Çık kuyudan!

MAKALEYİ DİNLE

En son ne zaman kendinize vakit ayırdınız Ne zaman bir bahane buldunuz kendinize “sosyal yığın”ın bir parçası olmamak için Son kararları veren biziz. Fırsat beklemek gereksiz. Yeter ki siz kendinize bir fırsat verin! Bir kitap alın elinize. 140 karakterden fazlaymış hayat, bilin! Bir film açın şöyle acıklısından. Kedi videolarından müteşekkil değilmiş dünya, anlayın! Bir karar verin ama önce. Güdülmeden, kendi kararlarınızla bir gün geçirmeyi gönülden isteyin. Ama öncesinde çok zor birşey yapmalısınız. Televizyonlarınızı kapatıp, telefonlarınızı sessize almalısınız.

Sahiden bunu yapabilir misiniz

140’lanmış fikrinizde daha fazlası için yer açabilir misiniz Gündüz kuşağı kabızlığından rahatsız olduğunuzu farkedecek kadar iradeniz kaldı mı

Sahi..Cesaretiniz var mı

Priz başında bekleştiğiniz saatlerden sıkılmadınız mı Saatler sonra kendinize geldiğinizde avuçlarınızdan kaçırdığınız zamana üzülecek dirayetiniz kalmış mı Arkadaşlarınızla ciddi bir hasbihal etmeyeli ne kadar oldu Kendi belirlediğiniz gündemle ama…nette çok konuşulanlar listesinden değil.

Tamam yavaşlayalım. Devreler sağlam kalsın. Bugünlerde işte..hazır baharla selamlaşmışken..hazır sosyal yığından bir parça olmadığımızı ispat etmeye bir tercih uzaklığındayken. Al hadi al kumandayı. Gözlerini sıkmana gerek yok. Bas kapatma tuşuna. Telefonunu sessize al. Başka odaya bırakmak isteyebilirsin. Kafanı meşgul etmesin. “Ya acil bir durum olursa!” kurtul bu vesveseden. Zaten sürekli kurcalamaktan ihtiyaç duyduğun zamanlar için hiç şarj bırakmadın ki. Ülkemi düşer birkaç saat ayrılsan. Dönünce yazarsın “bir süredir yoktum. Beni özleyenler fav”

Bir boşluk hissettin değil mi Avucunun içi kaşınmaya başlamış olmalı. Vakit nasıl geçecek şimdi

O geçirmek istediğin vakit o kadar değerli ki… Unutturdular sana. Kandırdılar seni. Sende direnmedin. Baktın ki yüksek çıkıyor bu ses, “mantıklı” dedin. Yalan söylediler sana. Sende inandın. Sana anlattıkları hikayeler kurguydu, boşlukları hep sen doldurdun. Kendinin yazdığını sandın sonra. Ve sahiplendin. Sana yutturulan hikayeyi kendin yazmışsın gibi sahiplendin. “Şu telefonlar olmadan insanlar nasıl yaşıyormuş ” Sende anlam veremiyorsun değil mi Bu soruyu sende sormuşsundur mutlaka kendine. Teknolojiyi nimet saymışsındır. Oysaki ömür hırsızıdır teknoloji. Kültür hırsızıdır. Samimiyet, arkadaşlık, güven hırsızıdır. Az önceki soruya verilecek cevabım var benim. “Bu akıllı telefonlar olmadan önce insanlar” İNSAN gibi yaşıyorlarmış.

Kışın bütün aile bir soba etrafında toplanır eskilerin anlattığı hikayeleri masal tadında dinlerlermiş. Anne babaya saygılı olmak o hikayelerin arasında soba başında verilirmiş daha. Sokakta bir bahçe duvarına oturup arkadaşlarınla oyunlar oynamanın, oynamaktan sıkıldığında izlediğiniz filmlerin sonlarından devam edip kendi senaryonuzu yazmanın, akşam ezanıyla biten sokak macerasının ne demek olduğunu bileniniz var mı Eğer kendimize bir çeki düzen veremezsek kendi elimizle kazdığım kuyuya dahi düşsek oranın cennet olduğuna bizi inandırabilirler.

