Bir kadının eline aynayı alıp da. Bir faciayı izler gibi, beyaz kaşlarını fark edişi.
Alnını yol yapmış derin çizgileri görüşü.
Zaten ince bedenli giysilerden uzaklaşmaktadır son yıllarda.
Aynalarda bir tuhaf olmuştur.
Gözaltı torbaları, kırışıklıklar, ödem yapmış, su toplamış, şiş yüzünü artık tanımakta zorluk çekmektedir.
Kaz ayaklarını, başındaki beyazları geçip, ille de o ak kaşlar için derin bir üzüntü geçirişi.
Artık merdivenleri hoplayarak çıkamamaktadır.
Dizlerine saplanan bıçak gibi ağrılarla, iki yana kaykılarak yürümektedir.
Anneliğin bu safhasını kabullenmekte güçlük çekmektedir.
Genç olmadığını, hızla yaşlandığını.
Görüntü, her kadını ürkütmektedir.
Ne ki sağlık varsa eğer yeni dönemin tadını çıkarmalıdır.
Bu yazıyı yazacağımdan habersiz, annemi görüyorum rüyamda.
Ölmemiş ama kaybolmuş, onu yana yakıla aramaktayım.
Uyandığımda, kızımın elinde Selim İleri'nin "Annem İçin" kitabını görüyorum.
Onu okula uğurlarken, kitabı elinden alıyorum.
Gazetenin yazı günü, öğlene kadar yazımı yazmam gerek.
Öğle sonrası bir taziyeye gitmem gerek ama kitabı elimden bırakamıyorum.
Bir anne için yazılmış harika bir yapıt.
Yazarla benzer acılar yaşadığımı görüyorum.
Onun annesi de Çapa'da yatmış hastalığında.
Ve benim annem gibi altmış üçünde, çok genç yaşta vefat etmiş.
Annesinin hastalığında çektiği acıları ustalıkla kaleme almış.
Piyano başındaki fotoğrafını kitabının kapağına alan yazar; annesinin dünyalar güzeli genç kızlığını, çocukluğunu, düğün resimlerini, şişmanlaşma sürecini de kitabına almış.
Ama onun son hallerini alamamış.
Alzheimer hastalığına yakalanıp, erken yaşta ölen annenin çektikleri, evladını yeterince örselemiş.
O güzel kadının insanların gözünde düştüğü "zavallı" duruma içerlemiş.
İnsan toz konduramadığı, hayattaki en sevgilisi olan annesinin artık çoğu şeyi hatırlayamamasına nasıl katlanabilir ki.
O'nun acı dolu hayatı, anne özlemi; usta yazarın kaleminde sonsuzluğa adanan bir yapıt olmuş.
Çoğu insanın hayatında baba geri plandadır. İlle de anne. Zaten bizim gibi şark milletlerinde anne sevgisi, eş sevgisine galebe çalmıştır. Belki sevgiliye şiirler yazmıştır şairler.
Ama anne için hazırlanmış yapıtlar, her zaman eş sevgisine adananlarla yarışmıştır.
3.Mustafa, sevgili annesi için denizi seyreden bir Üsküdar tepesinde yaptırmış, Ayazma Camii'ni.
Bir başka anne aşığı da 3.Selim.
Anneciği Mihrişah Valide Sultan için Beşiktaş tepesinde, "Yıldız" adıyla tanınan bir kasır yaptırmış. Çocuğun gönlündeki "Yıldız", bugün İstanbul'un önemli bir muhitidir.
Abdülmecid de geri durur mu, O da annesi Bezm-i Alem Sultan için, yıldıza göre ay hükmünde bir kasır arayışına girmiş.
Kasr-ı Dilküşa adını verdiği bir köşk inşa etmiş.
Listeyi uzatmak mümkün.
Hayata dokunuşlarımızda anne, ilk alfabenin ilk sözcüğü.
Aşka dair en ön hece.
Özveri kalelerinin bu yıkılmaz mimarlarına binlerce rahmet olsun.
Not: (Cansuyu derneğine çok teşekkür ederim. Bir yazımda değindiğim üç yoksul çocukla yakından ilgilendiler. Devlet korumasına alınması için yoğun çaba verdiler).



Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



