Türkiye'de 90'lı yılların en tartışmalı konusuydu Çekiç Güç. ABD'nin bölgemizdeki hedeflerine ulaşması için topraklarımıza konuşlandırdığı bu askeri oluşumdan kurtulmak çok da kolay olmadı. Coğrafyamızda ağır tahribatlara yol açmasına rağmen süresi her altı ayda bir uzatılan Çekiç Güç, ancak 1 Ocak 1997 yılında gönderilebildi ülkemizden.
Bir büyük tehlike de Irak'ın işgali sırasında yaşandı. AK Parti'nin Meclis'ten geçirmeye çalıştığı 1 Mart tezkeresinin, tüm baskı ve çabalara rağmen reddedilmesiyle binlerce Amerikan askerinin topraklarımıza yerleştirilmesi kıl payı engellendi.
Türkiye bugünlerde bir büyük tehlikenin daha arifesinde. İsrail'i koruyacağını artık sokaktaki çocuğun bile bildiği "Füze Kalkanı"nın Türkiye'ye kurulması tartışılıyor. Tartışılıyor desem de, aslında ortada pek bir tartışma da yok. Füze kalkanının Malatya-Kürecik'e kurulacağı şimdiden açıklandı bile. Üstelik konunun Meclis'e getirilmesine bile ihtiyaç duyulmuyor.
Asıl ilginç olan ise, sokaktaki vatandaşın, sivil toplum kuruluşlarının ve Meclis'teki muhalefetin bu konudaki ilgisizliği. Çekiç Güç'e, 1 Mart tezkeresine demokratik tepkisini her fırsatta ortaya koyanların, füze kalkanı gibi bu kadar önemli bir konudaki duyarsızlığını anlayamıyoruz doğrusu. "Bu kalkan kimi, kime karşı koruyacak? Komutası kimde olacak? Türkiye'ye ne faydası olacak? Acaba yeni düşmanlıklar mı oluşturacak? Hükümet neden buna 'evet' demek zorunda?" Sorular, sorular, sorular... Ancak ne bir vatandaş çıkıp bu sorular üzerine kafa yoruyor, ne de bir hükümet yetkilisi 'topu taca atmadan' tatmin edici bir açıklama yapıyor.
Bir tek Saadet Partisi, bundan önceki birçok hayati konuda olduğu gibi bu konuda da üzerine düşeni yapıyor. Saadet Partisi, 8 Ekim'de Malatya'da düzenlenecek mitingle, "Gavurun Kalkanı'na Hayır!" demeye hazırlanıyor.
TBMM'nin 1 Ekim'de yapılan yeni yasama yılı açılış töreninde de konunun gündeme gelmemesi, şaşırttı bizi gerçekten. Cumhurbaşkanı Gül'ün oldukça uzun açılış konuşmasında yeni anayasadan teröre, kadın haklarından ekonomiye, Arap baharından AB'ye hemen her konuya değinilmişti. Ancak konuşmada ne "Füze"nin "F"si, ne de "Kalkan"ın "K"si vardı.
Konuşmasında, "Ortak değerler temelinde, Türkiye'nin güçlü müttefiklik bağlarıyla bağlı olduğu ülkelerle ilişkilere büyük önem verilmektedir. Bu çerçevede, pek çok küresel ve bölgesel meselede benzer vizyonları paylaştığımız ve işbirliği yaptığımız, müttefikimiz ABD ile ilişkiler özel bir yer tutmaktadır." diyerek, ABD ile olan ilişkilerimizin önemini vurgulayan Gül'ün, füze kalkanı konusuna hiç değinmemesi dikkat çekti.
Devletin en tepesindeki isim olan Cumhurbaşkanı Gül'ün füze kalkanı konusunda ne düşündüğünü bu konuşmada öğrenemedik. Ama geçmişte Çekiç Güç konusunda yaptığı konuşmaları kısaca hatırlatalım istiyoruz.
19 Aralık 1991 ve 24 Aralık 1992 tarihlerinde TBMM kürsüsünden Refah Partisi Kayseri Milletvekili olarak konuşan Abdullah Gül, Çekiç Güç'le ilgili şu uyarıları yapıyordu:
"Ülkemizin bu hassas bölgesinde, emrivakilerle karşı karşıya kalmamak için milli menfaatlerimizin tersine konumlara düşmemek için, bu yabancı gücün varlığına son vermek gerekmektedir. Şu açık bir gerçek ki bu yabancı askeri güçler üzerinde, Türkiye'nin ciddi kontrolü mümkün değildir. Ne zaman ve hangi koşullarda bu güçlerin kullanılacağı, Ankara'dan değil, Washington'dan kararlaştırılır. Kim ne derse desin, bugün Çekiç Güç kuvvetleri bir ana rahmi gibi sınırlarımızda yeni bir devletin doğuşuna, oluşumuna yataklık yapmaktadır."