Bu konu aslında başka bir yazının konusuydu. Bunu girizgah sayın. Hazır kurtulmak isterseniz bela toplayıcı rutinlerinizden…değişik bir eylem içinde bulmak isterseniz kendinizi birkaç tavsiyede bulunabilirim. Saçma diziler yerine güzel birkaç film izleyebilir. Sınırlandırılmış literatürünüze birkaç kitapla devrim yapabilirsiniz.

Mesela;

Ailece bir aradaysanız ve beraber bir film izlemekse niyetiniz..

Yerdeki Yıldızlar -Taare Zameen Par (2007)

Aamir Khan yapımcı yönetmen ve oyuncu bu filmde. Disleksi hastalığı olan ve öğrenme güçlüğü çeken bir çocuğun resim öğretmeni sayesinde okuluna uyum sağlamasını konu alan bol mendil bulundurulması tavsiye edilen, okullarda izlettirilen eğitici bir film. Animasyonları çok güzel şarkıları iyi ve çocuk ilk oyunculuğuna rağmen mükemmel bir iş çıkarmış. Çocuğun dünyaya bakış açısı o kadar güzel işlenmiş ve aktarılmış ki bu filmden sonra kesinlikle hayata bakış açınız değişecek.

Kan ve Kravatlar-Blood and Ties

Da-eun, onun için hayatındaki her şeyi feda eden bir adam olan babası ile mutlu bir hayat yaşamaktadır. Ancak, ilişkileri beklenmedik bir değişime uğramak üzeredir. Da-Eun (Son Ye-Jin), yüksek lisans öğrenimini tamamlamış ve bir gazete muhabiri olmaya hazırlanmaktadır. Bir gün, Da-Eun sevgilisi Jae-Kyoung (Lee Gyu-Han) ve arkadaşı Bo-Ra (Jo An) ile sinemaya gider. Filmin konusu gerçek hayatta çözülmemiş bir suça dayanmaktadır. Bir adam bir çocuk kaçırır ve annesinden fidye ister. Çocuk sonrasında ölü bulunur ve bir daha katilden haber alınmaz.Kendi babasının (Kim Kap-Soo) da bir çocuğu kaçırıp öldürdüğünden şüphelenen Da-Eun, konuyu araştırmaya başlar.

Eğer sıradan senaryolar ve sonlardan sıkıldıysanız;

Hücre 211 (2009)

Juan gardiyan olmak üzeredir. İşe bir gün erken gelir. İki meslektaşı ona hapishaneyi gezdirirken, birdenbire tavandan düşen bir parçanın çarpmasıyla bayılır. Gardiyanlar onu ayıltmak için 211 numaralı boş hücreye götürür. Juan bilinci kapalı halde hücrede yatarken hapishanede bir ayaklanma patlak verir. Ayıldığında güç bir durumla karşı karşıyadır: Hayatta kalmak için mahkûm rolü oynamak zorundadır.

Hachiko: Bir Köpeğin Hikayesi (2009)

Hayvanseverlerin aşina olduğu gerçek bir hikayeden yola çıkan yapım, aynı adlı Japon filminin yeniden çevrimi… Profesör Parker Wilson (Richard Gere) tren istasyonunda terk edilmiş bir köpek bulur Köpeğin bir sahibi yoktur Profesör, Hachiko adlı bu şirin köpeği koruması altına alır ve evine götürür Zaman içinde ikili arasında benzersiz bir dostluk kurulur Hachiko, sahibine öylesine sadıktır ki, Profesör’ün vefatından sonra bile istasyonda onun dönüşünü beklemeye devam eder...

Kitap okumak isterseniz

Doğu Klasikleri adı altında çıkmış kitaplardan okumak isteyebilirsiniz. Mesela;        

Mem ve Zîn-Ahmed-i Hani’nin 1692 yılında yazdığı ünlü manzum eseri.

