DİRİLTİCİ NEFES

MAKALEYİ DİNLE

“Ölüme doğru koştuğu bu son çağlarda İslâm toplumu tam ölmemişse ve hâlâ yaşıyorsa, bunu, gelip gelip dirilten Ramazanlara borçludur geniş ölçüde. Ve bir gün tam dirilecekse, bu da, yine bir Ramazanda başlayacaktır, Ramazanlarda başlayacaktır.”

Sezai Karakoç Kıyamet Aşısı’nda yer alan Oruç ve Diriliş adlı yazısını yukardaki cümlelerle bitirir. Yazının ilk yayınlandığı tarih 1967’dir. Yazı ilk olarak İslâm Düşüncesi adlı kitapta, son olarak da Samanyolunda Ziyafet adlı oruç yazılarının toplandığı kitapta yer bulur kendisine. Bu teknik bilgiler yazının seyrini takip adına önemlidir.

Yine bir fasl-ı bahar, yine bir Ramazan mevsimi… Bir gül bağçesidir Ramazan… Bizler bülbülü olsak bu bağçenin tuttuğumuz oruçların, kıldığımız teravihlerin, okuduğumuz mukâbelelerin, indirdiğimiz hatimlerin, kalktığımız sahurların, verdiğimiz zekât ve sadakaların her biri farklı bir makamdan aynı aşkı terennüm eden diliyle şarkılar söyleyebilsek… Âhhh! Ne mümkün!..

Bizden daha iyi biliyorlar. Bu kesin. Ramazanın diriltici nefesini, cümle İslâm toplumunu ayağa kaldırabilecek gücünü ve etkisini. Biliyorlar bunu. Biliyorlar; bir kez aşk ile Allah dese lisan, cümle günahlar dökülür misl-i hazan… Biliyorlar oruca, orucun maneviyatına, cümle mü’minleri kuşatan evrensel diline teslim etsek kendimizi, kurtulacağız eşyanın gönülleri paslatan esaretinden. Yeni bir zamana kapı aralayacağız Ramazanla, oruçla, sahurla, iftarla. Kapıları kapatıyorlar. Şeytanın/kötülüğün gönüllü taşeronları, Batı korosu, batının puslu ve paslı ufkunun bekçileri, günahlarına ortakçı ararcasına izin vermiyorlar maddiyat zincirlerinin çözülmesine. Yaz günü girilen bir ırmak gibi, Ramazan maneviyatına girip ruhumuzu serinletmemize engel oluyorlar.

Bu yüzdendir her yıl oruçla beraber, oruçtan biraz evvel, orucun maneviyatına halel getirecek eylem ve söylemler… O yüzden her oruç mevsimini yoksayarak hareket etmeler… O yüzden halkı oruçla baş başa bırakmamalar… O yüzden orucun maneviyatını kırma çabaları… O yüzden Ramazanın toplumsal yönü iftar sofralarına akıtılan kola damlaları… O yüzden teravihlere ayar çekmeye çalışmalar… O yüzden ‘bizim öz mûsıkîmizin pîri’ büyük Itrî’yi mahkûm etmeye yeltenişler…

Çünkü Ramazandır önce fert fert sonra toplum ve millet olarak diriltecek bizi. Ramazandır yeryüzüne dağılmış İslâm milletinin bütün fertlerinin aslında aynı dili konuştuğunu gösteren… Ramazan ve onun manevi askerleridir, düşmana, Batı korosuna karşı koruyan İslâm ufkunu. Ramazandır manevi açlığımızı gideren gök sofrası. Ramazandır hasta gönüllerimizi ve zihinlerimizi tedavi eden şifalı ve şifacı el. Ramazandır yed-i beyza. Ramazandır maddenin sihrine, eşyayı sihir olarak kullanan Batı korosuna karşı ilahî emrin mucizesi ejderha. Ramazandır bizi Firavun nefsimizden ve onun askerlerinden Kızıldeniz olup çekip kurtaran. Ramazandır Hızır. İki denizin birleştiği yerdir oruç tutulan her hane ve ev.

Ramazan… Hız, haz, madde ve yeni bataklığında debelenen ruhumuzu ayıltan, ardından diriltir. Eşyaya başka bir gözle bakmayı öğretir. Eşyanın tapılası bir put değil Hak yolunda hizmette bir kul, bir aracı olduğunu hatırlatır. Doyumsuz gönülleri doyurabilmenin yolunun yeni hayranlığı, bağımlılığı olmadığını, her yeninin eskiyeceğini gösteren, doyumun ve huzurun ilahî iradeye boyun eğerek ve ilahî sese kulak kesilerek gerçekleşeceğini hatırlatır. Eşya kalabalığını ve hatta kabalığını gösterir bize, eşya ile olan ilişkiyi yeniden tanımlar.

Bizi eşyaya, maddeye, dünyaya zebun etmek isteyenler ötenin ötesinden gelen, ölüm habercisi, diriliş muştulayıcı oruç ile aramıza girdi kaç zamandır. Gül bahçelerine dadanmış bu ayrık otlarıyla, bülbül taklidi yapan bu kargaları kovmanın vakti gelmiştir. Bunun için orucun açtığı yoldan yürüyerek irademizi sağlamlaştırmaya, orucun özsuyuyla çelikleştirmeye, ilahî iradeye merbut olmaya muhtacız.

Her Ramazan mevsiminde ekranlardan evimize, iftar sofralarımıza, Kur’ân-ı Kerim’in nuru ile aydınlanmış, teravihlerle pası silinmiş gönül dünyalarımıza akan, zihnimizi bulandıran, bize ya sabır çektiren haberlere bir de bu gözle bakmak gerek. Gül bahçesinin ayrık otlarına, bülbül taklidi yapan kargalara, Batı korosuna dikkat!

Çünkü onlar gelen Ramazana ‘hoş geldin’, giden Ramazana ‘elveda’ diyemiyorlar. Batı korosu onlar!..

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar İsmail Demirel - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket İİT'nin Filistin'in başkentini Doğu Kudüs olarak kabul etmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

YÜKLENİYOR