Saadet Partisi'nin Suriye ziyareti hakkında çok konuşuldu, çok yazıldı. Herkes bir şeyler söyledi.
Önce şunu söyleyelim. Bu ziyaretin hakkının verilmesi için etraflıca konuşulması, tartışılması elzemdir. Onun için kim konuşursa konuşsun, yazarsa yazsın fark etmez. Ancak tartışan isimler, yazan kalemler önemli bir ayrıntıyı, önemli bir soruyu gündeme getiriyor.
Peki neden bu kadar gündem oldu?
Çünkü hakkı söyleyen, kral çıplak! diyen pek kalmadı. Ani ziyaret "bunlar da nereden çıktı" diyenleri ortaya çıkardı.
Ne güzel Başbakan, aile dostu Esad'ı bir kalemde silivermişti. Davutoğlu, muhaliflere ev sahipliği yapılmasını salık veriyordu. Güvenilir (!) müttefikimiz Hillary Clinton, ABD adına Suriye'yi ehlileştirmenin Türkiye ile mümkün olacağını açıklamıştı.
Şimdi, tüm bunlar yapılmışken nereden çıktı böyle bir ziyaret?
Ne yazık ki, takke düştü, kel göründü. Bir anda terörist haline getirilen Esad ile konuşulabileceği görüldü.
Elbette Esad zalimdir! Diktatördür! Ama ABD daha zalimdir! Daha diktatördür! Ve en önemlisi de Suriye Bilal-i Habeşi'nin, Selahaddin'in, Vahdettin'in, Halid-i Bağdadi'nin, ibn-i Arabi'nin yurdudur. Belde-i İslam'dır.
İşte tüm bunlar için Milli Görüş, varlık amacına uygun olarak tüm dünyaya bir kez daha Hakk'ı haykırdı. Ve bu haykırış mazluma umut olurken, zalime ve destekçilerine de endişe oldu.
Tüm mesele budur aslında.
Suriye, Kredi Kartı ve Biz
Mustafa Yılmaz'ın Milli Gazete'deki köşesinde önceki günlerde Suriye ile ilgili gündeme getirdiği bir detay akıllara durgunluk verir cinsteydi. Elbette çok yankı buldu bu olay, ancak günde 5 kez gündem değiştirme kabiliyetine sahip olan ülkemizde yeteri kadar tartışılmadı.
Önce hadiseyi hatırlayalım.
"Suriye'de artık kredi kartı geçmiyor. Amerika, Washington'dan tek bir tuşa basarak Suriye'deki bütün kartları bloke etmiş. Suriye'deki kredi kartı sayısı belki Türkiye'nin yüzde biri. Ama bu bile ekonomiyi çökertmeye yetmiş. Aynı şey Türkiye'ye yapılsa ne olur diye düşündüm? Düşünemedim, korktum. Ve bir kez daha merhum Erbakan'ın Siyonizm ve Gizli Dünya Devleti derken neyi kastettiğini anladım. Yol kenarındaki yoksul bir işportacıdan sigara almak istedim. Elimdeki doları uzatınca, kaşlarını çattı; "Dünyanın bütün dolarlarını getirsen sana bir tek sigara vermem" dedi, vermedi. Duruşuna hayran oldum."
Hadise bu kadar vahim. Peki ne yapmak lazım?
Kanaatimizce iki yol var. Biri devlete düşüyor, diğeri fertlere.
Devletin yapacağını işin uzmanlarına bırakalım. Biz fertlere bir şeyler söyleyelim.
Ey Milli Gazete okurları! Bir diğer ifadeyle, yaşadığımız toplumun içinde feraset, dirayet ve basiret ile gündeme bakanlar! Bakın ceplerinize, kaç tane kredi kartı var cüzdanınızda. Olmayanlara selam olsun. Kredi kartı ile alışveriş yapanlaradır sözlerimiz.
Kaçımız sorduk kredi kartı caiz midir, değil midir diye?
Yanlış anlaşılmasın, işin fetva boyutunda değilim. Zaten buna ne hakkım ne de haddim vardır. Ancak caiz midir sorusunu sormak önemli bir ayrıntıdır. Bu soru, herkesin kendi kafasına göre fetva vermesini engeller.
Sen eğer sorgusuz sualsiz kredi kartı kullanırsan kendini de düşmanına bağlarsın. Özgürlüğünü onun eline kendi ellerinle teslim edersin. Ekonomik güç siyasi gücü de beraberinde getirir, toptan teslim olursun.
Çözüm nedir peki? İktisatçıya görev düşer alternatif model için, siyasetçiye görev düşer uygulamak için, ilim erbabına görev düşer anlamak için. Herkes aynı amaç için aynı idealle, aynı azimle çalışır. Ama en önemlisi fert fert "la" demekten geçer. Batılı reddetmekten geçer.
Ey okurlar, yüreğinizle, imanınızla, inancınızla anlayınız. Ve gereğini yapınız.
Son sözümüz de "iyi ama kardeşim, alışverişimizi kolaylaştırıyor" diyenlere.
Erbakan Hoca bahane uyduranlara "Ariel Şaron bu halinizi görse size maaş bağlar" derdi.
Bize gayri laf düşmez!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



