İşte günümüzde ucuzlaştırılan, terk edilen, yitirilen bir kavram: Ahlak…
Neymiş ahlak; “Bir toplum içinde kişilerin benimsedikleri, uymak zorunda bulundukları davranış biçimleri ve kuralları. İyi nitelikler, güzel huylar.” (Türk Dil Kurumu, Güncel Türkçe Sözlük)
Ahlak, Arapça ‘hulk’ kelimesinin çoğuludur. Hulk ise; huy, adet, alışkanlık, mizaç, insanın ruhsal-zihinsel halleri anlamındadır.
Ahlak, hayat gayemizi tayin eder. Yani rehberimizdir. Ahlakı esas alınarak yaşamak, yaşatmak, zor ve çetin olan bu yolda ahlak ile ahlaklaşmak…
Ne diyor Bernard Shaw: “Ahlak, bir milletin dişleri gibidir. Çürüdüğü nispette acısını hisseder.”
Biz de çekmiyor muyuz o acıyı? Eskiden ‘ahlaklı-ahlaksız’ tanımlamaları vardı. Şimdilerde o bile yok. Kavram olarak dahi terk ediyoruz onu. Gerçi, dünya da kaybediyor onu yavaş yavaş... Çünkü mevcut düzenin ‘ahlak’a tahammülü yok. O kiraladığı kafalarla, satın aldığı ruhlarla yaşıyor. Ahlak sahiplerinin varlığına tahammül edemiyor. Neslinin tükenmesi bekleniyor. Ahlaka karşı sansür uygulanıyor. Ahlak artık ne ölçüt, ne ölçü… Ahlak üç beş “geri kafalının” dilinde pelezlenmiş içi boş bir kavram. En azından onlara göre böyle…
Eskiden ‘ahlak bekçiliği’ diye bir laf vardı. Şimdi onu da yediler, yuttular, unutturdular. Ahlakımızın bekçiliğini terk etmeyelim. Ahlak bekçiliği yapmayı bırakmayalım.
Mutasavvıf İsmail Emre efendiye sormuşlar: “Ahlakın, ahlaklı olmanın yolu nedir?”
Demiş ki: “Ahlak ve edep küle benzer. Odunla kül arasındaki yegane yol ateştir. Yani odun ateşte yanmadıkça kül olamaz. Bizim fena huylarımız da aşk ateşinde yanmadan edep hasıl olmaz.”
Bir toplum ahlaksızlar yetiştirirken, ahlaksızlar el üstünde tutulurken, ahlaksızlık moda olmuşken o toplumun ayakta durabilmesi nasıl beklenebilir ki… Öyle ki her yeri işgal etmişler. Konuşamıyorsun, haykıramıyorsun, yazamıyorsun… Belki de bu, ahlaklıları tepkisizleştirme harekatıdır. Tepkisiz ahlak sahibi, ahlakını nasıl koruyabilir ki? Ahlaklı olmak, aynı zamanda yürekli, haysiyetli olabilmektir.
Sahip olduğumuz kültür, ahlakı esas alır. Ahlakla birlikte, kardeşleşme üzerine kurulmuştur. Bizim de her toplum gibi değer ölçülerimiz vardır. Biz bu değer ölçülerine, o meşhur çokbilmiş aydınlar(?) gibi uzak duramayız. Horlayamayız. Aşağılamayız. Biz bu toprağın yerlileri olarak, yabancılaşmış bir ruh ile bu toprağın ahlaklılarına karşı sansür uygulayamaz, savaş başlatamayız. Onları görmezden gelemeyiz. Aşağılık sıfatlarla onlara hitap edemeyiz.
Yaşamak ve yaşatmak için ‘ahlak’a sahip çıkanlardan, ahlaklı olanlardan olmalıyız. Onu başkaları gibi alaya değil, ciddiye alıp ruhumuzda yer etmesini sağlamalıyız.
Önce ahlak diyeceğiz! Ahlaksız insanların yetişmesine fırsat vermeyeceğiz. Olmazsa olmazımız olacak yeniden… Gelecek nesillere bırakacağımız büyük hazinemiz olacak.
Şimdilerde değerini daha iyi anlıyoruz. Onu arıyoruz, anıyoruz, ruhumuzda yer edinmesini istiyoruz.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



