Edebiyat Bize Ne Söyler

MAKALEYİ DİNLE

İnsanların sevgiye, ilgiye, alakaya, merhamete, şefkate, muhabbete, gülümsemeye ihtiyacı vardır. Gülümsemenin sadaka olduğu bilincine varmak, edepli olmanın imandan kaynaklandığını idrak etmek, sözün ‘ya hayır konuşmak ya da susmak’ cihetinden olduğunu kavramak için ciddî derecede edebiyat bilincine ihtiyacımız var. Edebiyat ‘Nazımlı, nesirli, güzel sözler ve bu sözlerden bahseden ilim’ anlamına gelir. Bu sözlerden etkilenen, güzel olanı bir hayat tarzı hâline getiren kimse de edîb ismiyle sıfatlanır. Hiç kitap okumayan, ama güzel cümle kurmaya çalışan, popüler tabirle afilli cümlelerle konuşan kimseler hemen edebiyatçı unvanını alıveriyor. Edebiyat bu kadar düşük seviyede algılanmamalı ve anlaşılmamalıdır. Neticede piyasada bir şekilde kendisine yer edinen, içerisinde yığınla savruk, başıboş cümleler bulunan, okuyucusunu bir gayeye götürmeyen bir sürü kitap, popüler kılıfı giydirilerek kendisine okuyucu buluyor ve kitap satışlarında ‘çok satanlar’ listesinin başını çekiyor. Çeşitli sosyal medya sitelerinde tırnak içine alınmış edebî söz paylaşma yarışı yapılıyor. Buraya kadar cümlelerle resmetmeye çalıştığım fotoğrafa bakılırsa edebiyat bir hayli içimizde. Bu kadar içimizde olan ve dilimizden düşmeyen edebiyat, neden hak ettiği yerde değildir Bu soruya çok kapsamlı olmasa da şöyle bir cevap verilebilir: Edebiyata üstünkörü muamele edişimiz, onun bizim içimize nüfuz etmesine izin vermeyişimiz… Edebiyatın ne söylediğinin umurumuzda olmayışı derme çatma bir edebiyat anlayışına götürüyor bizi. Hem yazar ekseninde hem de okur ekseninde problemli bir edebiyat algısı, aktarımı ve anlatımı var. Ne yana çevirsek bakışlarımızı mekaniğe teslim olmuş insanlar, özünü, şahsiyetini unutmuş bireyler, savaşın ortasında kalmış çocuklar, şiddetin baskısıyla ne düşüneceğini bilemeyen, insan olmanın biricik değeri olan hissetme yetisini unutmuş hayvanlaştığının farkında olmayan insanlar görüyoruz. Kendisini tamamen görsel olana bırakmış, duyuşsal ve sezişsel olanı terk etmiş olan insan, büyük bir hızla okumaktan uzaklaşıyor. Okumayan ama bilgili olan, hatta şiir yazabilen insanlara rastlıyoruz. Yıllardır mevcut bulunan bir kitabı alıp okumaya üşenen ama söz konusu kitap sinemaya ya da diziye aktarıldığında izlemekten de geri durmayan insanlar, edebiyatı izledikleri şeyden ibaret zannediyor. Kitapta edebî bir incelikle anlatılan sevgi, ekrana aktarılırken şehvet odaklı aktarılıyor. Bu bile edebiyatın nasıl deforme edildiğini anlatmaya yetiyor.

