Muş Tutak'ın Adakent köyündeki çocukların okula gidiş gelişleri için çektikleri çileyi okuyunca memleketin dört bir yanında benzer çileleri çeken çocukların durumları aklıma geliverdi. Özellikle kış aylarında Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizde yolları kapanan köylerin, mezraların çocukları okullarına ulaşmak için bin bir türlü güçlükle mücadele etmek zorunda kalıyorlar.
Adakent'in sadece erkek çocukları eğitimlerine yatılı ilköğretim bölge okulunda devam edebiliyorlar. İlkokul beşten sonra okutulmayan kız çocukları ise erken yaşta evlendirilerek eğitimden mahrum kalıyorlar. YİB okuluna giden çocuklar Elmalı nehrini kışın dondurucu soğuğunda paçalarını sıvayarak geçiyorlar. Yapımına 13 yıl evvel (!) başlanan köprü hala inşa edilememiş. Köyün doğru düzgün bir yolu da bulunmamakta...
Memleketin çok daha başka yerlerinde benzer çileleri Anadolu'nun çilekeş çocukları maalesef çekiyorlar. Mesela Karadeniz bölgemizin de yüksek kesimlerinde, İç Anadolu'muzun, İç Ege'mizin benzer iklime sahip köşelerinde benzer hayat öyküleri var. Dondurucu soğuklarda okullarına gitmek için kilometrelerce yürümek zorunda kalan, buz gibi suları geçmek, dağları tepeleri aşmak durumunda kalan çocuklarımız var.
Benim çocukluğumda da benzer yaşanmışlıklar vardır. İlkokul birinci sınıfa başladığımda altı yaşına yeni basmıştım. Ordu Ünye'nin bir dağ köyünde görev yapan babamın kira karşılığı tuttuğu "lojman"dan ilkokula yaklaşık iki kilometrelik bir yol vardı. Ama ne iki kilometre! Eğer tepenin öbür tarafından dolaşırsanız mesafe iki katına çıkıyor, direkt aşmak isterseniz biraz zorlu bir yolculuğu göze almak durumunda kalıyorsunuz.
Özellikle kış aylarında ayağımda mavi renkli plastik çizmem, sırtımda kendimden büyük çantam ve başımda annemin sıkı sıkı sardığı kaşkol ve bere ile dikliği nefes kesen bir tepeyi yoğun tipi nezaretinde, bir buçuk metre kar içinde yalnız başına ilerlemek için ancak fındık dallarına sarılabildiğim bir yolculuk...
Ne bitmez iki kilometre idi. Altı yaşında bir çocuk, sırtında bir çanta kendinden ağır, karla kaplı dimdik bir tepe ve ulaşılması gereken bir ilkokul. Bitlenmiş bir bakımsız çocuk yüzünden bütün okul öğrencilerinin bitlendiği, sobası sadece tek bir sınıfında yanan ilkokul... Zaten bütün öğrenciler tek bir sınıfta okuyordu.
Evet, belki benim yaşadıklarım Adakent'te ve benzeri yerlerde yaşayan çocukların çektikleri çileler yanında az kalır. Ama Ünye merkeze, ortaokula gidip gelirken kış aylarında köye araba çıkmadığı zamanlarda dört kilometrelik bir mesafeyi köpek ve kurt iniltileri arasında yürümek zorunda kaldığım günleri de unutmadım. Üstelik köyün benden büyük çocukları patır patır karda ilerlerler ben ise yalnız kalır, kocaman yolu tek başına kat ederdim. Ama öyle güzel günlerdi ki eve ulaştığımda kütür kütür yanan odun sobasının başında ders kitaplarının kapağını henüz açacakken uyuyakalır, o vaziyette okul üçüncülüğüne oynar, her dönem takdirname alırdım. Arapça derslerinde tercümeleri bütün ders saati boyunca ben yapar, babamın verdiği minik harçlıkları harcamayarak her ay kitap-kırtasiye dükkânından bilim-teknik dergisi ayırtır, müftülüğün altındaki kitap satış odacığından çocuklar için yazılmış hikâye ve öykü kitapları satın alırdım.
Evet, belki birçok çocuktan çok daha şanslıydım. Belki üç dört değil onlarca kilometreyi tipide yürümek zorunda olan çocuklar da vardı. Hala da var.
Ama sevinçli haberi aldım. Adakent'in çocukları bir dahaki sene onlarca kilometreyi yürüdükten sonra buz gibi Elmalı nehrini, kışın bir ortasında paçalarını sıvayarak geçmek zorunda kalmayacaklar. Yapımına "13 yıl evvel! Başlanan köprünün önümüzdeki yıl bitirileceği nihayet açıklandı. Darısı Karadeniz'in, Doğu'nun, Güneydoğu Anadolu'nun, Ege'nin, İç Anadolu'nun muhtelif köylerindeki çocukların başına.
Birileri senenin nerdeyse tamamını kış şartlarında geçiren Finlandiya'nın, balta girmemiş ormanları arasından "altı sıcak suyla ısıtmalı" otobanlarda yol alırken bizim çocuklarımız hala buz gibi derelerden paça sıvayarak geçmek zorundalar! Alınan her türlü mesafeye, yapılan her türlü yatırıma rağmen eğitimde ve bayındırlıkta ne kadar geri noktada olduğumuz ortada.
Şimdi birileri hala başörtüsüyle uğraşsın, ağzı açılınca laikliği, Kemalizm'i dilinden düşürmesin. Kalkınmayı ve çağdaşlaşmayı bezde palanda-pırtıda arayan, sözde "haydi kızlar okula" kampanyacıları, elitler, monşerler, sahte çağdaşlar bir yerlerine kına yaksınlar.
Resmi ideoloji bekçiliği söz konusu olduğunda aslan kesilen ama memleketin kalkınması için bir çivi çakmadan mürteci avcılığı yapanlar dönüp de çilekeş Anadolu'da olan bitene bir göz atsınlar lütfen! Eğer Anadolu umurlarındaysa!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



