10. günün 10 mucizesi ve kuşanılan dua!

Muharrem ayı Müslümanların takviminin başladığı ay. Her ne kadar yabancı kültürlere adapte edilmeye çalışsak da genlerimizde var olan Rahmani yanımız, bu ay gelince yine heyecanlandırıyor bizi. Duanın ehemmiyetini yüzümüze haykırıyor özellikle bugün! “İsteyin, vereyim” vaadini iliklerimizde hissetmenin kıssalarıyla müjdeleniyoruz. Yakından bakalım ister misiniz 10. günün bereketlendirilen ve kabul edilen dualarına…

Hz. Adem(a.s):

Yaratıldı. Ona kelimeler öğretildi. Bir eş ihsan edildi. Melekler secde ederken şeytan biline ilk ırkçılığın fitilini ateşledi. “Ben üstünüm” dedi. İzin istedi. Yaratıcının dosdoğru yolu üzerine oturacağına and içti. Cennet güzeldi. Meyvelerden sadece biri yasaktı. İblis şeytanlığını yaptı. Kadını kandırdı. Bir ısırıkla billurdan gök yerle bir oldu. Sürgün günleri başladı. Önce cennetten, sonra birbirlerinden ayrı düştüler. Hz. Adem bir an bile bırakmadı duayı. Dua ise karşılık bulacağı günü bekliyordu. Aşura’nın 10. gününü bekliyordu dua kabulü için. Beklenen gün geldi. Hatsını anlayan, pişman olan, tövbe eden ve duaya dilini aşina kılana rahmet edildi bugün…

Hz. Nuh(a.s):

Görevini yaptı. Anlatmak ve uyarmaktı üzerine vazife. Anlattı. Uyardı. Şeytanın meydan okumasında çıkmıştı bu iki yol. Hak ve Batıl mücadelesi o günden beri vardı. Kıyamete kadar da olacaktı. Kavmi dinlemedi onu. Oğlu da. Gemi yapmaya başladı emirle. Tüm hayvanlardan birer çift akmaya başladı gemiye. Nedenini sorgulamadı. Emir geldiyse boyun kıldan inceydi. “Tufan” dedi. Kavmi yüksek dağları gösterdi ona. “Rabbim’in kudreti karşısında bu dağlar sadece bir adımlık tepecikti” dedi. İlk damla düştüğünde telaş başladı kavimde. “Acaba ” sorusu korkuttu bir an onları. Oğlu gemide değildi. Baba yüreği işte çevirdi yönünü Rabbine. Sular yükseldi. Üzerinde sadece onun gemisi kaldı. Şimdi ne olacaktı Elleri hep açıktı ve dili duaya aşina. Cudi Dağına oturduğunda gemi vakit yine bugünü gösteriyordu. Gemide kalan tahılları karıştırarak aş yaptı. Aşura denmesi belki de bu yüzdendi.

Hz. İbrahim(a.s):

Güneş’e, Ay’a sonra yıldızlara. Ama yok. Ona “Beni bul” diyen rabbi onlar olmazdı. Bilmediği öğretildiğinde babasından başlayarak onları davet etti. Baltayı büyük putun boynuna astığında teslimiyetinin özgüvenini taşıyordu. Nemrut. İddiası ilahlıktı. Çünkü ahmaktı. Yakınca düzelir sandı. İddiasında haklı olabileceğini düşündü. O kendi kendine plan yaparken Allah’ın da bir planı olduğundan habersizdi. Yaktırdı ateşi. Alay etti İbrahim (a.s)’le. Dua güçlü bir silah. Nemrut bilmiyordu. Karşılık bulduğunda dua, ateşe yak emrini verenin “Yakma!” da diyebileceğini bilmesi mümkün değil. Yine bugündü gün.

Hz. Yunus(a.s):

Uyarıcıydı. Davası Hak’tı. Şüphe yoktu. Dinlemedi kavmi. Kırıldı kalbi. Kavmini terk etmek istediğinde alabora oldu gemisi. Gün gelinceye kadar balığın karnında misafirdi. Pişmanlık gerekti icabet için. Tövbe, dua gerekti. Nasıl olsa icabetin günü belliydi. Ve gelecekti o gün. O gün işte bugündü.

