Murat Soyak... Şairliğinin yanı sıra deneme ve hikâye yazarlığı ile de dikkat çekiyor. Fakat bugünlerde daha çok hikâyeciliği gündemde. Çünkü geçtiğimiz günlerde yayınlanan kitabı bu türe ait...
Acı Ceviz tatlı olsun... Irmaklarca (Şiir, 2006) ve Bahar Sürgünü (Deneme, 2010) gibi iki eserden sonra şimdi de Acı Ceviz (Romantik Kitap Yay., Konya, Ağustos 2011) adlı hikâye kitabıyla karşımızda Murat Soyak... Bugünlerde sahici hikâye okurunun okuma şölenindeki yerini almaya başlayan Acı Ceviz'de 17 hikâye yer alıyor.
Bu hikâyelerin genel özelliğini en başta verelim: Nicedir usta işi örneklerine pek rastlamadığımız klâsik tarzda metinler bunlar. Diğer bir ifade ile, bu hikâyelerin okuru bunalımla yoğrulmuş girift 'durum'ların veya 'ben merkez'ciliğin buhranlarıyla yüzgöz olmuyor. Bu konuda yazarın hassasiyeti o kadar ileri durumdadır ki, Acı Ceviz'deki hikâyelerde kahraman anlatıcının bakış açısına pek rastlayamazsınız. Ekseri üçüncü şahıslara ait gözlemlerin tahkiyesini takdim eden Murat Soyak, başı sonu belli olayları anlatırken, doğal olarak bu tarz hikâyeciliğin diğer temel unsurlarını da dozajı bağlamında ele alıyor. Öyle ki, deneme havası taşıyan ("Kimsesiz" ve "Gün, Akşamlıdır" gibi) metinlerde bile bu dozaja azami dikkat ediyor yazar...
Kuşkumuz yok, yazarın bu tutumunun temelinde bir 'dert' yatıyor. Hikâyelerin hemen her birinde belirli bir konuya eğilmesi, konuyu en berrak şekilde ele alabileceği bir itibarî olay yaratması başka neyle açıklanabilir? Buna, itibarî olayın vuku bulduğu mekânların seçimi ve hepsini birden kuşatan zaman mefhumunun işlevsel kılınış biçimi, hepsi, ama hepsi, aynı 'dert'in emaresi...
Nedir bu dert?
Şimdi buraya kadar söylediklerimizi, detaylandıralım... Önce, yazarın kendisine edindiği 'dert'i somutlaştırmak gerekiyor: Hakk'ın rızası gözetiminde bir estetik algının çevrelediği iyinin, doğrunun, sabrın, adaletin, velhasıl topyekûn bir ameliyenin kurgucusu bu hikâyelerde Murat Soyak...
Gerek konu seçiminde, gerekse bu konunun olay, kişiler, yer ve zaman bağlamında ele alınışında, işbu ameliyenin icabını olabildiğince yerine getiriyor. Akıbetleri ne olursa olsun, hayatın diri yüzüne bağlanan insanların hikâyesini anlatıyor. Bu durumu, kitaptaki herhangi bir hikâye üzerinden göstermemiz mümkündür. Sözgelimi, kitaba da ad olan ilk hikâyede, artık tek başına yaşayan yaşlı bir adamın kimliğinde, hem geçmişte yaşanan güzelliklerin yâdını, hem de hâlâ hayatta tutunmak için girişilen mücadelenin diri yüzünü (Her şeye rağmen ceviz çırpmaya teşebbüs etmesi) bir arada görebiliriz. Acı Ceviz'in onurlu ve fakat kederli havası, "Şen Boyacılar" hikâyesinde kendinden menkul bir küçük sevinçler bahçesine dönüşür. Yüzlerini sabra ve şükre döndürmüş iki küçük şen yüz, dostluk timsali bir fotoğrafa poz verirler.
