Bilinçsizlik ve cehalet, hiç hız kesmeden ve hatta daha da hızlanarak devam ediyor. Cehaletten kaynaklanan bilinçsizlik veya bilinçsizliğin yol açtığı cehalet, ne derseniz deyin, imkanlar bu kadar artmasına karşın 50 sene, 100 sene, 150 sene önceki sıkıntıları çözmüyor ve kalitesiz toplum portresini çiziyor yine. Bunlara ilave olarak, bir de ahlakın sükut etmesi, her türden rezilliğin hem prim yapar hale gelmesi, hem de giderek kanıksanır olması, her türden seviyesizliğin toplumda ciddi manada karşılık bulabilmesi gibi durumları da eklersek, toplumun şu andaki tuhaf görüntüsünü elde edebiliriz.
Bir haber kanalında yapılan sokak röportajında, halka "bilakis" ve "bilhassa" kelimelerinin anlamları soruluyor ve bilenlerin oranı olsa olsa yüzde 20'yi geçmiyor. Bir başka kanalda yapılan ve halkı küçük düşürdüğü suçlamalarına maruz kalan sokak röportajlarını hatırlatmıyorum bile. Klasikleşmiş bir tanımlamayla herkes belgesel, haber programı, tartışma izliyor, ancak kimsenin en basit bir şeyden bile haberi yok, bilgilenme gibi bir ihtiyacı yok. Milyonlarca kimsenin yaptığı en aktif hareket seçimlerde oy atmak, ki onu da yaparken yine "kim, ne diyor, ne düşünüyor, ne yapacakmış?" gibi soruları sormadan, takım tutarcasına ve yoğun bir propaganda bombardımanı altında yapıyor.
İnsan kalitesinin düşük olmasını ülkenin az gelişmişliğine bağlamak mümkün. Ancak, geçmişe göre iyi veya kötü bir gelişmişlikten bahsediliyor ve dolayısıyla da toplumun belli oranda bir iyiye gidişini beklemek de kağıt üstünde normal sayılabilir. Ancak, iktisadi manadaki bu iyi veya kötü az gelişmişlikten gelişmekte olana doğru gerçekleşen seyir, insan kalitesini çok fazla arttırmak bir yana, gerek ahlaki olarak gerekse de akli olarak tam bir cehalet imparatorluğuna gidişi engelleyebilmiş değil. Tersine, cehalet yavaş yavaş insanları esir alıyor. Şehirler giderek köyden bozma yerlere dönüşüyor, hayat kalitesi artmak bir yana manasız ve kuru kalabalıkların sürü gibi oradan oraya akmasıyla daha da düşüyor. Ortak bir yaşam için gerekli olan asgari bilinci bile geliştiremeyen bir sürü insan var ne de olsa.
İnancı vesilesiyle öyle veya böyle belli bir ahlak ve onun getirdiği belli bir mantık silsilesine göre asırlarca yaşamış olan bu toprakların insanı, büyük bir ihtimalle son 30 seneki kadar düşük bir profil sergilememiştir. Osmanlı'nın son dönemlerinde toplumsal ve idari manada yaşanan çarpıklıklar ve eksiklikler, imparatorluğumuzun sonunu getirmişti. Bugün yaşananlar ise sözümona iyiye doğru gidiş adı altında bir başkalaşım, daha doğrusu yozlaşma, cahilleşme ve her türden seviyesizliğin baş tacı edilmesinden ibaret. 24 Ocak Kararları'nın ve 12 Eylül darbesinin Türkiye'yi zihni ve toplumsal olarak dönüştürmekte ne kadar başarılı olduğu, bugünkü sonuçlara bakınca daha iyi anlaşılıyor. Toplumsal bir süreci etkilemek ve netice almak için birkaç kuşak geçmesi gerekiyor gerçekten. İşin garibi, birden bire darbe karşıtı ve özgürlük delisi kesilenler, her nedense 12 Eylül'ün toplumu başkalaştıran bu yönünü söz konusu etmiyorlar. Kendilerini besleyen kaynağa dokunuyor diye mi ucu acaba?
Bir adada çekilen ve işi gücü olmayanları toplayıp yarışma diye insanların (hemen her mecrada) gözüne sokulan bir program, aylarca halkın en önemli meselesi oldu. Kerameti kendinden menkul feylesofluk taslayan bir arabeskçi, "magazin basın"ın (magazin basınının değil "magazin basın"ın) gazlamalarıyla yurdumun ortalama insanlarının gözünde bir idole dönüştürüldü ve söz konusu yarışma dönüşünde havaalanında kalabalıkça karşılanıp Türk bayrağı öptürüldü. Neresinden bakarsanız saçma sapan ve absürd olan bu hadise, bu toplumun kodlarını veriyor aslında. Bırakın ciddiye almayı gülüp bile geçilemeyecek kadar sığ, basit ve seviyesizce şeyler yüzbinlerin, milyonların gözünde çok önemli bir şekle bürünüveriyor. Bilgi ve bilgilenme ihtiyacı olmayınca bilinç de olmuyor maalesef ve cehalet devamlı tavan yapıyor haliyle.
Gündelik yaşamdan örnekleri düşünelim. Yaz aylarıyla beraber artan karayolu seyahatleri ve meydana gelen trafik kazalarının sayısının hızla artması mesela. Günlük trafikte bile "kelle koltukta" araba kullananlar, şerit ihlali, hatalı sollama, aşırı hıza kendini kaptıranları gözümüzün önüne getirince ne geliyor aklımıza? Araba kullanmayı bir "bilgisayar oyunu" zannettiklerini düşünüyorum şahsen. Bir yere, araca veya kişiye çarpınca oyun tekrar başlayacak zanneden çok kişi var gibi, trafikte yapılan cambazlıkları düşündüğünüzde. Bunca kaza ve yaralanma, ölüm gibi vahim sonuçlara rağmen hala bilinç noksanlığı var maalesef. Korkunç kazaların bazıları gerçekten de "kaza", ani gelişen ve kontrol dışı hadiseler. Bazıları ise resmen "cinayet" gibi. Her gün kaza haberi okuduğu ve izlediği halde bir türlü o bilince ve farkındalığa ulaşamayan o kadar çok insan var ki.
Düğünlerde havaya ateş açan insanlar mesela. Bir insan, sevincini göstermek adına havaya veya bir yerlere ateş açıp bir başkasını yaralayabileceğini veya öldürebileceğini bildiği halde neden hâlâ bu davranışta ısrar eder acaba? Bu psikolojinin ardında yatan nedir? Niçin bir türlü bizim toplumumuz bazı kritik noktaları aşamamaktadır? Neden düşüncesiz, bilinçsiz, saçma sapan davranışlar veya sözler her daim ilgi görmektedir? İçten içe bir çürüme, yozlaşma ve dönüşüm yaşanmıyorsa eğer, bu yaşadıklarımız nedir o zaman? Ahlak sükut etmiş, akıl ise firarda anlaşılan o ki.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



