Bismillahirrahmanirrahim.
Âlemleri yaratan, yaşatan, yöneten, terbiye eden Rabbimize hamd, her şeyi tanzim edici, âlemlere rahmet Peygamberimize salât ve selam olsun.
İlk insan Hz. Âdem (a.s)'den günümüze kadar Allah'ın (c.c) rızası İslam'ı bir hayat nizamı olarak görenler ile nefislerini ilah edinip Allah'ın (c.c) gazabı batıla sapanlar arasında bir hâkimiyet mücadelesi süregelmiştir.
Medeniyetler tarihine baktığımızda kimi zaman hakkı üstün tutan İslam medeniyetinin hâkim olduğunu, kimi zaman da batılı, kaba kuvveti üstün tutan medeniyetlerin hâkimiyet boşluğunu zahiren doldurduğunu görmekteyiz. Kimi zaman hakkı üstün tutan İslam medeniyetinin hâkimiyeti kaybetmesinin sebebi, hakkı üstün tutup İslam'a bağlanması gerekenlerin emredildiği gibi yeterince çalışmamalarıdır.
İnsanlık tarihinin tek hak dini İSLAM dinidir. İslam'a uyma veya uymama tercihi üzerinden bu dünya hayatında imtihan olan insanoğlu, şükredenler ile küfredenler olarak her zaman iki zümre halinde günümüze kadar gelmiştir.
Kur'an-ı Kerim bu iki kesim arasında meydana gelen olayları HAK-BATIL mücadelesi kapsamında bizlere haber vermektedir. İslam'a tabi olanların saadetleri ile batıla uyanların akıbetleri hakkında birer ders niteliği taşıyan Kur'an kıssaları, insanoğlunun İslam'a uymaktan başka kurtuluş yolunun bulunmadığını önümüze koyan deliller konumundadır.
Bugün Batıl kendisini ideallerine ulaşmak için örgütlemiştir. Bu örgütlenme Muharref Tevrat, Telmut ve Kabala'da kabul edilmiş, Yahudi'lerin "Mesih'i dünyaya döndürmek" inanç ve kehanetini gerçekleştirmek adına yapılmıştır. Bu gerçeği görmeden bugünkü dünya olaylarını doğru değerlendirmek imkânsızdır. "Yeni Dünya Düzeni" olarak karşımıza çıkan bu örgütlenmenin kurumlarından birisi de hiç şüphesiz Avrupa Birliği (AB)'dir.
Avrupa Birliği'ni Kabalist Yahudilerle Siyonist Hıristiyanlar birlikte kurmuşlardır. Gerekçeleri ise her birisinin geleceğine inandıkları Mesih'in gelişini hızlandırmaktır.
Bu gerçeği görebilmek için tarihin akışına bir göz atalım. MS 70 yılında Yahudiler Romalılar tarafından Kudüs'ten çıkarılarak dünyanın dört bir yanına sürgüne gönderilmişlerdir. Yahudilerin göç ettikleri ülkelerden birisi de İspanya'dır. İspanya Tarık b. Ziyad'ın Hicrî 92, miladî 711 yılında Endülüs kıyılarına ayak basmasından 1492 yılında Müslüman Grenada'nın yok edilmesini kadar 781 yıl Müslümanların elinde bulunmuştur. Yahudiler Endülüs devleti içinde yaşadıkları dönemi "altın çağ" olarak nitelerler.
1492 yılı Kristof Kolomb'un Amerika'yı keşfettiği, Sefarad Yahudilerinin İspanya'dan sürüldüğü ve Endülüs'ün son varlığı olan Müslüman Granada Devleti'nin yok edildiği yıldır.