Bu pozu diğer hikâyelerde de göreceğinizi temin ederim: "Sıkıntıdan patlıyordu." diye başlanılan "Tespih"te, bekleyeni olmayan ve boğazı yalnızlık tarafından sıkılan Kerim'in hayata tekrar tutunması; "Suya Doğru"da, domates fidelerine, yazılacak bir mektuba ve umut dolu geleceğe emanet edilen çocuklara bağlanan bir kahramanın diri ruhu; "Bizim Mahalle"de Ramazan ayıyla okul mevsimini aynı sevinç potasında eriten çocukların keyfi; "Bağ Bozgunu"nda (Kitabın tek kahraman anlatıcısı bu hikâyededir diyebiliriz.) "bir bağımız olsa" diye yanıp tutuşan çocuğun yaşadığı bozguna rağmen kendi kendisini teselli edişi; "Bir Umut"ta yılları kırgınlıkla yoğrulmuş dul bir kadınla, zorlu sınavlara tutulmuş kızının, ikisi birlikte, kurtuluş sabahına ulaşmaya ahdedişleri; "Kimsesiz"de bütün tükenmişliğine rağmen, masasındaki bir güle, kitaplarına ve kurşun kalemine sığınan kimsesiz; "Okul Yolu"nda (ki, "Şen Boyacılar" hikâyesiyle birlikte okunmalıdır) ayakkabı boyacılığı ile okulu birlikte götüren ve sadece başarıya odaklanan iki arkadaşın şen kişilikleri; "Gönül Sohbet İster"de iki ihtiyar delikanlının ikindi vaktine sığınıverişleri; "Ana Oğul"da hastalığını oğlunun kendisini ziyareti haberiyle sağaltan bir annenin çocuklar gibi şenliği; "Ey Hayat"ta hâlinden şekvacı olmayan simitçi bir kadının yangınlara ve yıkımlara rağmen yılgınlığa prim vermeyişi; "Gün, Akşamlıdır"da zamanın faniliğinden mesut olan bir ruh hâli; "İstanbul, İstanbul"da sancıyla yaşanan öğrencilik yıllarının bir dost eliyle keyifli bir hale tebdil olması...
Sürpriz hikâye: "Diriliş Aydınlığında"
Acı Ceviz'deki bazı hikâyelere birtakım ayrıntılarından ötürü özel bir ilgi göstermek kaçınılmaz. Bunlardan "Şen Boyacılar", "Okul Yolu", "İstanbul, İstanbul" gibi hikâyeler, yazarın biyografisiyle de örtüşür havaya sahipler. Kuşkusuz, hemen her metin, bu açıdan değerlendirilebilir. Fakat Acı Ceviz'in bu hikâyeleri, bu yönden, diğerlerine göre daha belirgin bir nitelik taşıyor. "Çanakkale İçinde" hikâyesi ise yapısındaki farklılık itibariyle kitabın diğer metinleriyle ayrı kategoride değerlendirilmelidir. Cepheden yazılmış mektupların bir araya getirilmesiyle oluşmuş olan bu hikâye, Acı Ceviz'in sonu "ölüm"le (tabii burada şehitlik) biten üç metninden birisidir. Kitapta okuyucuyu ölüm hakikatine müdrik kılan diğer hikâyeler "Acı Ceviz" ve "Kuyu"dur. Bizim kendisine özel bir ilgi göstereceğimiz bir başka metin de, şimdiye kadar adını zikretmediğimiz "Diriliş Aydınlığında" başlıklı hikâyedir. Kitabın iki sayfalık bu küçük hikâyesini önemli kılan ise, anlatılan şahsın kimliğidir. Kuşkusuz bunu Murat Soyak açık açık deklare etmiyor. Fakat, sunduğu anlatım unsurları, bizi İslâm dünyasının büyük bir mütefekkir şairiyle yüz yüze getiriyor: Sezai Karakoç!
Murat Soyak'ın "Diriliş Aydınlığında" Sezai Karakoç'u nasıl anlattığını ise siz okurlarımızın merakına bırakıyorum. Haftaya bugün "Diriliş Aydınlığı"nın anlatıldığı bu kitabın kimi teknik özelliklerini ele almak istiyorum. Kim bilir, o güne kadar sizler de Acı Ceviz'i okumuş olursunuz...
Acı Ceviz'i okumak isteyenler şu kısa yollara müracaat edebilir: 0505 662 29 01; muratsoyak@gmail.com; romantikkitap@gmail.com
(Bizimle iletişim için: P. K. 205, Ulucami, Bursa - www.edebiyathayatmemat.blogcu.com)


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



