Geçen hafta yayınlanan “Abdülhamid Han ve Atatürk’te Milli Düşünceler” başlıklı yazım ilgiyle karşılandı. Bu konuda aldığım “mail”lerden birini bugün yazı konusu olarak seçtim. Mail şöyleydi:
“Atatürk ve II. Abdülhamid Han’da milli düşünceler” isimli yazınızdan sonra aklıma yine başka bir yazarın yazısında okumuş olduğum aşağıdaki kısım geldi. Muhtemelen siz de bu konuşma metninden haberdarsınızdır. Ama ben yine de göndermek istedim. Ayrıca yazınızın devamını da bekliyorum. Asıl Abdülhamid Han ve Prof. Erbakan’ın bir mukayesesisini yaparsanız çok sevinirim. Zira birçok ortak noktaları var diye düşünüyorum.” (Y.S.Kurt.)
Şimdi okuyucumun yolladığı metni yazıyorum:
“Atatürk diyor ki:
Atatürk 27 Temmuz 1937 yılında TBMM’de şu konuşmayı yapıyor:
“Kendimize kâfi derecede güvenip ve kudretimizi bildiğimiz için İslâmiyetin mukaddes yerlerinin Musevilerin ve Hıristiyanların nüfuzunun altına girmesine mâni olacağız. Binaenaleyh şunu söylemek istiyoruz ki, buraların Avrupa emperyalizminin oyun sahası olmasına müsaade etmeyeceğiz. Biz şimdiye kadar dinsizlikle ve İslâmiyet’e lakayt olmakla ittiham edildik. Fakat bu ittihamlara rağmen Peygamberin son arzusu, yani mukaddes toprakların daima İslâm hakimiyetinde kalmasını temin için hemen bu gün kanımızı dökmeye hazırız. Cedlerimizin, Selahattin’in idaresi altında, uğruna Hıristiyanlarla mücadele ettikleri kutsal toprakların yabancı hakimiyet ve nüfuzu altında bulunmasına müsaade etmeyeceğimizi beyan edecek kadar bugün Allah’ın inayetiyle kuvvetliyiz. Avrupa bu mukaddes yerlere temellük etmek için yapacağı ilk adımda bütün İslâm aleminin ayaklanıp icraata geçeceğine şüphemiz yoktur.”
Okurum, yazarın yorumunu yazıyor şimdi de:
“Tefsir ve fıkıh (yani yorum ve hukuk) usulü, insanın mühakeme ve mukayese yeteneğini geliştiriyor. Atatürk’ün bu talihli ve tarihî sözlerinden anlıyoruz ki Atatürk:
1- Filistin’in siyonist ve emperyalist işgaline uğrıyacağını ve bir İsrail devletinin kurulmaya çalışılacağını sezmiştir.
2- İsrail’in İslâm alemini sömürmek ve kontrol etmek üzere bir üs olarak kullanılacağını bilmiştir.
3. Dinsizlikle itham edilmesine rağmen, Hz. Peygamberin son arzusu hatırına Kudüs ve Filistin için kan dökmeye hazır olduğunu açıkça belirtmiştir.
4. Selahattin Eyyubi’nin tebası ve askeri olan Türk, Kürt ve Araplardan oluşan Müslümanlara “ceddimiz” demiştir.
5. Avrupalıların bu mukaddes yerleri işgale yeltenmesi durumunda İslâm âleminin ayaklanacağı, yani Atatürk Türkiye’sinin İslâm âleminin şahlanmasına önclülük yapacağını, diplomatik bir lisanla ifade etmiştir.
6. Ve hepsinden önemlisi Atatürk bu sözleri Cumhuriyetin ilk kuruluş döneminde ve takiyye olsundiye değil, 1937’de söylemiştir.”
Okurumun mektubu burada bitiyor. Kendisine çok teşekkür ederim. Başka bir yazar dediği zatın adını yazmayı unutmuş olduğunu düşünüyorum. Yazı ve yorum çok güzeldi. Çok faydalandım. Her ikisi de sağ olsunlar.
*
Bu yazı beni çok heyecanlandırdı ve bana elbette Erbakan’ın D-8’lerini hatırlattı. D-8’lerin akim kaldığını düşünenler varsa, çok yanılıyorlar. Onların akim kalmış olduğuna değil, vakt-i merhunu beklediklerine candan inanıyorum. Esasen bazı faaliyetleri de sanırım devam ediyor. Gerçi Davos toplantıları gibi davul zurnayla toplanıp dağılmıyorlar ama onlar işlevlerini gene de sürdürüyorlar. Hem de sürdürecekler. Bu tarihi bir akıştır, kaçınılmaz bir doğrudur. Önlenemez bir gerçektir. Bunu Abdülhamid Han da, Atatürk de görmüşlerdir. İşte Abdülhamid Han’ın sözleri:
“Henüz zamanı gelmiş değil ama bir gün bütün Müslümanlar birden kalkınacaklar ve tek bir insan gibi hareket ederek gâvurun boyunduruğunu kıracaklardır (...) Düşmanlarımız maddi kudretimizi yıkmaya muvaffak olsalar dahi manevi kudretimiz baki kalacaktır.” (Siyasi Hatıratım)
Şimdi daha da heyecanlanmak için Atatürk’ün bu konudaki düşüncelerine bakalım:
“Doğudan şimdi doğacak olan güneşe bakınız. Bugün günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan bütün Doğu milletlerinin de uyanışını öyle görüyorum. Bağımsızlık ve Hürriyetine kavuşacak daha çok millet vardır. Onların yeniden doğuşları, şüphesiz ki, ilerleme ve refaha yönelmiş olarak vuku bulacaktır. Bu milletler bütün güçlüklere ve bütün engellere rağmen mânileri yenecek ve kendilerini bekleyen geleceğe ulaşacaklardır. Müstemlekecilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak ve yerlerini milletler arasında hiçbir renk, ırk, din farkı gözetmeyen yeni bir ahenk ve işbirliği çağı alacaktır.” (Utku Kocatürk, Atatürk’ün fikir ve düşünceleri 1969)
*
İnsan, Atatürk’ün bu lâflarını okuyunca, Venezüela’da Chavez’in düzenlediği ve İslâm ve Afrika devletlerinin katıldığı o konferansı hatırlıyor ve her tarafta Saadet bayraklarıyla donanmış salonu! D-8’ler de, budur. Sadece İslâm ülkeleri değil bütün mağdur ve mazlum ülkelerin renk, din, ırk farkı gözetmeksizin bir araya gelerek geliştirdiği güç birliğidir. Bu konuya kısmetse başka yazılarda da devam edeceğim.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



