Geçen hafta sosyalist dünya görüşü üzerine birkaç kelam etmiş, bizde ilk sosyalistlerden sözetmiştik. Bu hafta liberal kapitalizmin neyimiz olduğu hakkında birkaç satır paylaşalım.
1840-1880 devresinde iktisadi liberalizmin bizde ilk temsilcileri arasında yine gayrımüslim Osmanlı tebası göze çarpar. Serandi Arşizen, Aleko Suço ve Sehak Abru tercümeleri, "ilm-i servet-i milel" adlı telif eseriyle Ohannes Paşa ve yine Portakal Mikail Paşa'yı anmak gerekir. Bürokratlar arasında bilhassa Viyana elçisi Sadık Rıfat Paşa, bireysel girişim ve hürriyetçilik doğrultusundaki görüş ve önerileriyle öne çıkmaktadır
Mekteb-i Mülkiye'nin kuruluşuyla 1860'lardan itibaren gazete ve dergilerde yazılan iktisada ait yazılar ve telif eserler, klasik batı ekonomi düşüncesini yansıtmaktadır. Gerek çeviri gerekse telif eserler, dönem içinde yayınlanan dergi ve gazeteler ve yine özellikle bir kısım İngiliz diplomatının etkisiyle klasik batı iktisat düşüncesinin liberal kanadı dönemin iktisat görüşlerine rengini vermiştir.
Öte yandan bu süreç, bürokratik elitler ve basın yoluyla sözkonusu devlet ideolojisine muhalif eleştiriler de üretmiş, milli ve korumacı yaklaşımlar dile getirilmiştir.
Mülkiye, Tıbbiye ve Harbiye gibi okullar batıdan bilim-teknik yanında değer aktarımı için de zemin teşkil etmişlerdir.
İlerleyen dönemlerde Prens Sebahaddin -ki Sultan Abdülhamid'in torunu ve II.Abdülhamid'in yeğenidir- liberal düşüncenin öncüleri arasında gösterilir..Kendisi liberal, muhafazakar ya da başka bir adla anılmayı kabul etmezse de serbesti ve merkeziyetsizlikten yana oluşuyla böyle tanınmıştır. Sonra Osmanlı için hayranlık derecesinde uygun model olarak İngiltere'yi görür.
Jöntürklere katılacak olan Sebahaddin, Fransa'da adem-i merkeziyetçi düşüncenin örgütlenmesinde ve Osmanlı liberalleri kongresinde rol almıştır. Halk tarafından anlaşıldığı söylenemeyecek olan bu hareketler, bazı gençler, azınlıklar ve bir kısım tüccar tarafından desteklenir. Ticarette pazar kovalayan yabancı sermaye ve burjuva adayları için eşraf ve azınlıklara dayalı bir girişimdir.
Prens Sebahaddin daha ıslahatçı iken anlaşamadıkları İttihat ve Terakki grubu daha modernist ve ihtilalcidir. İttihat ve Terakki'nin hakimiyeti döneminde kendisine huzur verilmez ve 1948'de Avrupa'da vefat eder.
Bir Diğer liberal: David Urquhart
İyimser bir liberal olup liberalizmin ve modern batı iktisadının babası sayılan Adam Smith'den daha Smith'çi ve Osmanlı ülkesinin serbest ticaret için ideal bir ülke olduğuna inanan biridir. Bizde ne işi mi var?
1805 yılında İskoçya'da doğan David Urquhart Fransa, İsviçre ve İspanya'da eğitim görmüş ve Oxford'da St. John's Collage'de okumuştur. 1827'de Yunan bağımsızlık savaşında yer almıştır. Bölgenin koşullarıyla ilgili birikimi, 1831'de Sir Stratford Canning'in yanına Türk-Yunan sınırlarının tesbitine ilişkin çalışmalar için atanmasına sebep olmuştur. İngiltere'ye dönüşünde (1833) "Turkey and Its Resources" adlı kitabı basıldı. Aynı yıl bir gizli görevle İngiltere ticareti için mümkün kaynakları araştırmak üzere Türkiye'ye gönderilmiş ve İstanbul'da Türk hükumetinin güvenini sağlamıştır. Mısır'da Mehmet Ali'ye karşı Sultan adına İngiliz savunuculuğunu propaganda etmesi nedeniyle Lord Palmerston tarafından geri çağrılmıştır.
