Ancak ölürsen özgür kalabilirsin

“Utanç” çocukların üzerinden hayatı ve dünyayı tanımlıyor

Hem masalsı hem de realist bir yapım. Yeni Gerçekçilik akımı üzerine oturtulmuş film, aynı zamanda oryantalist bir bakış açısına sahip. Mahmelbaf ailesi bu filmde de belgesel tadında olan politik film alışkanlığından ödün vermiyor. Filmlerinde rejimi eleştiren, siyasi fikirler uğruna ülkesinden uzakta yaşamakta olan Muhsin Mahmelbaf’ın desteklediği bir film siyasi söylemlere ne kadar uzak kalabilir ki Film 76 dakika da unutulmayacak o kadar simge bırakıyor ki; Önce kız çocuklarında filmin sonlarına doğru ise çiftçilerin başlarında bulunan kese kağıtları, sadece sürülerin geçtiği yerde keyifle bekleyen trafik polisi, Baktay için kazılan çukura giren ve çamura batırıldıktan sonra Buda heykelini andıran Abbas’ın yüzü, zorba erkek çocuklarının önce Taliban askeri daha sonra ise Amerikan askeri olarak oynadıkları oyun...

Sekiz yaşındayken ilk kısa filmi Locarno Film Festivali’nde gösterildi. Babasının okulunda 5 yıl boyunca sinema eğitimi aldı. 14 yaşında çektiği filmi Lezate Divanegi Venedik Film Festivalinde gösterime hak kazandı. İtalyan yasaları gereği yaşının küçük olmasından dolayı filminin derecelendirilmesi için uğraş verdi. Bu genç yönetmen Hana Mahmelbaf.  İran’lı ünlü yönetmen Muhsin Mahmelbaf’ın kızı. Kara Tahta ve  11 Eylül filmlerinin yönetmeni olan Samira Mahmelbaf’ın kız kardeşi. Mahmelbaf soyadı için “sinemacı yetiştiren aile”  demek hiç de yanlış olmaz. Yönetmenin eşi Marzieh Makhmalbaf, The Day I Became A Woman ( Kadın Olduğum Gün) filminin yazar ve yönetmeni. İkinci çocuğu olan Maysam Mahmelbaf ise yine bir sinemacı; Prodüktör, editör ve yapımcı. Utancından Yıkılan Buda, Orta Afganistan’da Bamyan vadisinde geçiyor. 2001’de Taliban’ın put olduğu gerekçesiyle 6.yüzyıldan kalma Buda heykellerinin patlayıcılarla yok ettiği, dünya basınında da “Utanç” olarak geçen sahne ile başlıyor film. Muhsin Mahmelbaf’ın “Bir heykel bile bütün bu şiddetten, insafsızlıktan ve bunların getirdiği çöküşten utandırdı” sözünden yola çıkarak çekilmiş. Ülkemizde Utanç ismiyle gösterime giren Buda as Sharm Foru Rikht, okula gitmek isteyen 6 yaşında ki dünya tatlısı Baktay’ın yoksulluk ve dönemin ruhunu yansıtan çocukların oyunlarıyla olan mücadelesini konu almakta. Baktay komşusunun oğlu Abbas’ı ders çalışırken gördükten sonra, kundaktaki kardeşini bırakıp okula gitmek ister. Abbas’tan duyduğu mini bir hikaye onu öylesine derinden etkiler ki okula gidip benzer hikayeleri öğrenmek ister. Bunun için ise tek ihtiyacı olan bir defter ve kalem. Aynı zamanda film boyu pür dikkat takip ettiğimiz önemli simgelerden biri.

Kalem yerine ruj!

Para istemek için annesini arayan Baktay çaresiz kalınca Abbas’ın verdiği fikirle evdeki eşyasını pazarda satmaya karar verir. Elindeki dört yumurtayla pazarda küçücük boyuna rağmen çırpınır. Hak arayışı ve direncinin sonunda yumurtalarını ekmekle takas ederek ihtiyacı olanı değil ama defter alabilecek parayı bulur, okulun yolunu tutar. Fakat kendini Taliban askeri olarak tanımlayan zorba çocukların esiri olur. Taliban hayranı Hazaralı çocukların Baktay’ı esir aldığı ve zorbalık ettiği sahneler Uçurtma Avcısını anımsatıyor. Kalem olarak kullanmak için çantasında taşıdığı ruj onu taşlama ve savaş oyunlarının içine çeker. Maruz kaldığı işkencelere rağmen tek söylediği “taşlama oyunu oynamak istemiyorum” demek olur. Fakat çantasındaki rujun getirisi bununla da kalmaz. Uzun bir yol kat ettikten sonra vardığı kız okulunda elindeki ruj başına dert açar. Okul okul gezip hiçbir sınıfa kabul edilmeyince kara tahtanın karşısında ki boş bir sıraya oturur ve Abbas’tan duyduğu mini hikayeyi kendi kendine tekrar eder. Birçok sahne de yer edinen kara tahtalar Samira Makmelbaf’ın filminin izlerini taşıyor.  “Bir adam ağacın altında uyuyormuş, kafasına bir ceviz düşmüş. Cevizi gören adam korkuyla “Allah’ım iyi ki kafama düşen bal kabağı değildi, yoksa kesinlikle ölmüştüm.” Abbas’ın “Hiç komik hikaye öğrenmedin mi ” sorusuna ise kimse bana bir şey öğretmedi bende kendi kendime öğrendim der.

En çok hangisi daha acı verici

Çocuklarla çalışmanın zorluğuna rağmen neredeyse tamamı amatör çocuk oyunculardan oluşan film, sergiledikleri performans sayesinde amacına ulaşmış. Buna rağmen sinema da çocuk seyirciye sınırlama getirilmesi de, ciddiyetine vurgu yapıyor. “Utanç” çocukların üzerinden hayatı ve dünyayı tanımlıyor. Fakat bunu duygusal bir bağ kurmadan başarıyor. Karakterler sağlam bir zemin üzerinde kurgulanmış. Tüm savaş oyunları, acımasızlık, umursamazlığa rağmen gözyaşı kullanmak yerine sessizce ilerliyor. Yönetmen, engellere aldırış etmeden nazenin bedeniyle ilerleyen Baktay ile “En çok hangisi daha acı verici ” sorusunu irdeliyor Sıra dışı acılara maruz kalmak mı yoksa bu acılara samimi davranmak mı Yıllardır kan kaybeden ve gözyaşının eksik olmadığı Afganistan topraklarında  Baktay’ın okula gidebilme macerası hem gülümsetiyor hemde acımasız gerçekliği karşısında ağlatıyor. Filmi kendisine hayran bıraktıran şey ise tüm sadeliği ve iddiasızlığına rağmen çarpıcı bir başyapıt oluşunu finaline kadar saklaması. Üstelik bunu öyle şiirsel bir görsellik ile yapıyor ki film bittiğinde basit bir cümleyle tüm hayatın gerçeğini tokat gibi yüzümüze yapıştırıyor.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Tuğba Koçak - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?