28 Aralık 1993'teki konuşmasında "Bu bölgede, Ortadoğu'da bu yabancı güçlerin, bu emperyalist güçlerin durmalarına evet veya hayır diyebilmeniz için, tarihi gerçekleri göz önüne almamız gerekir. Hakimiyet eğer kayıtsız şartsız milletinse, gelin hep beraber milletin sesini dinleyelim ve yabancı güçlere, emperyalist ülkelerin Ortadoğu bölgesindeki güçlerine hep beraber hayır diyelim." diyen Gül, 24 Aralık 1992'deki konuşmasında ise şu çağrıda bulunuyor:
"Bu güçlerin, bu bölgeyle ilgisi yeni değildir. Geldikleri yerde karışıklık çıkarmak, bölgenin Müslüman halkını birbirine düşürmektir esas sevdaları. Şimdi burada ikaz ediyoruz: İleride Amerika'nın yapacağı yaptırımlara 'yok' diyemeyecek duruma gelebilirsiniz, bugünden bu Çekiç Güç'ün süresine son verin. Sağlıklı düşünme, herhalde muhalefetteyken daha iyi yapılıyor. Geliniz Hükümetin maruz kaldığı bu baskıyı Meclis olarak biz göğüsleyelim. Geliniz Parlamentoyu -aynen Batılı- demokratik ülkelerde olduğu gibi devreye biz sokalım. Mazur görelim, belki Hükümet 'hayır' diyemiyor buna ama bunu biz göğüsleyelim. Türk Halkının ve vicdanımızın sesini dinleyerek, Çekiç Güç'ün süresinin uzatılmasına hep beraber hayır diyelim."
Çekiç Güç'ü defeden, 1 Mart Tezkeresiyle Coni'lere gelme diyen tüm Türkiye'yi, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, yaklaşık 20 yıl önce yaptığı ikaz ve çağrılara kulak vermeye davet ediyorum.
Neden İsrail'e hayır diyemiyor?
Filistin'in BM üyeliğini veto edeceğini açıklayan, İsrail'in Filistin topraklarında bin 100 yeni konut inşa etme kararına ses çıkarmayan ABD'nin, neden İsrail'i sürekli şımarttığı konusunda fikir verebilecek ilginç detaylar:
- ABD'de Yahudiler nüfusun sadece yüzde 2'sini oluşturmasına rağmen dolar milyarderlerinin yüzde 50'si Yahudi.
- 1990'dan beri Yahudi lobisinin seçim bağışı miktarı 56.8 milyon $.
- Obama'nın partisi Demokratlar'ın kampanya gelirlerinin yüzde 60'ı, Cumhuriyetçiler için yüzde 35'i Yahudi lobisi aracılığıyla elde ediliyor.
- ABD'de irili ufaklı 51 İsrail destekçisi lobi teşkilatı var. Amerika'nın en güçlü 3 lobisinden biri İsrail'in çıkarı için en büyük faaliyeti yürüten AIPAC. ADL, American Jewish Congress, Israel Policy Forum, American Jewish Committee gibi etkin lobi örgütleri de milletvekili ve senatörleri 365 gün markajda tutuyor.
- AIPAC o kadar güçlü ki eski direktörü Steve Rosen, "Seçilmek isteyen bir ABD'li siyasetçinin İsrail karşıtı söylemlerde bulunması siyasi intihar olur. Şu elimdeki boş mendile bakın. 24 saat içinde size bu mendili üzerinde 70 ABD'li vekilin imzasıyla geri getiririm" diyebiliyor.
- Amerikan başkanları için seçime girmeden önce en önemli şart İsrail'e giderek Ağlama Duvarı'na el koyup basına poz vermek. George W. Bush henüz Teksas Valisi'yken adaylığını açıklamadan önce İsrail'e giderek poz vermişti. Barack Obama da Demokrat Parti'deki adaylık yarışı sırasında İsrail'e giderek başında kipa ile Ağlama Duvarı'nı ziyaret etti.
Dünyanın en önemli üniversitelerinden Harvard Kennedy School of Government'ın dekanı Stephen Walt ve Chicago Üniversitesi'nden John Mearsheimer'ın, 2006 yılında yayınladıkları 83 sayfalık rapora göre:
- 1973 Arap-İsrail Savaşı'nın ardından ABD, İsrail'e hiçbir ülkeye yapmadığı kadar yardım yaptı. Her yıl İsrail'e 3 milyar dolar yardımı sürdürüyor. Yani her İsrailli'nin cebine yılda 500 dolar koyuyor.
- ABD'nin en güçlü ikinci lobi grubu AIPAC bir "de-facto İsrail casusu" olarak faaliyet gösteriyor.
- Önemli basın organlarında 61 İsrail yanlısı yazar varken, İsrail karşıtlarının sayısı 5'te kalıyor. CNN'de İsrail'i eleştiren haber çıktığında 6 bin protesto maili yağıyor.