İspanya'da 1492'de yaşanan olayların gerçekte Yahudi önde gelenlerinin hedefleri doğrultusunda gerçekleştiğini ve Yahudi sürgününün de, aslında Mesih ile ilgili kehanetleri gerçekleştirmeye çalışan Kabalacılarca tezgâhlandığını, İspanya'da Müslümanlara uygulanan vahşetin de Mesih Planı'nın bir parçası olduğunu göstermektedir. Yahudi ve Müşriklere göre kötü adam Müslümanlardır. Allah (c.c)'ın Kur'an'da "Elbette müminlere karşı düşmanlıkta insanların en şiddetlisi olarak Yahudileri ve birde müşrikleri bulacaksın..." (Maide: 82) ayeti ile Müslümanların en katı düşmanı olarak Yahudileri ve müşrikleri göstermesi bu iki kesimin Müslümanlara olan kinleri sebebi iledir.
İspanya'dan, Kabalacı Hahamların Mesih kehaneti gereği yola çıkan Yahudiler, önce Portekiz'e, oradan da Güney Amerika'ya, Kuzey Avrupa'ya ve Osmanlı'ya göç ettiler. Diğer binlercesi de, İtalya, Hollanda ve İngiltere'de kendilerine yer buldular.
İspanya sürgünüyle birlikte, hem Mesih Planı için gerekli olan önemli bir kehanet yerine getiriliyor, hem de Avrupa'yı kapitalizme taşıyacak, Batı'yı Yahudileştirecek olan topluluk sahneye çıkmış oluyordu. Rönesans (yeniden doğuş), aydınlanma çağı bu dönemin muteber bir hareketi olarak Avrupa'nın Yahudileşmesini sağlayan hareketler olmuştur. Bu ise Kabalacıların: "bir adam çıkacak, o adam büyük ve etkili bir adam olacak; ordular toplayacak, yeni bir din kuracak ve Katolik din adamlarının gücünü yok edecek." kehanetine uygun düşüyordu.
Çünkü Katolikler; Yahudileri "seçilmiş halk" olarak değil, "İsa'nın katilleri" olarak görüyor ve "Vaat edilmiş Toprakların" onlara ait olduğu tezini de reddediyorlardı. Süleyman Tapınağı'nın yeniden inşa edilmesine ise tümüyle karşıydılar.
Böyle bir adam çıktı. Kabalacıların "gizli-Yahudi" olarak kabul ettikleri bu adamın adı, Martin Luther'di. Martin Luther Protestanlık mezhebini kurdu. Bu yeni mezhep, Katoliklerin kurmuş olduğu Avrupa düzenine karşı oluşmuş bir hareketti. Bu hareket Avrupa'da kurulmak istenen faizci kapitalist nizamın devamı için uygun bir ahlak anlayışını geliştirmeyi de başardı.
1523'te "İsa Mesih Yahudi Olarak Doğdu" adlı kitabını yazan Luther: "Yahudiler, dünyadaki en üstün kanı taşımaktadırlar. Kutsal Ruh, onların eliyle Kutsal Kitabı dünyaya yaymıştır. Onlar Tanrı'nın çocuklarıdır, bizse yabancılarız. Aslında, Kenanlı kadının hikâyesinde anlatıldığı gibi, bizler sahiplerinin masasından düşen ekmek kırıntıları ile yetinen köpekler gibi olmalıyız." demiştir.
Protestanlık dinine önemli bir katkı da Calvin tarafından yapıldı. Muharref Tevrat, faizle borç vermeyi serbest bırakıyor, hatta teşvik ediyordu. Buna karşın, Katolikler İncil hükümlerine dayanarak asırlardır faizi yasaklamışlardı. Calvin, tercihini Eski Ahit yönünde kullandı ve bir tür içtihatla faizi serbest bıraktı. Böylelikle Yahudilerin açıktan tefecilik yaparak insanlığı sömürmesinin önü açılmış oldu.
Bu durum Luther ve Calvin'in doktrinlerini kabul eden Kuzey Avrupa ile Katolik güney ülkeleri arasında Otuz Yıl Savaşları'nın sebebi olmuştur. Görülmedik katliamlar ve zulümler yapılmıştır. 1648 Westphalia Anlaşması ile sona eren savaş sonucunda Avrupa nüfusunun 3'te 1'i yok olmuştur. O zamana kadar Hıristiyan'ya olarak anılan kıta, bu anlaşmanın ardından artık daha seküler bir ifade ile "Avrupa" olarak anılır olmuştur.
