Biz O'nun ümmetiyiz. Biz O'na bağlıyız. O ki yüce Kur'an'ı bize satır satır okuyandır. Rabbimiz zaten O'na oku demiştir. Adı güzel kendi güzel Muhammed O'dur elbet bizim önderimiz, O'dur elbet Hatemi Enbiya. O'dur bizim sevgili Peygamberimiz...
Kâfirler ta O'nun zamanında demediler mi ki; "Ey Muhammed gel bir sene sen bizim taptıklarımıza tap, bir sene de biz senin Allah'ına tapalım." Böylesine bir terbiyesizlikle, böylesine bir kâfirlikle teklifte bulundular. Lanetlenen bu topluluğa nihayetinde Kâfirun suresinde beyinlerine nakş edilen ayetlerle cevap verildi. "De ki: Ey kâfirler. Ben sizin taptıklarınıza tapmam. Benim taptığıma siz tapacak değilsiniz. Ben de sizin taptıklarınıza tapacak değilim. Siz de benim taptığıma tapacak değilsiniz. Sizin dininiz size, benim dinim bana."
Bu muhteşem, bu kesin, bu mübarek karşılıktan başka ne olabilir ki onlar hakkındaki kanaatimiz, onlar hakkındaki yumuşatılmaya gayret edilen yaklaşım tarzları. Hepsi boşunadır bunların. İçlerindeki kinlerini, nefretlerini, kötü huylarını bir zaman gelir tekrar tekrar insanlık âleminin üzerine boşaltırlar. Ne zaman kendilerini güçlü gördüler o zaman höykürmeye başladılar. Höykürdükçe de belalarını buldular. Muhakkak başlarına bir musibet, bir bela musallat oldu. Helak oldular, perişan oldular. Kendilerine Hıristiyan dediler, Yahudi dediler ama hiçbir zaman rahat durmadılar. Çağdaş dediler, medeni dediler, rahat durmadılar. Şimdiler de ise şuraya buraya sataşmaya başladılar. Şurada burada insana eziyet ediyorlar. Bu insanın kimliğini de Müslüman olarak tescil ediyorlar. Şimdi bütün dertleri, bütün sıkıntıları, bütün arzuları, iştahları Müslüman halkın üzerinde yoğunlaşmış aç sırtlanlar gibi bekliyorlar. Saldırıyorlar, öldürüyorlar, parçalıyorlar, insanların feryatları figanları arşı âlâyı buluyor. Yeryüzü sessizce izliyor bu azgın sürüyü. Yeryüzü sessiz. Kuvvetini yok etmiş gibi korkak. Seyrediyor sadece. Bakıyor televizyon ekranlarından. Korkuyor saltanatı gidecek elinden diye. O ihtişamlı koltuğu altından kayıp gidecek, şanını şöhretini kaybedecek diye ödü kopuyor. Sonra da türlü-çeşitli bahaneler uydurup örtbas etmeye başlıyor bu terbiyesizlikleri. Bu iğrenç saldırıları... Ama Müslüman halk yutmuyor artık bu korkak yaklaşımları. Bir davranış bozukluğu içersinde yönetilen halkın sabrı da tükeniyor gün geçtikçe.
Kalkmış kendini bilmez, haddini bilmez bir miktar cehennemlik adam Allah'ın Resulünü çirkin göstermeye yeltenmiş. Aslında içlerindeki pisliği, kötülüğü, şeytaniliği dışarı çıkarmışlar. Bu pislik onlara aittir. Çünkü onlar zaten pistirler. Mendebur insanlardır. Başka işleri güçleri kalmamış gibi Allah'ın insanlığa rahmet olarak gönderdiği Peygamberine dil uzatıyorlar, sözüm ona çamur atmaya çabalıyorlar. Böyle yapmakla kendi cehennemlerini kendileri hazırlıyorlar. Zaten onlara ancak cehennem yakışır.
Biz ise başımızı önümüze koyalım. Düşünelim. Taşınalım. Kendimize gelelim. Müslümanlar olarak birlik ve beraberlik içinde olalım. İşgale uğramış, evi-barkı talan edilmiş, yurdu düşmanın tanklarının paletleri -askerlerinin ayakları altında çiğnenen kardeşlerimizle dayanışma içinde olalım. Destek verelim kardeşlerimize. Zalimi kovalım İslam coğrafyasından. Pısırıklığımızı, uyuşukluğumuzu bir kenara atalım artık. Ne şuna kanalım ne de buna inanalım. "Ancak Müslümanlar kardeştir" düsturunu akıldan hiç çıkarmayalım.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