1835'de İstanbul'da elçiliğe sekreter olarak atanmış, Rusya'nın saldırgan etkisizleştirme girişimi sonucu bir uluslararası krize yol açabileceği ihtimaliyle1837'de tekrar geri çağrılmıştır. 1847-1852 arasında İngiliz parlamentosunda Lord Palmerston'un yabancı politikasına karşı etkili bir üye olarak mücadele etmiştir. Hükumetin saldırılarına karşılık, "Urquhartite" diye bilinen "yabancı (dış) işleri komiteleri"ni organize etmiş ve 1889'da ölmüştür.
1838 Ticaret Antlaşması sonrası İngiliz tüccarının sağladığı avantajlar yanında, İngiliz gümrük vergisinin de indirilmesi talebiyle (ki bu isteği kabul görmez) saf bir liberaldir.
Ahmet Vefik Paşa, Türkiye hakkındaki kitabını kötü bir çalışma olarak nitelerken kendisinin bir ideolog ve "en tehlikeli Türk dostu" olduğunu ileri sürmüştür
Türkiye'de 1830'lardan 1870'lere kadar politik uygulama alanı bulan liberal yaklaşımın erken bir öncüsü olan Urquhart'ın ardından Osmanlı düşünce iklimine telif veya çoğu çeviri olarak sunulan ilk iktisat çalışmalarının ekseni klasik liberalizm olmuştur.
Bugün de durum farklı değil. İktisat öğretimi batılı iktisat tasavvuruna ait liberal ve yeni liberal öğretilerden ibarettir.
Liberal doktrin, uygulamada kapitalizme yol vermekten kurtulamamış ancak ardında yatan tarihsel, felsefi temellerden bağımsız ve salt "özgürlük" ve "serbest piyasa" vurgusuyla masum bir yaklaşım olarak anılmak istenmiş (istenmekte)tir. Ne yani müdahelecilik mi olsun sorusuyla pek mübarek ve yegane insani/gerçekleştirilebilir model olduğu iddiasını sürdürmektedir.
Bu ortodoks iktisat anlayışı, diline uygun olmayan faktörleri analiz dışı bırakmakla bir bakıma kapitalist piyasa düzenine meşruiyet sağlarken, alternatif arayışları yok saymak suretiyle bu düzenin sürekliliğini de temin etmektedir. Bu iktisadın yöntemi, artık dünyanın günceli ve pratikleri tarafından zorlanmakta,"kişisel çıkar" la "toplumsal sorumluluk", "homo-economicus" ile "gerçek insan" çelişkileri artarak öne çıkmaktadır.
İnsani değerleri içeren bir eksende ve sahici "insan perspektifi" gerektiren kuşatıcı bir vizyon üretebilmek için liberalizmin de sadra şifa olduğunu söylemek mümkün görünmüyor. Peki ya ne olacak? (sonra konuşalım)
Kapitalizmin serencamımına dair
Tarihsel seyir içinde kapitalizmi üç aşamada değerlendiren Sabri F.Ülgener, erken dönemlerini haşarı ve toy bir çocuğa benzetir (ticari kapitalizm). Sonra gücünün pekiştiği ve semirdiği dönemi "sanayi kapitalizmi" ve nihayet son devrelerini "geç kapitalizm" adıyla yaşlanmış ve kocamış olarak niteler.
Bu son devrede kapitalizmin piyasalara hakim dev firmaları ve borçlandırma politikalarıyla "finans kapitalizmi"ne yol alır. Silahlı ve kanlı bir tarihsel serencam içinde sömürgeciliğin aktörleri arasında sermaye etkin rol oynar.
Konu henüz başlıyor. Bu hafta bitecek gibi görünmüyor. İyisi mi kaldığımız yerden haftaya kapitalizmin ne idüğünü biraz daha konuşup sözü, müslümanlarla olan kışkırtıcı bağına getirelim. Ve sonra dürüstçe soralım: "bu kapitalist düzen yıkılmalı mı?"Evetse cevap; "nasıl?"


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