Birbirine aşık olan ancak kavuşamayan iki gencin trajik öyküsünü anlatır. Bu hikâye milattan çok önceden bu yana halk arasında söylenen ve mitolojik nitelik kazanan bir destandır. Ozan bu destandan ilham alarak o hikâyeyi kendi çağının yaşantısına göre somut bir kalıba dökmüş, çağdaş bir üslupla yazmıştır. Bu suretle hem destanı kaybolmaktan kurtarmış, hem de insanlığa ölmez bir eser armağan etmiştir. Bu eserde Mem ve Zîn’in aşkı etrafında çağının yaşantısını, o zamanın sosyal, kültürel ve idari durumunu da güçlü bir maharetle tasvir etmiştir. İyiliği, doğruluğu, suçsuzluğu, zayıflığı ve çaresizliği Mem ve Zîn’in şahsında toplayarak; kötülüğü, dalkavukluğu, fitneciliği ve ikiyüzlülüğü de Bekir karakterinde somutlaştırarak gözler önüne sermiştir.

Süleyman ile Belkıs Fatih Okumuş

Hüthüt… Ordusu insanlardan, cinlerden, çeşit çeşit kuşlardan ve başka bir çok yaratıktan oluşan Süleyman’ın... bu dünyanın en kudretli hükümdarının postacısı ve istihbarat subayıdır. Bir gün uzun süre ortalarda görünmeyerek Süleyman’ı gazaplandırır. Oysa döndüğünde Sebe ülkesinden bir “nebe” yani önemli bir haber getirmiştir. Süleyman’a gördüklerini anlatır. Sebe ülkesi üç dağın arasında kurulmuştur ve orada yüzlerce su bendi vardır. Bu bentler sayesinde Sebe halkı hem baharda taşkınlardan korunmakta, hem de yazın şiddetli sıcaklarında kuraklık çekmemektedirler. Orada her türlü meyve ve zenginlik vardır. Ve Sebe ülkesine hükümdarlık eden Belkıs’a bütün nimetlerden bolca verilmiştir. Asalet, zenginlik, güzellik, iktidar, akıl ve hikmet....Fakat ne yazık ki Sebe ülkesi halkı, bir olan Rablerine değil de güneşe secde etmektedirler. Süleyman bir mektup yazarak Sebe melikesi Belkıs’a gönderir ve onu Hakk’a ve kendisine tabi olmaya davet eder. Süleyman’la Belkıs arasındaki yazışma Belkıs’ın Süleyman’ın Rabbi’ne iman etmesiyle ve ülkesiyle birlikle yüreğini de Süleyman’a tabi kılmasıyla sonuçlanır. “Aşk insana hiçbir Tanrı bilgininin öğretemeyeceğini öğretir” der Belkıs. Süleyman aşkın sonsuzluğunu simgeleyecek ve kulların Tanrı’ya bağlılığını belgeleyecek bir yapı kurmak ister. Bu kutsal ev daha önce Süleyman’ın atalarının mabedler inşa ettikleri yerde inşa ettirilir. Adı İlya Mescidi’dir. Süleyman der: “Mabedi kutsal kılan aşktır. Aşkı çekip alırsan feleklerin devranı dönmekten vazgeçer. Evren aşk üzere dönmektedir.”  Ve cinlerin bilgisizliği sahnesiyle öykü son bulur. Süleyman ile Belkıs Yusuf ile Züleyha’dan sonra konusunu Kur’an-ı Kerim’den, dolayısıyla tefsir ve hadisten alan ikinci kitabı aşk klasiklerinin. Fatih Okumuş  hem ilahiyat doktoralı bir yazar, hem de “Sevgili Kasidesi” adlı kitabıyla isbat-ı rüşt etmiş bir şair oluşunun birleştirici güzelliği her satırda kendini hissettiriyor. Kitabı okuyunca bir kez daha ikrar ediyorsunuz:

“Alemde ne var ki aşktan özge

Beyhude nefes tüketme şair

Bitmez sandığın şu ömür

Bir sade fasıldır aşka dair”

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Bilali Yıldırım - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket İİT'nin Filistin'in başkentini Doğu Kudüs olarak kabul etmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

YÜKLENİYOR