Hayatımıza merhamet edelim

MAKALEYİ DİNLE

“Televizyon bir şamardır.” diyor Zarif insan. Sonra devam ediyor. “Hem de kendi hanemizde kendi elimizle suratımıza inen büyük bir şamar.” Bu sözler televizyonun yeni yeni hayatımıza karıştığı dönemlerde söylenmiş. İnsan, acaba diyor, şimdi olsa Zarifoğlu’nun televizyon ve TV programları hakkındaki yorumu nasıl olurdu Merak etmemek elde değil. Çılgınca şov programları sürülüyor ekranlara. Her gün bir yenisi, bir yenisi daha… Genelde de şov programlarının son raunduna para ödülü koyuluyor. Yarışmaya katılan her insan, güdülen bir koyun muamelesi görüyor. Bu tarz programlarda hayırda yarışınız’ ilkesinin nasıl çiğnendiğini, insan onurunun nasıl ayaklar altına alındığını, para için insanların kılıktan kılığa girebildiklerini görüyoruz. Hoşumuza da gidiyor izlemek, sohbetlerimize de konu oluyor. Rutin hayatımızın akışını kendi ruhsal durumumuz, sağlık durumumuz, meşgalelerimiz değil de bu tarz şov programları belirliyor. Ahlaksızlığa tahammül edemeyen kimseler, o programların yayın saatinde çoktan kumandalarını ellerine almış oluyorlar. O saatlerde her şey duruyor, tamamen tüm zihin ve kalp mekanizmalarımızla söz konusu programa adapte oluyoruz. Yarım kalan işler, ertesi gün yapılacak olanlar… hepsi televizyonlu odanın dışına bırakılıyor. İnsanı ahmaklaştıran bu hâl, gün boyu, haftalar boyu, aylarca, yıllarca sürebiliyor. Sonra TV karşısında ölümünü bekleyen ruhsuz yığınlara dönüşüyor bedenlerimiz.

