Ahlâk bozulunca insan da bozulur. İnsan bozulunca cemiyet bozulur. Cemiyet bozulunca devlet yönetimi bozulur. Devlet yönetimleri bozulunca, dünya bozulur. Dünya bozulunca kıyamet yakın olur.
İnsan yaradılış gayesinde, fıtri özelliğinden manevi değerlerinden, tarihi geçmişinden uzaklaştırılırsa Eşrefi Mahlukat makamından Belhum adal çukuruna yuvarlanmış olur.
Belhum adal seviyesine inen insanlar öncelikle kendi içlerindeki huzuru, barışı kaybederler. Ahlâk kurallarını unuturlar. Manevi değerlere şuursuzca karşı gelirler. Özgüvenlerini kaybettikleri için başkalarına güvenmezler. Hayatlarını endişe ve korku içinde geçirirler.
İnsanı insan yapan, yüksek ahlâk sahibi kılan manevi değerlerdir. Ahlâki ve manevi değerleri hiçe sayan veya bu değerlere düşman gözüyle bakan birey ve toplumları eğitmek sanıldığı kadar kolay değildir. Aklını kullanmayan, zekasını geliştirmeyen, etrafında olup bitenlere aldırmayan, hissiz duygusuz bir toplumun bireylerinden adalet merhamet beklemek de beyhudedir.
Yapılacak iş; ümitsizliğe düşmeden yeniden bir diriliş ile ahlâki ve manevi değerleri asrımızın insanlarına, anlatma usulünü ve üslubunu keşfederek, bütün iletişim araçlarını kullanarak, birlikte yolculuk yaptığımız geminin batmaması için hep birlikte Hak olan doğruları anlatmaya mecburuz.
Açık ve net bir şekilde görünen bu çürümüşlüğün durdurulması ve yeniden sıhhat bulması için; partiler, cemaatler, tarikatlar, vakıflar, dernekler aydınlar, yazarlar, bürokratlar, fikri ayrılıklarını bırakarak, geleceğimiz için bir araya gelerek, toplumu kurtarmanın reçetesini yazmalıdırlar.
Tarihte çağ açıp çağ kapayan, dünyaya medeniyet ihraç eden, önemli bir geçmişi olan ülkemizin ve insanlarımızın durumuna bakarsak, iç açıcı bir manzara göremiyoruz. Ülkemizin siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel alanlarına, planlı ve sinsi bir şekilde, dışarıdan içeriye doğru, ahlâksızlık kirleri sızdırılmıştır. Zaman süreci içinde yapılan bu sızmalarla, önemli sahalarımızı bataklığa çevirmişlerdir. Ayrıca ahlâksızlık nehrinden kanallar açarak, diğer alanlarımızı da kirletmeye kalkıştılar.
Mahlukatın en şereflisi olarak yaratılan insanların, doğuştan temiz olan beyinlerini yanlış fikirlerle, kalblerini dünyevi menfaatlerle, midelerini haram yiyecek ve içeceklerle, dengesiz bir şekilde doldurarak işgal ettiler. Şimdide açık bir şekilde, ahlâksız nehirlerinin bütün kirli sularını ülkemize ve İslâm dünyası üzerine akıtmakta ve boşaltmaktadırlar.
Şergüçlerin; ülkemizi ve İslâm dünyasını sel'e verip yok etmek için estirdikleri ahlaksız fırtınalarını geri çevirmek, zehirli fikirlerini yok etmek zor değildir. Yeterki yeniden Kur'ân ve sünnete samimiyetle sarılalım. Ümmet bilinci ile zalimlere karşı elbirliği ile dik durmasını bilelim..
Ahlâksızlık bombardımanından ve üzerimize boşaltılan kirli sulardan kurtulmak ve temizlenmek için:
1-) Siyasilerimiz, siyaset alanını ehliyetsiz kişilere teslim etmemelidirler. Yandaş, yoldaş, arkadaş, rantdaş anlayışına son vermelidirler.
