlenmemiş aile çocuğu... Bu oran 2009 yılında yüzde 46.3'e yükselmiş. Belkçika'da 2009 yılında doğan çocukların 45.7'si, Danimarka'da yüzde 46.8'i, İtalya'da 23.5'i, Hollanda'da 43.3'ü resmi evlilik olmadan doğmuş. (Kaynak: Demography Report, 2010, Belçika 2011, s.69)
***
Kimileri bu rakamları görünce hemen "çağdaşlık" mavalı okuyor ve Avrupa'nın ahlaksız olduğunu söyleyemeyiz diyor... Burada sorgulanması gereken Avrupa'nın "ahlak"sızlığı elbet... Evet, Avrupa ahlaksız olmanın bedelini kendi nesillerini kısırlaştırarak ödüyor. Ahlaksızlık sadece Avrupa'yı değil, geçmiş çağlarda yaşayan kavimler de ahlaksızlığın cezasını önce kendi nesilleri üzerinden, daha sonra da helak olarak ödedi.
Batı'da yaşam bireyseldir. Sosyal devlet orada aileye değil, bireye önem verir. İşin temeline baktığınızda Avrupa'da aile önemini kaybetmiş... Namus, şeref gibi kavramlar yok olmaya yüz tutmuş... Din ahlakından uzak bir yaşantının sonucunda vicdanlar kör olmuş, adalet, merhamet, sadakat ve vefa gibi ahlaki özellilere rastlanamaz hale gelmiş.
Daha önce de bu sütunlardan hatırlatmıştık; Avrupa ülkesinde gençlerin yüzde 50'ye yakını tecavüzü normal karşılamakta... Kuşkusuz bu durum, toplumların din ahlakından uzaklaşmalarının sonuçlarından yalnızca biri.
Ahlaksızlığın bir göstergesi de sapkın yaşam... Eşcinselliğin yaygınlaşarak toplum katmanlarına nüfuz etti. Yani artık sıradanlaştı. Dün tepki gören, alay edilen ve hatta taşlanan sapkın ilişkiler bugün çok normal görülüyor hatta "evlilik"le noktalanıyor. Bu ne yaman çelişki... Bir yandan evlilik değerlerine karşı çıkılıyor, bir yandan da eşcinsel ilişkiyi meşru göstermek için evlilik gerçekleştiriyorlar.
***
Sodom ve Gomoro'nun bugünkü temsilcisi Amerika Birleşik Devletleri'nde de ahlaksızlık almış başını gidiyor. Amerikan askerlerinin şehit ettikleri Afganlıların üzerine idrar boşaltmaları, zaten onların ne kadar ahlaksız kodlara sahip olduğunu gösteriyor. Cibilliyetlerine baktığınızda onların ataları katliam üzerine "medeniyet" kurmadılar mı?
Dünyanın bir numaralı ülkesi bugün en ahlaksız yaşamlarıyla dünyanın bir numaralı ülkesi durumunda.
Rakamlar verip kafanızı şişirmek istemiyorum.
***
Peki bizim ülkemizde durum ne merkezde? Hep Batı'yı, Amerika'yı suçlamak kolay... Bizim ülkemizde durum çok mu normal?
Ahlaksızlık rüzgarından hiç mi etkilenmedik? Veya dini değerlerimize ne kadar bağlıyız ki, aileye önem veriyoruz...
Kuşku yok ki, ahlak denen erdemin tarifini yapacak değiliz. Çünkü bunun ne demek olduğunu hep birlikte biliyoruz. Katip Çelebi, "Ahlak, ilmi faziletler ve reziletler ilmidir ki, nefsi faziletlerle süsleme ve reziletlerden koruma yollarını gösterir" der. Burada ahlakı faziletle eş değer kabul ediyor.
Son zamanlarda medya ve sosyal paylaşım sitelerinde gittikçe artan anormal ilişkiler ayyuka çıktı. Sıradan ve muhafazakar bildiğimiz nice insanların bugün içine düştüğü durum, doğrusu artık bizi de endişelendiriyor ve ürkütüyor. Kurt gövdenin içine girmiş ve en yakınımızdakilerin bile bu konudaki sıkıntılarını dinlemek bizi yoruyor.
***
Problemin özü:
İslam ahlakına dayanan bir toplum olmaktan yavaş yavaş uzaklaşıyoruz. Hiçbir ahlak kuralı tamamen deneyler tarafından otaya çıkarılmış değildir. Ahlak aslında dini bir olgunluğun göstergesidir. Hayvani hayattan insani hayata yükseliştir.
Din ile ahlakı birbirinden ayrı düşünmek safdillik... Din ahlaktan veya ahlakı dinden ayırmak ve görmek ahlaksızlığın başlangıcıdır. Müslüman olmak, daha doğrusu mü'min olmak aynı zamanda İslam ahlakına sahip olmaktır, onu kendi hayatımızda yaşamak ve yaşatmaktır.
Peygamber Efendimizin "huy güzelliği" diye tarif ettiği Müslümanlık, bu durumu apaçık bir şekilde ortaya koymuştur.
İslam ahlakının sabır, şükür, af, adalet ve eşitlik gibi birçok prensibi olduğunu biliyoruz. Bunlar üç temel ilkeye ayrılır: hürmet, merhamet ve hizmet.
Nureddin Topçu, "Bizi ancak ebediyetin mutlu yolcusu yapacak İslam ahlakının esasını ararsak onu mutlak varlığa aşk ile yönelişte buluruz. Mutlak varlıktan bütün eşyaya ve kainata sıçrayan aşkımız, her sahada sevgi oluyor. İşte bu sevgi dünyayı cennet yapmaya ve hayatı değerli kılmaya kafidir. Her varlığa çevrilen sevginin bizi bize ulaştırdığı hal, hürmet durumudur. Ahlak yapımızın ilk ve temel mayası hürmettir" der.
Ne dersiniz? Dinin esası ve ahlakın temel duygusu sayılan hürmet duygumuz mu azaldı acaba? Bunu sorgulamaya var mısınız?


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



