Murat Soyak'ın Acı Ceviz kitabıyla ilgili ayrıntıları bugünkü yazımıza bırakmıştık. Ayrıntılar derken, kastettiğimiz, anlatıma dayalı eserlerin temel unsurları arasında yer alan kişi, mekân ve zamanı, bir de eseri zenginleştiren kültürel değerleri kastediyoruz. Adı verilmemiş olmakla beraber, Sezai Karakoç, Acı Ceviz'deki hikâyelerde olaya aktif olarak dâhil edilen gerçek ve şöhretli tek kahramandır. Onun dışındaki aktif şahıs kadrosunu sıradan halk kişileri oluşturur. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, bu kişiler, ihtiyar delikanlılar, güngörmüş çile çekmiş kadınlar, yalnızlık ve kimsesizliğin duçarına yakalananlar, evsiz barksızlar, oğul bekleyen yahut nazlı kız yetiştiren analar, okullu çocuklar, okulsuzlar, tamirciler, boyacılar, simitçiler, çaycılar, askerler, öğretmenler, doktorlar, hocalar... Aslında her birinin ayrı bir adı var: Ali, Mahmut, Kerim, Nazmiye, Münevver, İbrahim, Yusuf, Ahmet, Tahir, Cemile, Pınar, Muhittin, Selahattin, Selim, Muharrem, İhsan, Şinasi, Abdullah, Muhittin, Neşet, Cengiz, Eşref, Şükran, Hayrettin...
Bu itibarî (muhayyel) kahramanların yanı sıra, Acı Ceviz'in şahıslar kadrosunda adı geçenler kategorisinde de olsa yer bulmuş şöhretler karması vardır. Kitabın kültür atlasını zenginleştiren unsurlar olarak zikredelim: "Han Duvarları" anılarak Faruk Nafiz Çamlıbel, "Dost dost diye nicesine sarıldım" ile Âşık Veysel, "Akşam, yine akşam, yine akşam" dizesi ile birlikte Ahmet Haşim, "Üsküdar, bir ulu rü'yâyı görenler şehri" mısraıyla Yahya Kemal, "kutlu bir muştuya nail" olmasıyla Sultan Mehmed Han, sabır timsali olması sebebiyle Hazreti Eyyub, vb...
Açık, açık bir deniz...
Acı Ceviz'in olayları genellikle açık (dış) mekânlarda olup bitmektedir. Bahçeler, yollar, sokaklar, köy garajı, cami avlusu, kır ve tabiat ortamları, mahalle araları, okul bahçeleri, top sahaları, üzüm bağları... Öyle ki, kimi hikâyelerde iç mekânlar öne çıksa da, hikâye kişisinin bir yolla dış âleme intikal ettiğini görürüz. Sözgelimi "Tespih" hikâyesinin canı sıkkın Kerim'i ilkin bir kahvededir. Ama hikâyenin kişisi ve mekânı dışa ve hatta geniş coğrafyanın karanlığına doğru açılıverir biraz sonra. Benzeri bir durum "Bir Umut"un buhranlı ev hayatı için de geçerlidir. Dışarıdaki tipi ile birlikte artan bir gerilim, mekânı keskinleştirir. Fakat bu hikâyenin başkişilerinin gözü hep perdenin ötesindeki karanlığın derinliğindeki ışıktadır. Kitabın en yoğun metni olarak okuyabileceğimiz "Kimsesiz"de de iç mekân dış âlem çatışması karşımıza çıkar...
Acı Ceviz'deki hikâyelerin devşirildiği mekânlar, birkaç hikâye hariç, taşraya aittir. Bu 'taşra' lafını doğrudan doğruya küçük şehir, kasaba, köy, kır gibi adlarla anabiliriz. Çoğunluğu Anadolu havası taşıyan bu belirsiz (şöhretsiz) mekânlarının yanı sıra, kültürel coğrafyaya ait mekânları da vardır. Bunlar hepi topu birkaç hikâyede olup, genellikle İstanbul'la ilgili mekân isimlerinin zikredilmesi şeklindedir: Şirket-i Hayriye vapurları, Eminönü iskelesi, Bab-ı Âli yokuşu, Altunizade, Göztepe, Karacaahmet, Beyazıt, Beyazıt Meydanı, Niğde, Fatih, Saraçhane, Edirnekapı, Eminönü, Süleymaniye, Sultanahmet, Kapalıçarşı, Valide Sultan Camii, Üsküdar Vapur İskelesi, Kız Kulesi, Şemsi Paşa Camii, Şemsi Paşa Kütüphanesi, Üsküdar, Kadıköy, Doğancılar Parkı, Karacaahmet, Haydarpaşa, Kadıköy Postanesi, Divanyolu...
