Köprüyü Geçmesek Mi?

Bir tanımın içine sığdırılan ahlak tersyüz olmaya mahkumdur. Tanımlanabilir olan kısıtlı bir alana, sözcüklere hapsedilmiş; bir yönüne dikkat çekilmiş ya da dilin imkanı ölçüsünde ifade edilebilir hale getirilmiştir. Ahlak tanımlarında sözlük anlamlarının dışında ifade edilebilir olan rengini daha çok karşıtlıklardan almıştır. Bizler, ahlaka dair yargıları çoğu zaman şahit olduğumuz ahlaksızlıklar üzerinden temellendiririz. Gereğiyle de yine karşılaştığımız durumlar itibariyle yüzleşiriz. Fenalığın, azgınlığın, sapkınlığın ana yurdu olan bu dünya tüm kötü tanımlarını kötülük üzerinden; tüm iyi ve iyilik tanımlarını yine kötü üzerinden yaptırır bize. Doğrudan iyiyi örneklerle anlatmak güç olmasa da nedensiz gibi görünür.

Kötüye, kötülüğe dair örnek ne kadar da çoktur. Ve bu çokluk belki de kötünün meşruiyet zeminini oluştururken bizler o kötü örnekleri ne de çok kullanırız. Olumsuza dair şahit olunan her şeyin bizzat ayırdına varanda meşrulaşacağını, sıradanlaşacağını bile bile onu dile getirmekte, ifade etmekte hiç de çekimser davranmayız. İçimize işler bu durum; içine dahil oluruz. Ahlak, dile getirilmek suretiyle gerçekleşmez. Kuşanırız onu. Yaşantıyla kimlik kazanır yahut kazandırır. Çoğu zaman yaşantıyla sergilenen toplumsal ahlakı çok daha sonra deyişe, söyleyişe, söze dökeriz. Sözcüklerle çizilen bir yaşamdan çok yaşamla anlam kazanan sözcüklerden, deyişlerden yararlanırız.

Köprüyü geçinceye kadar ayıya dayı demeyi öğütleyen bir toplumsal ahlak bizi hangi yakaya ulaştırır? Hangi kabule mahsuben ayı tıynetini üstlenmiş olanın köprüsünden geçeriz? Yahut ayıyı ayıktırmamak ne kadar ahlakidir? Ayıyı köprüde konuşlandıran, köprüyü ayıya bağışlayan, köprünün işletme iznini ayıya veren ahlak nasıl bir ahlaktır? Esir yahut sürgün değilsek bir yerden bir yere gitmek gibi doğal bir eylem için ayının iznine tabi tutulmak, ona tahsis edilmiş vasıtaları kullanmak doğrusu acıklıdır. Yazıktır ki dile getirilebilen bu türden deyimler, deyişler, atasözleri acıklı şekilde sosyal hayatta da tahakkuk eder. Hem söylemde, hem de eyleyişte böylece kanıksanmış bir ahlak anlayışını icra ederiz. Bunu bize icbar eden öncelikle dildir. Kötü olanı dillendirir, dilin içine yerleştirir, ardından sorgusuz, sorunsuz uygularız. Evet, anlaşılabileceği gibi bu eylemin olumlusu, ayının akrabalığını kabul etmemek ve bunu hayata dökmek için de gerekirse söz konusu köprüden geçmemektir.

Bir kez ayıyla akrabalığı kabul edince ayılığın nesillere yayılması işten bile değildir. Akrabalık ve ilişkiler köprüyü geçtikten sonra da devam eder. Zaten dil de alışmıştır artık dayı demeye. Din ise yine yanlış anlaşılır ve ayı korunup gözetilir emir gereğince. Öyle ya, Allah akrabaya yardım etmeyi emreder diye diye cümle sermaye akrabaya taksim edilir, şey, tahsis edilir.

İnsan anlam oluşturabilen bir varlıktır. Eylemleriyle, düşünceleriyle, içi ve dışı ile bir anlamı ifade eder. Doğru, düzgün bir anlamın husule gelmesi de yine insanın düzgünlüğüyle doğru orantılıdır. Ortaya çıkanın, ifade edilenin ille de görkemli, muhteşem bir anlam olması gerekmez. Ancak anlamın eteğine tutunan insanın onurlu, adaletli ve iyiye yönelik bir ahlaka sahip olması kaçınılmazdır. Denge ve dengesizlik de içseldir. Yani tüm anlamlar insanın kendi oluşunu, oluşumunu gerçekleştirmek üzere ortaya konur. Ahlakın yaratılış anlamıyla düşünürsek insan için elzem olan yaratılıştaki safiyete dönmek, oluşumunu yaratılışındaki tekamüle çevirebilmektir. Tüm ahlak öğretileriyle öğütlenen de güzel ahlak olarak addedilen de bu anlayıştır. 

Ayıya gelince… Onu kendi haline bırakalım. Ancak dayı da demeyelim. Dayı diyenleri bu üçkağıtçı tutumlarından vazgeçirelim. İnsanlara zararı dokunuyorsa –ki mutlaka birine tokat atmışlığı olacaktır- onu doğal yaşam alanına; ormana göndermeye gayret edelim. Ormanlar da yok edilmesin ki kentler ayı istilasına uğramasın! Ayılar kimseyle, kimseler ayıyla akraba olmasın.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar İshak Koç - Mesaj Gönder


Anket Milli Eğitim sistemini yeterli görüyor musunuz?

YÜKLENİYOR