 Eser de Amellere Dâhildir

Öykücü Cemal Şakar’ın kaleminden damla damla süzülen ‘Edebiyat Ne Söyler’ isimli kitap, edebiyata dair geniş, tatmin edici, açıklayıcı ve anlaşılır bilgiler sunuyor. Kitap; İz yayıncılık tarafından geçtiğimiz günlerde basıldı ve raflarda yerini aldı. Şakar’ın kitabında dikkat çektiği en önemli ilke, ortaya konan eserin nelerden beslendiği, kaynağını nereden aldığı ve ne aktarmaya çalıştığıdır. Üretilen eser, kalp, zihin ve bunlardan sadır olan eller vasıtasıyla meydana getirilir. Dolayısıyla eseri vücuda getiren müellif yazdıklarından, çizdiklerinden sorumludur ve bunlardan hesaba çekilecektir. “Çünkü eser de amellere dâhildir ve müminler amellerinden hesaba çekileceklerdir.” Modern zamanlarda her şeyin ayan beyan edildiği, mahremiyetin sınırlarının kaldırıldığı, ahlaksızlık ve çirkinliklerin meşruiyet kazandığı bir gerçektir. Bu gerçeklik sanata/edebiyata da büyük oranda yansıdı ya da bilinçli bir şekilde yansıtıldı. Yazar, senarist, müzisyen… sadece iyi ve güzel olanı değil, vahşi, kışkırtıcı, kasvetli, kötü olanı da tasvir etmekte, eserine müdahil etmekte. Yoğun derecede parçalanma, trajedi, kötüyü çağrıştırıcı imgelerin kullanıldığı eserler, insanı iyi olandan uzaklaştırabiliyor. Mesela gençler, gerilim dolu filmleri izlemekten hoşlanıyor, vampir hikâyelerini okumaktan zevk alıyor. Teknolojinin sunduğu imkânlar, bizi asıl olandan, olması gerekenden uzaklaştırıyor. Modernlikle birlikte iyi ve kötü anlayışımız, estetik ve ahlak anlayışımız da değişti. Bir zemin kayması yaşamaya başladık. Modern zamanlar, anlatılmak istenenin ne olduğunu değil, nasıl anlatıldığının önemsendiğini ön plana çıkardı. “Ne anlatıldığından önce, anlatılanın neye göre değerlendirildiği daha önemliydi. Ele alınan konunun, meselenin öncelikle sahip olunan değer yargılarına göre değerlendirilmesi; onun ait olduğu, layık olduğu yere konulması en azından adaletli olmanın gereğidir.” Şakar’a göre güzel olan öncelenmeli. Zaten bu yapıldığında kötünün ve yanlışın dışarıda kalması kendiliğinden gerçekleşecektir. Şakar güzel olanı tevhid, çirkin olanı ise şirk olarak değerlendirir. Yazara göre modernlikle birlikte edebiyattaki geleneksel çizgi bozulmuş, tevhidi bakış açısının sağladığı uyum ve denge yerini şirkin bölüp çoğalttığı kaotik düşünceye bırakmıştır. Cemal Şakar, modern zamanların her şeyi işgal ettiğini, gelenekten kopukluğu, sanal olanın insanın duygu ve düşünce dünyasını alt üst ettiğini sıklıkla vurgular. Bunların sanat eserine yansıyışını okura sorduğu sorularla, yaptığı açıklamalarla ve verdiği örneklerle anlatır. Ortaya çıkan eserlerin bir medeniyet ürünü olup olmadığı sorgulanır kitapta. Sadece edebiyat değil, siyaset, medya, kültür, cemaat olma ahlakı, kurmaca, hikâye ve birçok çeşitli konuya ve kavrama açıklık getirilir. Şakar, Müslümanların kendi değerlerinden kopmadan, yaşadığı çağın imkânlarını kullanarak derdini anlatabilme yetisine sahip olması gerektiğini de vurgular. Ona göre her şey birbiriyle ilişki içerisindedir ve birbirinden beslenir. Bu ilgi ve besin, sağlam düzeneğe oturtulur, ilişki kurulmaya çalışırsa edebiyat ve sanat adına daha sağlıklı sonuçlar elde edilir.

Adımızın kimlerle yan yana yazıldığının bir önemi olmalı

Postmodern zamanlarda ortak paydada buluşma, düşüncelere saygı duyma adı altında ortaklık etme türünden fikirler oldukça yaygınlaştı. Şakar bu konuya güzle bir açıklama getiriyor. Ona göre bu ortak payda fikri yeniden gözden geçirilmeli. Konuya güzel bir örnek olsun diye buraya alıntılamak istiyorum: “Beraber çıkardığınız bir dergide ya da internet sitesinde pornografik bir imgeyle sizin yazınız pekâlâ yan yana gelebilir, dininize diyanetinize söven bir yazıyla sizin vaaz u nasihatiniz yandaş olabilir.” Böyle bir tehlike olabileceğinden “Kimlerle yan yana durduğumuzun, kimlerle aynı yolda yürüdüğümüzün ve adımızın kimlerle yan yana yazıldığının bir önemi olmalı.”

Bu kitap gökten yağan yağmur kadar taze

Bizi uzun bir yolculuğa çıkaran “Edebiyat Ne Söyler” kitabı, benim burada yazmaya çalıştıklarımdan çok daha fazlasını içeriyor. Öykü/Hikâyeye dair de güzel bilgiler sunan kitap; edebiyatın, ortaya konulan eserin toplumun meselelerinden uzak kalmaması gerektiğini vurguluyor. Yeri geldikçe vurguladığım, kitabı okurken de sık sık aklıma düşen ve bana lisedeki edebiyat öğretmenimden kalan şu cümleyi de paylaşmadan edemiyorum: “Edebiyat bir milletin nâtıkası, râbıtası ve hün ü terbiyesidir.” Edebiyat Ne Söyler kitabı, edebiyat nedir ve edebiyat ne değildir sorularına yanıt bulmak için iyi bir rehber. Cemal Şakar’ın gökten yağan yağmur kadar taze olan bu yeni kitabını, edebiyat meraklıları ve ilgilileri mutlaka okumalı.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Hatice Ebrar Akbulut - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket İİT'nin Filistin'in başkentini Doğu Kudüs olarak kabul etmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

YÜKLENİYOR