Zamanın sınırları...
Zamanın canlı bir takdimi vardır Murat Soyak'ın hikâyelerinde. Zaman mefhumlarını net bir şekilde hissettirir okura. Kimi zaman hikâyenin ilk veya son cümlesi olarak, kimi zaman aralarda bir yerde zaman isimleri karşımıza çıkıverir. Bu kullanım, zamanın sanki bir ana kahraman olarak tasarlandığı zannını uyandırır okuyucuda. İşte birkaç örnek: "Güz günleri..." diye başlamış yazar "Acı Ceviz" hikâyesine. "Okul Yolu"nun başlangıç cümlesi ise şöyle: "Eylül... Yerde sarı sarı yapraklar, ağaçların eski neşesi kalmamış." "Diriliş Aydınlığında" hikâyesinin başlangıç cümlesini şöyle okuruz: "İstanbul'da ikindi suları..." "Gün, Akşamlıdır" da böyle başlar: "Bir günün sonunda yine akşam..."
Hikâyenin bitiş cümlelerinden de bir seçme yapalım isterseniz: "Şen Boyacılar" şu cümleyle bitiyor: "Ve şehir bir günün sonunda içine kapanıyor." "Suya Doğru"nun bitişi de buna benzer: "Güneş karşı tepelere doğru ışıklar saçarak ilerliyor." Keza "Bizim Mahalle" de aynı şekilde hitama eriyor: "Eve gitmenin zamanıdır. Akşam oluyor." Zamanın "Gönül Sohbet İster" hikâyesinin sonundaki yansımasıyla bu bahsi bitirelim: "Birlikte camiye doğru yürüyorlar. İkindi ezanı okunuyor."
Birkaç kültürel unsur daha...
Murat Soyak'ın Acı Ceviz'inde okurun dikkatini çekebilecek farklı kültürel unsurlara rastlanır. Biz bunlardan birkaçına değinmek istiyoruz:
Bunlardan birisi, yazarın zaman zaman folklorik unsurlara müracaat etmesidir. Bunlar arasında ise önceliği türküler, atasözleri ve kalıplaşmış halk söyleyişleri alıyor. Türkü bahsinde birkaç örnek talep edilirse, "Acı Ceviz" hikâyesinde "Gurbette ömrüm geçecek" diye başlayan türkünün iki dörtlüğü; "Tespih" hikâyesinde "Bir çift turna gördüm durur dallarda" dizesiyle başlayan türkünün bir dörtlüğü ile "Şu dünyanın vefasını görmedim" diye başlayan türkünün bir bendi; "Kimsesiz"de "Gurbette ömrüm geçecek..." türküsünün radyodan söylenmesi; "Çanakkale İçinde" hikâyesinde "Annem beni yetiştirdi bu yerlere yolladı." şeklinde başlayan manzumenin bir dörtlüğü ile "Ötme garip bülbül, gönül şen değil" nakaratlı türkünün iki dörtlüğü bunlar arasındadır.
Diğer folklorik unsurlardan da birkaç seçme örnek sunalım: "Sabah ola hayırlar ola" (Acı Ceviz), "İşin rast gelsin", "Ne ekersek onu biçeceğiz.", "Oh be dünya varmış.", "Gelimli gidimli dünya..." "İçtikleri su ayrı gitmiyor." (Şen Boyacılar), "Maçı nasıl aldık ama!", "Şu kaleci yaktı bizi!" (Bizim Mahalle), "Şu adam deli edecek beni; ya sabır ya sabır", "Yeniden doğmuş gibi" (Tespih), "Her gecenin bir sabahı var anne, her gecenin bir sabahı..." (Bir Umut), "Okuyun da kendinizi kurtarın." (Şen Boyacılar), "Düşe kalka, kıran kırana" (Kuyu), "İnsanın zehrini insan alırmış." (Ana Oğul)...
Murat Soyak'ın hikâye dilinde ayet ve hadislere de rastlanır. Esasen onun 'dert'iyle alâkalı bir durumdur bu. Bu çerçevede farklı hikâyelerde değişik şekillerde dile getirilen bir ayeti (İnşirah, 5-6; ki bu surede de tekrarlanır.) yegane örnek olarak verelim, yetsin: "Her zorluğun ardınca bir kolaylık vardır." (Şen Boyacılar)
Sonuç olarak, Murat Soyak'ın Acı Ceviz'i her bakımdan fena halde tatlı. Bu tadı hissetmek isteyenler kitabı ne yapıp edip okuyacak...
(Kitaba ulaşmak isteyenler: 0505 662 29 01)
www.cevatakkanat.blogcu.com - P. K. 205, Ulucami, BURSA


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