İngiltere'de 1600'lü yıllarda William Tyndale adlı bir Calvinist tarafından Püritenlik mezhebi kuruldu. Ahlak ve etik anlayışı Muharref Tevrat'la birebir uyuşan Püritenlik, "İngiliz Yahudiliği'"olarak adlandırılmıştır. Püritenler Cromwell komutasında 1649'da Kral I. Charles'ı devirdiler ve İngiltere Püriten Cumhuriyeti'ni kurdular.
Avrupa'da İspanya sürgününden sonra yaşanan bütün tartışmalar, Kabala öğretisi ve Muharref Tevrat eksenli yaşanmış ve bu mücadeleyi Irkçı emperyalizm kazanmıştır. Avrupa Yahudileşmiştir. Rönesans ve aydınlanma diye ifade edilen fikri ve siyasi dönüşüm Avrupa'nın Katolikliğin hâkimiyetinden çıkarılıp, Irkçı emperyalizmin ve onların işbirlikçisi Protestanlığın hâkimiyetine verilmesi dönüşümüdür. Bu operasyon tamamen İncili Tevrat'ın altına koyma operasyonudur. Bu operasyon AB örgütlenmesiyle tamamlanmıştır. AB ülkelerinde her şeyi konuşabilir, Hıristiyanlığı yerden yere vurabilir, İslam'a olmadık hakaretleri yapabilirsiniz. Ancak Yahudiler aleyhinde bir tek kelime bile edemezsiniz. Çünkü onlar Allah'ın has kulları olarak, (hâşâ) dünya ilahıdırlar.
AB Kabalacıların terbiye ettiği beklenen Mesih'in fedaisi haline getirilmiştir. Yeni Dünya Düzeni içersinde AB'nin en önemli görevi kurulması planlanan Büyük İsrail'in sadık fedailiğini yapmaktır.
Avrupa'da 16. Yüzyılda ortaya çıkan bu Yahudileşme akımı Osmanlıya batılılaşma olarak sirayet etmiş ve bu akım Osmanlı'nın sonunu getirmiştir. Yahudiler ve Hıristiyanlar biri Deccal Mesih'i diğeri İsa Mesih'i geri getirmek için ittifak etmişlerdir. İslam'ı ve biz Müslümanları da düşman ilan etmişler ve İslam ve Müslümanlarla savaşıyorlar. Bizim şer için kurulduğu açık olan böyle birliğin içinde bulunmamız inançlarımız bakımından imkânsızdır. "Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları (idareci) dost edinmeyin. Onlar birbirinin dostudurlar (idarecisidirler). Sizden kim onları (idareci) dost edinirse muhakkak o, onlardandır. Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez." (Maide: 51)
Onların Allah ve din hakkında söyledikleri şeyler batıldır, hurafedir, itibar edilmez. "Yahudiler, Uzeyr Allah'ın oğludur, dediler. Hıristiyanlar da, Mesih (İsa) Allah'ın oğludur dediler. Bu onların ağızlarıyla geveledikleri sözlerdir..." (Tevbe: 30) "Andolsun "Allah, üçün üçüncüsüdür" diyenler de kâfir olmuşlardır. Hâlbuki bir tek Allah'dan başka hiçbir ilah yoktur. Eğer söylediklerinden vazgeçmezlerse, içlerinden kâfir olanlara acı bir azap isabet edecektir." (Maide: 73)
Onların ne dinlerinde ne de topluluklarında Müslümanlar için bir hayır yoktur. "Milletlerine (dinlerine) tabi olmadıkça Yahudiler de Hıristiyanlar da asla senden razı olmayacaklardır. De ki: Doğru yol, ancak Allah'ın yoludur. Sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyacak olursan, andolsun ki, Allah'tan sana ne bir dost ne de bir yardımcı vardır." (Bakara: 120)
Bizim bütün sıkıntılardan kurtulup huzura kavuşmamız İslam'a bağlandığımız kadar olacaktır. Zira İslamsız saadet olmaz ve olmuyor.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