2-) İş adamlarımız ve hükümet yetkilileri üretime yatırıma önem vererek haksız kazancın haksız vergilendirmenin önüne geçmelidirler.
3-) Üretmeden tüketmeyi, dengesiz kalkınmayı, faiz sömürüsünü, israfı, hortumlamayı, taklitçiliği milletçe red etmeliyiz.
4-) Zenginliği, nimet külfet dengesi içinde toplumun tüm kesimlerine adil bir şekilde dağıtılmasını sağlamalıyız.
5-) Sosyal alanda işsizliğin önüne geçilmeli. Emeğin hakkı verilmeli. İşverenle işçi arasında adil bir denge kurulmalı. Tüm toplum kesimleri sosyal güvence altına alınmalı. Ücret adil olmalı. Ağır işte çalışanla, hafif işte çalışan arasındaki dengeler gözeltilmeli, emekliler unutulmamalıdır.
6-) Hukuki alanda yargı bağımsızlığına azami dikkat edilmeli. Yargıçlarımız; vicdanları, makamları, menfaatleri arasında sıkıştırılmamalı. Baskı ve dayatmalardan uzak durarak dağ başındaki çobanla, devletin en üst makamlarında görev yapan insanları kanun karşısında eşit oldukları anlayışının yerleştirilmesine azami titizlik gösterilmelidir.
7-) Kültürel alan, diğer bütün alanları etkilediği için, ahlâksızlık nehrinin kirlerinden en büyük payı bu alan almıştır. "Uyu uyu yat uyu" ile eğitime başlanmıştır. Tarihi olaylar, alabildiğine çarpıtılarak genç nesillere öğretilmiştir. Eğitim-öğretim sistemimiz yaz-boz tahtasına çevrilmiştir. Manevi alanda inanılması ve anlaşılması zor uygulamalar tahribatlar ve tahrikler yapılmıştır. Batı kültürü meth edilmiştir. Bu kokuşmuş kültere karşı gelenlere; yobaz, gerici, mürteci, tutucu, bağnaz denilerek toplumun sosyal dokusunun bozulmasına sebebiyet verilmiştir.
Evet geldiğimiz nokta içler acısı. Ülkenin bütünlüğünü bozmak isteyen iç ve dış şer güçlere karşı ciddi bir tepkimiz olamıyor. Çünkü: siyasi, sosyal, ekonomik, kültürel ve hukuki alanda yeteri kadar güçlü değiliz. Kendi kendimize yetmiyoruz. Silah sanayimiz yeterli değildir. Milli harp sanayimizi kuramadık. Birlik ve beraberliğimizi sağlayan ana unsur olan dinimize, dini değerlerimize yapılan baskılar neticesinde sosyal dokumuz bozulmakta, etnik milliyetçilik alabildiğine tahrik edilmektedir.
Yaşanabilir bir Türkiye, Yeniden Büyük Türkiye, Yeni Bir Dünya anlayışı ile yola çıkan çok önemli bir siyasi hareketi ve kadro (tasfiye etmek için) akla gelen gelmeyen bir çok haksızlıklarla engellendi. Engellenmeyi yapanlar utanmadan sıkılmadan bu işleri ilericilik adına yaptıklarını söylediler. Türkiye'nin geldiği noktaya bakarak, sözüm ona o ilericilerin ne kadar gerici ve taklitçi olduklarını da kamuoyuna anlatamadık.
Kendi içindeki bütünlüğü sağlayamayan birbirine güvenmeyen, fikir düşünce ve inançların tartışılmasından korkan, menfaat ve saltanatından başka bir şey düşünmeyen kim olursa olsun, ister siyasetçi, ister bürokrat, ister işadamı ülkenin sorunlarını çözemez, çözemeyecektir. Çözmenin tek yolu vardır. Dünya dengelerini iyi okuyarak tarihi gücümüzü ve misyonumuzu hatırlayarak, Hakkı üstün tutarak, birlik ve beraberlik içinde zalimlere karşı her alanda dik durmaktır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




