En önemli meselemiz, birilerinin kendi kafalarına göre seçtikleri ve tamamen kendi menfaatlerini düşünerek hazırladıkları Karamürsel sepeti görünümlü Anayasa değişikliği paketi ve şimdilerde de Başkanlık sistemine geçiş tartışmaları olduğundan, artık yanı başımızdaki rezaletleri, faciaları, dramları, toplumsal kırılmaları görmüyoruz veya görsek de pek önemli gündemlerimize dahi almaya gerek duymuyoruz. Ne de olsa bu toplumun her ferdi, pek değerli olan vakitlerinin bir saniyesini bile sıradan, önemsiz ve yerel meselelerle harcayacak değil. Hepimizin belgesel izleyip düşünce yoğunluklu yazılara, tartışmalara kafa patlattığımız, ülkenin gidişatıyla ilgili gayet derinlemesine ve eleştirel bakış açıları geliştirdiğimiz bir memleket burası. Kimseler magazin, dizi, seviyesiz yapımlar izlemiyor, bilmem kim partisine oy veren zaten hiç yok ve toplumun bütünü bilinç ve şuur patlamalarıyla memleketin sorunlarını sahiplenme peşindeler. Aykırı seslere, eleştirilere yekten karşı çıkan, sırtlarını dayadıkları yerden gelen her şeye de kayıtsız şartsız destek çıkan, ballı maaşlarla, ihalelerle abat edilen yandaşlar da bulunmaz zaten bu ülkede.
Bir çuval kömüre, iki paket makarna veya bir çeyrek altına iradesini satanlar da bulunmuyor, aynen hiçbir şehirde namussuzun, ahlaksızın olmadığı, olumsuzlukların hep başka yerlerde yaşandığı gibi. Bir komedyen, bir parodisinde herhangi bir meslek grubunu veya mesela Taşlıtarla şehri eşrafını hicvedecek olsa, hemen vaveylalar kopar, şikâyetler yükselir. Bizim memlekette öyle şey olmaz ya da bizim meslek grubu mertliğin kitabını yazmıştır gibilerinden. Bir dönemin sihirli icadı olan "sosyal patlama" ifadesi de, bugünlerde neredeyse hiç duyulmuyor. Her şey çok yolunda, insan ve yaşam kalitesi de her geçen gün tavan yapıyor ya, herhalde ondan. Bizle benzer sıkıntıları yaşamış ve toplumun bu sıkıntılara çok ciddi reaksiyonlar verdiği kimi ülkelere bakıp da, onların yaşadığı "sosyal patlamalarla" karşılaşmayışımızı insanlar çok olumlu gelişmeler yaşandığına yoruyorlar herhalde. Halbuki, bizde sokak yağmacılığı şeklinde tezahür etmiyor belki bu toplumsal kırılma. Ancak, bir iç kanamanın sinsiliğiyle bünyeyi tehdit ediyor.
Gazetelerin üçüncü sayfa haberlerine bakmak bile yeterli. Aslında, ona bile geçmeden, bu ülkenin belli hassasiyetlere sahip insanlarının, sırf kendi saflarından diye hırsızlık, yolsuzluk yapanlara, gayrı milli bir yola sapanlara ses etmemelerine bakarak toplumsal bir kırılmayı fark etmek mümkün olabilir. Değişen değer yargıları, ahlaki, vicdani kriterlerin giderek rafa kalkmaları, insaftan uzaklaşma, hakkın ve adaletin kişiye, olaya göre zihinlerde farklılaşması gibi unsurlar, toplumun yaşadığı iç kanamayı gösteriyor.
İç kanamanın en temel belirtisi, yolsuzluktan ve hırsızlıktan önce ahlaki sapkınlıkların, rezaletlerin artması. Gazetelerin 3.sayfaları çarşaf çarşaf sapıklıkları, ahlaksızlıkları, cinsel rezalet suçlarını yazıyor. Önceleri tek tük görülen olaylar, şimdilerde her gün üçer beşer vuku buluyor. Toplumun alelade, sıradan, mazbut diye bildiğimiz insanları bu olayların başrolündeler. Mahallenizdeki, sokağınızdaki, apartmanınızdaki herhangi biri diye bildiğiniz insanlar çoğunlukla da, hedonist sosyete kişileri değil. Dünyevileşen, dünyanın zevklerini, hazlarını tadan insanlar, giderek daha fazla benmerkezli olan, inancın, ilkelerin esnetilebileceğini, yeri geldiğinde çiğnenebileceğini düşünen insanlar, bastırılmış duygularını eyleme döküyorlar hiç utanmadan. Toplumun kâğıt üzerindeki okur-yazarlık oranı, eğitim düzeyi veya muhafazakârlığı artıyor görünse de, insan kalitesinin düştüğü, ahlaki yönden kokuşmuşluğa doğru giden sancılı bir süreç yaşanıyor. Türk toplumu, iç kanamanın farkında değil maalesef.
En son olay ise, Siirt'te 14 ile 70 yaşları arasındaki yaklaşık 100 kişinin ilköğretim okulu öğrencisi kızlara karşı yıllardır uyguladıkları aşağılık taciz ve tecavüzlerdir. Babası gariban bir hamal olan mağdure kız, 5. sınıftayken tecavüze uğruyor ve durumu esnaf arasında da duyulunca da bu rezil tacizlerin ve tecavüzlerin sayısı da artıyor. Kardeşi de, yaşı büyüyünce aynı rezilliklerle yüz yüze geliyor. Kızların ifadesine göre, kendileriyle aynı akıbeti paylaşan kızların yedi kişi olduğu anlaşılıyor. Bu soysuzluğun faili olan kimseler ise, şehrin tanınmış ailelerine mensup kimseler olduğundan ve şehrin itibarı(!) zedelenmesin diyerekten, kimseler ses etmiyorlar. Güya, şehrin namusunu(!) savunacağız derken, ahlaksızlığın ve rezilliğin en büyüğüne göz yumuyorlar. Öyle ki, konuyla ilgili olarak gazetecilere konuşanlar bile isimlerinin açıklanmasından korkuyorlar. Akıllara durgunluk verecek, insanı insanlığından utandıracak bir rezalet ve soysuzluk örneği.
Söz konusu rezalete onlarca, yüzlerce kişinin ismi karışıyor ve bu sefil insanların arasından bir tane bile insan çıkmıyor yaptıklarından pişman olan veya bu rezilliğe bir son verme cesareti gösterebilen. Asıl vahim olan budur. Bir şekilde ortaya çıkmasa bu soysuzluk, belki hiç kimseler bilmeyecek ve devam edip gidecek. Belki de, böyle bir sürü olay yaşanıyor ülkemizde, çocukların korkudan anlatamadığı, insanların ise şehirlerinin veya ilçelerinin itibarı(!) diyerek es geçtikleri. Şehriniz veya ilçeniz başınıza geçsin dememek mümkün mü? Bu nasıl bir ahlak, nasıl bir vicdan, nasıl bir insanlık anlayışıdır, bilinmez. Toplumun gittiği nokta, bazı saflık derecesinde iyimser kimselerin düşündüğünün aksine, kör kuyulardır, cehalet inleridir, barbarlık ve bilgisizlik dehlizleridir. İnsanlığımızı kaldırıp atmışız da bir kenara, haberimiz bile yokmuş meğer.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