Hz. Eyyub(a.s):

İmtihanı ağırdı. Kurtların vücudundaki yaralarda hakkı vardı. Duası diline yara açılmaması adınaydı. Dil şükretmeli, kalpte titremeliydi. Bütün varı yok olduğunda, sevdikleri yanından uzaklaştığında, kalbi Rabbine attığında…o da farkındaydı duasının cevabını mutlaka bulacağının. Günü gelmemişti. Geldiğinde ise “Kun, fe yekun” kadardı zahmetten kurtuluş. Bugün cevap bulmuştu onun da duası.

Hz. Yakup(a.s):

Hasretini derinlere gömmüştü ilk ayrılıkta. Yaşlar gözüne hücum ettiğinde durdurmamıştı. Perde inmişti gözlerine. Umut en yakın dostuydu. Halini hallerin açıldığı o büyük kapıya açmıştı. Nasibine beklemek yazıldığının farkında mıydı acaba Kardeşler Mısır’dan dönerken heyecanlandı. “Bana yine deli diyeceksiniz ama…ben Yusuf’umun kokusunu alıyorum” demişti. İnanmadılar. Gelen bir gömlekti. Yüzüne sürmeliydi. Açılması için gözlerinin aşura’yı beklemesi gerektiğini nereden bilebilirdi

Hz. Yusuf(a.s):

Mısır’a vali olmanın yolu…kuyu ve zindan! Kardeşleri attığında onu kuyuya…babalarının yanında suçu “Kurt”a attıklarında…kuyunun dibinde karanlık ve yalnızlıkla baş başa kaldığında…biliyor muydu acaba buranın ona verilecek nimetler için duraklardan biri olduğunu. Yine böyle bir gündü işte. Bir kova indi önce…önce aydınlığa çıkardı onu. Kuyudan çıkaran nasıl olsa zindandan da çıkaracaktı. Hepsi hepsi bir rüyaydı. Firavuna yazılmıştı…

Hz. Musa(a.s):

Yaşayacaktı. Firavun’un sarayında büyüyecek, Asiye’yi cennetin kapısına taşıyacaktı. Çocuk aklıyla ağzına attığı közden peltekleşen dilini bir an olsun geri çekmedi şükürden ve duadan. Sihirbazları tarumar edip, elçiliğini ilan ettiğinde, bize “Rabbi’ş rahli” duasını emanet ettiğinde, Harun (a.s) yanında yerini aldığında, ezilmişleri, işkence altında inleyen halkı zulümden kaçırıp Kızıldeniz’in kıyısına geldiğinde, “Ey Musa! Asanı yere vur” emri geldiğinde de gün bugündü. Deniz ikiye yarılacak, Firavun’u yutacaktı. Başka türlü olmazdı. Hak geldiğinde Batıl zail olmaya mahkumdu.

Hz. Davud(a.s):

Hüküm verirken tek tarafı dinlediğini bir an unutmuştu. İmtihanı hatırladı. Hemen döndü hatasından. Vakit geçrimedi. Farkındaydı sadece kul olduğunun. Tövbesine tövbeler kattı. Karşılığını bekledi bir anlık hatasının, uzun zaman. Vakitinin gelmesi lazımdı. Kabul edildiğinde tövbesi takvimler yine bugünü gösteriyordu.

Hz. İsa(a.s):

Babasız doğdu. Doğumuyla bile mucizeydi. Kundakta konuşması ile, hastaları iyileştirmesi ile. Ona inananlar azdı. Fakat şeytanlaşmışlar anlamadı onu. Anlamak işlerine gelmiyordu. Çünkü onların menfaat düzenini yıkmaya gelmişti. Eziyet etmek istediler. Fakat Allah babasız dünyaya getirdiği kulunu rahmetini esirger miydi hiç! Yine bugündü. Yükseltti mertebesini kulunun. Kulu bundan fazlasını isteyemezdi.

 “Kullarım, beni senden sorarlarsa, (bilsinler ki), gerçekten ben (onlara çok) yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına cevap veririm. O halde, doğru yolu bulmaları için benim davetime uysunlar, bana iman etsinler.” (Bakara 186)

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Bilali Yıldırım - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?