Ergenekon operasyonları kapsamında ifadesine başvurulan ÇYDD Dernek Başkanı Türkan Saylan'ın göz altına alınmasını müteakiben bazı muhafazakâr yazar ve gazeteciler, kanaat önderleri şu ifadeyi kullandılar: "Efendim bu insan binlerce öğrenciye burs veriyor, topluma faydalı bir bilim insanı, bu insanın göz altına alınması insan haklarına ve demokratik teamüllere aykırı" Böyle bir ifade kendilerinden nasıl sadır ve vaki oldu bilinmez ancak büyük bir gaflet içerisinde oldukları kesin.
Gaflet içinde bulunan ikinci kesim ise aceleci ve rövanşçı olanlar. Henüz tam olarak sonuçlanmamış bir hukuki süreç için öfke ve husumet dolu ifadeler kullanarak karşıtlar ve yandaşlar bölünmesine katkı sağlayanlar, toplumsal huzursuzluğa katkıda bulunanlar.
İtidali elden bırakmamak adına her iki tavrın da yanlış ve abartılı olduğunu söylemek zor olmasa gerek.
Peşinen şunu ifade etmek gerek; zulüm ve haksızlık, hukuksuzluk ve işkence kim tarafından yapılıyor olursa olsun, kime yapılıyor olursa olsun bu uygulamalar bizim inanç ve düşünce dünyamızda asla müspet bir karşılık bulamaz. Böyle bir durumu tasvip etmek mümkün değildir.
Ergenekon operasyonları bazılarının iddia ettiği gibi 28 Şubat'ın rövanşı olarak görülse bile 28 Şubat döneminde kendilerine haksızlık ve zulüm yapılanlar bugün aynı haksızlık ve zulmü bir zamanlar kendilerine zulmedenlere reva göremezler. Adaleti, insafı ve hukuku her zaman bir yaşam biçimi olarak diri tutmak lazım gelir. Öte yandan suçu delillerle sabit olanlar hukuk muvazenesinde hak ettikleri cezayı zaten alacaklardır. Eğer kanun devleti yerine hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunuyorsak neticenin bu yönde gelişmesi beklenir.
Türkan Saylan'ın başkanlığındaki ÇYDD, çağdaş ve Kemalist çizgide faaliyet sürdürdüğünü iddia eden bir dernekti. Derneğin başkanının çağdaşlık algılamasında başörtülü öğrencileri ikna odalarında köşeye sıkıştırmak da vardı, askeri okulların çevrelerine kız evleri açmak da! İmam-Hatip menşeli öğrencilerin burs başvurularının üzerini kırmızı kalemle çizmek de vardı, misyonerlikle işbirliği yapmak da! Araç yakan teröristlerin burslarını kesmemek de vardı, kız ve erkeklerin rahatça bir arada yaşayacakları evler açmak da! Kendilerince çağdaş tanımlanan kaymakam ve valiler aracılıyla devletin imkânlarını kendilerine akıtmak da vardı, yurtdışında gelecek paraları dernek kayıtlarına geçirmemek de! Faaliyetlerini engelleyebilecek dinsel-şoven-kültürel dogmaların giderilmesine çalışmak da vardı, dernek üyelerine verilen eğitimlerde doğal cinselliği ön plana çıkarmak da!
Bunlar nereden mi çıktı? Hemen söyleyelim. Ergenekon operasyonları kapsamında derneğin Kadıköy şubesinde ele geçirilen "2008 Toplantı Özeti" adlı belgede (Zaman gazetesi, 28 Nisan 2009). Söz konusu belgede Sünnilerle çok yakınlaşmayan Alevi vatandaşların derneğin özel çalışmalarında kullanılmasına özen gösterilmesi de bir karar olarak yer alıyor.
İşte ÇYDD'nin çağdaşlık anlayışı: Toplumu kendilerinden olanlar ve olmayanlar olarak ikiye bölmek, imam-hatip ve başörtüsü düşmanlığı yapmak, toplumun ahlaki ve dini değerlerine karşı durmak, mezhep ayrımcılığı yaparak bir mezhebi unsuru diğerine karşı kışkırtmak, ikna odalarında başı kapalı kızlara baskı ve zulüm uygulamak, cinselliği kullanarak gençleri avlamak! Gece mesaisiyle masum insanların malına zarar veren neronlara burs vermek!
Türkan Saylan ve ÇYDD'nin gizli ajandasında bulunanlar bir bir gün yüzüne çıktıkça, çağdaşlık maskesi altında kimin kime ve kimin topluma nasıl zarar verdiği daha iyi anlaşılacaktır. Çağdaşlık maskesi altında yenen herzelerin neler odluğu açığa çıktıkça aslında kendisini çağdaş olarak tanımlayanların da nasıl bir ahlaki çelişki içerisinde oldukları yakından görülmüş olacaktır.
Gayr-i Meşru bir amaç için gayr-i meşru araçları kullanmak, ya da "görünürde meşru" amaçlar için gayr-i meşru araçları kullanmak müspet gösterilen bütün hizmetlerin aslında menfi amaçlara hizmetçi kılındığı gerçeğini örtmez. ÇYDD'nin içinde bulunduğu saplantı tam da budur. Ne yazık ki bu zihniyetin temsilcileri medyatik ilüzyon yoluyla kendilerini topluma birer kahraman olarak satmayı bilmişlerdir! Ve belki de binlerce vatandaş bu teşekküle içten ve samimi duygularla nice bağışlarda bulunmuştur!
Bütün bu olup bitenler karşısında dindar-mütedeyyin insanların önemli bir imtihandan geçtiğini söylemek zor olmasa gerektir. 90'lı yılların birinci imtihanı olan 28 Şubat sürecinde canı yanan dindarlar Ergenekon meselesini bir fırsat bilerek kindarlık ve öç alma duygusuyla hareket etmemelidirler. Teenni, sabır, adalet, insaf, hakkaniyet ve dua bu süreçte kuşanılacak en iyi meziyetler olsa gerektir.
ÇYDD'yi, benzer oluşumları fikren eleştirebiliriz, faaliyetlerini tasvip etmeyebiliriz, aynı şekilde Türkan Saylan'ı ve diğer benzer düşünce sahiplerini de. Ancak onlara olan fikri ve vicdani öfkemiz bizi onlara karşı adaletsiz tutumlar içine sürüklememelidir!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