İnsanın televizyona bağımlı hâle gelmesi, belki çok masum görünüyor. “Kime ne zararı var canım!” diyenleri duyar gibiyim. Adı üzerinde bağımlısı olduğu için, onun başından ayrılmıyor ve etrafta gelişen hiçbir şeyin farkına varmıyor. Okumakla yükümlü olduğu “insankitapları”nı okumuyor. Aynı evde yaşadığı eşini tanıyamıyor. Kıyafetlerini yıkadığı, yemeklerini hazırladığı ya da ekmek getirdiği çocuklarının yaşantısına dair en ufak bir fikre sahip olamıyor. İnsanları okuyamayan, insanların hâllerinden anlamayan kimse, istediği kadar TV programlarını izleyerek gözyaşı döksün ciddî manada duygu yüklenmiş oluyor mu Ya da bilgilenmek adına ekrandan kendisine bilgi akımı sağlayan kimse, istediği kadar zaman harcasa TV karşısında, bilgilenmiş oluyor mu Monitörden edindiği bilgiler ne kadar kalıcı olabilir ki kendisinde. Tüm entrikaların çevrildiği dizilerin başında zaman harcayan insan, kalbini ne kadar temiz tutabilir, kalbini ne kadar koruyabilir Bir insanın canlısını aratmayacak derecede çizilen resmi gibi, ekranlarda aksiyon adına çevrilen diziler de gerçekte yaşanabilecek, olabilecek şekilde izleyiciye sunuluyor. Tüm çıplaklığıyla hem de… Normalde mahremini hiç kimseye açmayan, özel hayata saygı isteyenler, bu dizileri eşleri, kızları, çocuklarıyla rahatlıkla izleyebiliyorlar. “Bu yasakları, bu haramları televizyonun bizim hanemizin içine kadar getirir her çeşidini, barını, umumhanesini, meyhanesini ve biz oturur Müslümanlığımızla, karımız kızımızla onu seyrederiz.” Evimizin kapısına Edep ya hû’ lafzını, Ayet’el Kürsî’yi, besmelenin lafzını, Allah’ın merhamet ve koruyuculuk sıfatlarını barındıran isimlerinin lafzını çerçeveletip evimizin giriş kapısına asmak, evimizin cinnet mekânı olmasını engelliyor mu Tıpkı namazım yok, ama temiz kalpliyim demenin abesliği gibi olmuyor mu bu Bir türlü kıramadığımız şekilci takıntılarımız, hayatımızın her alanında mevcut. İnsan neye benzemek istiyorsa, onun yoluna revan oluyor. Kötü alışkanlıklarımızdan kurtulmak zor değil. Bağımlılıklarımızı terk etmek, kendimize çekidüzen vermek sandığımızdan daha da kolay. Şekva duyduğumuz her durumda kendi yaşantımıza dönüp, nerede ne yapıyorum diye sorgulamalıyız. Bize anlamlı hiçbir şey yaptırmayan, tüm vaktimizi alıp gözlerimizi ve beynimizi yoran monitörlerden başımızı kaldırmalıyız. Bizi bir koltuğa mahkûm eden bu aletleri lâzım ölçüsü’nde kullanmalıyız. Yerlerinde oturup duranlar ile çalışanlar bir olur mu ’ cihetiyle yaklaşmalı, hayatlarımıza merhamet etmeliyiz. Bizi bizden daha iyi kimse düşünemez. Biz kendimize merhametli olalım ki, hayatımız olabildiğince manasız şeylerden arınsın. Gün geçmiyor ki içimizi boşaltan, insanî fonksiyonlarımızı öldüren bir şey piyasaya sürülmesin. Bunlara karşı koymanın tek yolu, mantıklıca ve bilinçlice kendimize dur demektir. Bir kereden bir şey olmaz’ cümlesi delindiği an, tavizlerimiz başlamış demektir.” Hiçbir şeye fırsat bulamıyorum, kendime zor yetiyorum, her işim yarım yoğunluktan tamamlayamıyorum.” diye şikayetlenenlerin falanca dizi ve programlardan geri durmayışı, onları izlemeye vakit buluyor olmaları bizde tuhaf bir his bırakmalı. Hatta eleştirmeliyiz bu durumu. Doğruyu nazikçe ve üslupluca dile getirmekten çekinmemeliyiz. Önceliklerini hatırlatmalıyız insanlara. Basit gibi görünen televizyon, kendimizi değil yalnızca, yetiştirmeye çabaladığımız çocuklarımızı da olumsuz etkiliyor. Bu da üzerinde durulması gereken apayrı bir konu.

Her Müslüman üzerine bir farz gibi, zamanını kontrol etmeyi ve denetlemeyi bilirse zinde kalır ve hayatına merhamet etmiş olur. Son zamanlarda Alzheimer hastalığının tetikçisi olarak gündeme gelen televizyon, kendi evimizdeki potansiyel bir düşmandır. Düşmanına karşı nasıl temkinli yaklaşıyorsa insan, televizyona karşı da öyle yaklaşmalı. İhtiyatı elden bırakmamalı. İlgimizin olmadığı programlar, izlemediğimiz diziler, dinlemediğimiz şarkılar hakkında bir şekilde bilgi sahibi oluyorsak bu, toplumda televizyonun aşırı izlendiğinin belgesidir. Müslümanın hayatında helâl çizginin dışına çıkılmadıkça dengeyi sağlamak en makul, en yeterli çözümdür. Hayatımızın her alanında olduğu gibi, TV odamızda da dengeyi sağlar, bu odada geçireceğimiz saatleri iyi ayarlar, faydalı olanı izlersek problemimizi belirli ölçüde çözmüş oluruz. Lütfen, bizi robot hâline getiren tüm monitörlerin fişlerini çekelim. İhtiyaç olmadıkça kullanmayalım. Hayatımıza merhamet edelim. Zarif adamın güzel bir sorusuyla bitirelim yazımızı: “Düşünün bakalım, televizyon karşısında muhallebi gibi gevşemiş bir Müslümanda değil cihat etmek, acaba kalkıp bir farzı ifa edecek kuvvet ve istek kalmış mıdır ”

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Hatice Ebrar Akbulut - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket İİT'nin Filistin'in başkentini Doğu Kudüs olarak kabul etmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

YÜKLENİYOR