- 3 büyük TV kanalının CEO'su Yahudi. 4 büyük film şirketi Yahudi sermayesinin elinde. New York Times başta olmak üzere ülkenin en büyük yayın grubu yine Yahudiler'e ait.
- ABD'deki önde gelen üniversitelerde profesörlerin yüzde 20'si, büyük hukuk firmalarında çalışanların yüzde 40'ı, yazar ve yönetmenlerin yüzde 59'u, ABD'nin en önemli 200 entelektüelinden yüzde 50'si Yahudi.
- ABD halkının yüzde 73'ü tarafsızlık istese de yönetimler İsrail'in güdümünde hareket ediyor.
Anlayabilen varsa bana da anlatsın!
Başbakan Erdoğan Davos'ta Peres'e van minut dedi.
İsrail 9 vatandaşımızı şehit etti.
Özür dilemedi, tazminat ödemedi, ablukayı kaldırmayı kabul etmedi.
Rumların Türkiye'ye rağmen çıkardığı petrol ve doğalgazı İsrail pazarlayacak.
Türkiye-İsrail ilişkiler gergin.
Savaş çığırtkanlığı yapanlar bile var.
İsrail uçaklarının taciz uçuşu yaptığı haberleri çıkıyor medyada.
Ama Türkiye, İsrail'in OECD üyeliğine onay veriyor.
İsrail'i korumak için kurulduğunu artık sokaktaki çocuğun bile bildiği füze kalkanına evet diyor.
İsrail ile ticaretimiz tam gaz gidiyor. İsrail'le Türkiye arasındaki ticarette tüm zamanların rekoru kırılıyor. Gerilimin had safhaya çıktığı Ağustos ayında bile, İsrail'den yaptığımız ithalat geçen yılın aynı ayına göre, yüzde 44 arttı.
Siz olsanız kavgalı olduğunuz komşunuzdan daha çok alış veriş yapmaya başlar mısınız? Siz olsanız, kavgalı olduğunuz komşunuzu korumak için kendi evinizi açar mısınız?
Doğrusu kafamız karıştı. Bu nasıl kriz, bu nasıl kavga.
Gerçekten ortada bir kavga mı var, yoksa başka şeyler mi?
Biz anlayamadık, anlayabilen varsa bize de anlatsın.
Bu deprem, başka deprem
Hollywood filmlerinin çok büyük bir bölümünde mutlaka boşanmış ve parçalanmış ailelerle karşılaşırsınız. Neredeyse her evlilik 'yanlış'tır, mutlu çift yoktur, çocuklar anne ve babalarının ayrı yaşamalarını, ayrı ayrı sevgililerinin olmasını kabullenmelidir. Bu, hayatın bir gerçeğidir. Son zamanlarda bizdeki film ve dizilerde de, benzer temalara epey sıklıkta rastlıyoruz. Çevremize baktığımızda da, artık boşanma haberlerini daha çok duymaya başladık aslında. Boşanmaların gerçekten çok fazla arttığını TÜİK verileri de ortaya koyuyor.
Toplumsal çöküşü ortaya koyan rakamları Milli Gazete bundan altı ay önce yayınlamıştı. Türkiye'de sadece geçtiğimiz yıl 118 bin 569 çift boşanmış. Yani 237 bin 138 kişinin evliliği son bulmuş. Son 9 yılda 894 bin 978 çift eşiyle yollarını ayırmış. Dağılan bu ailelerin çocukları da dikkate alındığında problemin tam bir "Aile Depremi"ne dönüştüğü ortada.
Tablo o kadar vahim durumda ki, gazetemizin duyurduğu bu tehlike Meclis'i de harekete geçirdi. Boşanma sayısındaki artış ve evlenme oranlardaki düşüş üzerine TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu Başkanı Azize Sibel Gönül ile 24 milletvekili tarafından Meclis Araştırması açılması için önerge verildi. Umarız en kısa zamanda bu depremin nedenlerini araştırmak üzere bir komisyon kurulur. Bu konuda hem Meclis'e, hem de Bakan Fatma Şahin'e büyük görev düşüyor.
Zam yağmuruna teselli arayanlar
Havalar soğudu, yağış mevsimi başladı. Ama yağmaya başlayan sadece yağmur değil, zam yağışı da başladı. Ekonomik krizin teğet bile geçmediği ülkemizde zamlar da ardı ardına geliyor. Önce elektriğe yüzde 9,57 zam yapıldı, hemen ardından doğalgaz yüzde 14 zamlandı. Zamdan bunalan vatandaş da galiba teselliyi TV dizilerinde arıyor.
Zamlar yağıyor, para akıyor
Vatandaş dizilere bakıyor.
Yalancı Bahar
Öyle Bir Geçer Zaman ki
Tövbeler Tövbesi.
Sizin favori diziniz hangisi?


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



