“Bir” misin “bir buçuk milyar” mı?

“Kaç kardeşsiniz” diye soranlara, “Bir buçuk milyar” diyorum, anlatabiliyor muyum, der Sezai Karakoç.

Sahi siz kaç kardeşsiniz? Ülkenin farklı coğrafyalarında, farklı iklimlerinde yetişen bizler kaç kardeşiz esasında? Akrabamız diyebileceğimiz kimler var etrafımızda? Sıkı sıkıya sarıp dertlerini dert edindiğimiz, dualarımıza alıp özlem duyduğumuz kimler var?

Yoksa bir anneyiz de sadece kendi çocuklarımız için mi yaşıyoruz? Yahut bir babayız da sadece ailemize ekmek götürme derdinde miyiz? Bir öğrenciyiz ve en büyük kaygımız diplomamız mı? Ev hanımıyız ve tek derdimiz puf olmayan poğaçamız mı?..

Kabul edelim ki kimimiz kendi aile ve sülalesinden başını kaldırıp etrafına bakmazken, kimimiz kendini çeşitli yollardan insanlığın hizmetine adıyor. Kimimiz sadece kendisi için yaşayıp etrafını hiç umursamazken, kimimiz ise hem kendine, hem ailesine hem de insanlığa faydalı olmak için çalışıp çabalıyor, 1,5 milyarı gönlüne sığdırıyor...

Kendi kabuğundan sıyrılamayan insanlardansak eğer; ülkede ve dünyada yaşanan tüm gelişmelere yabancı, yaşanan savaşları, ortada dönen oyunları, seçimleri, seçenleri ve seçilenleri bilmeden veya kulaktan dolma bilgilerle yetinerek yaşıyoruz ve sadece akraba ziyaretlerinde bulunup, yakınlarımızla hareket ediyor, sülale kavgalarının içinde boğuşuyoruz demektir.

Bazılarımız için ise kendi çocuklarımızdan daha değerli bir şey yok. Onların büyümesi, gelişmesi, psikolojilerinin düzgünlüğü, iyi okullara gidip iyi eğitim almaları gibi çocuklarımızı ilgilendiren şeylerden gayrisiyle alakadar olmuyoruz. Bazılarımızın sadece okulu, bazılarımızın sadece işi, bazılarımızın sadece eşi...

Maalesef dünya, kozasından çıkamamış böylesi insanlarla dolu. Her nedense etrafımıza faydalı olmak gibi bir çabamız yok. Kendi dünyamız yeter bize. Kendi hayatımız güzel olsun yeter...

Bu, pek çoğumuzun sık sık yaşadığı bir durum, bir buhran değil mi?

Cidden bazen ne çok dalıyoruz bu hayatın koşuşturmasına. Farkına varamadan günlük işler nasıl da ele alıyor bizi. Kendi çocuğumuzun yüzünü güldürmeye çalışmaktan, kendi evimize yetmeye çabalamaktan yanı başımızdaki çocukları görmüyor, paramparça olan ümmetin çığlıklarını duymuyoruz. Psikolojisi bozulan küçük çocuklarımız için hemen destek bulma telaşına girerken, her gün hayatları alt üst olan ümmetin çocukları için bir kez elimizi açıp dua etmiyoruz. Bir misafirimiz geleceğinde çeşit çeşit yapacağımız pasta ve böreklerin tariflerini defalarca kez okurken, her gece dualarımıza konuk olmayı bekleyen kardeşlerimizi dert edinmiyoruz…

Bir şeyleri hesap ederken birkaç kişilik veya birkaç ailelik planlar yapıyor, bir buçuk milyar kardeş olduğumuzu unutuyoruz!

Hükümetler değişiyor, biz aynı kalıyoruz. Dünyanın coğrafyası değiştiriliyor, biz yerimizde sayıyoruz. Ümmet olmayı unutuyoruz, dert kelimesini dar kalıplara hapsediyoruz. Umut ve dualarımızı kısır tutuyoruz.

Belki vakıflarda görev yapıyoruz, belki evimizde Allah için hizmet ediyoruz ama bir anlık düştüğümüz gafletle bir süre sonra yaptığımız işlerden soğuyor, yerimizden kıpırdamak istemez bir hale bürünüyoruz.

“Biz böyle değiliz” diye itirazlar gelecektir elbette, gelmelidir de zaten. Fakat böylesi insanların günden güne azalması gerekirken artması, kabuğuna çekilenlerin sürekli çoğalması, bireyin sadece kendi dünyasıyla ilgilenmesinin revaçta olması da bizim suçumuz değil mi?

Bizim anlatmamız gerekmiyor mu insanlara bu dünyaya neden gönderildiğimizi? Sürekli büyük günün azabından korunmak için faydalı işler yapmaya sevk etmemiz gerekmiyor mu onları? Allah’ın yeryüzünde halifeleri olduğumuzu hatırlatmamız ve attığımız her adımı bu incelikle atmamız gerektiğini öğretmemiz gerekmiyor mu?

Çünkü biz, komşumuz açken tok yatmayı bize yasak eden ve “İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır” diyerek sürekli faydalı işler yapmaya bizi sevk eden bir dinin mensuplarıyız. Çünkü biz, “Dünya böyle yanarken sen neredeydin” diye hesaba çekileceğimizin farkında olanlarız. Farkında olmalıyız!

Biliyoruz ki kıyamet vakti geldiğinde ömrümüzü, malımızı ve gençliğimizi nerede, ne için harcadığımızdan hesaba çekileceğiz. Biliyoruz ki kendi rahatımızdan önce ümmeti düşünürsek kazananlardan olacağız. Biliyoruz ki her nerede bulunursak bulunalım, medeni halimiz ne olursa olsun, statü ve mesleğimiz nasıl olursa olsun her anlamda iyi bir insan olmaya çalışıp ailemiz için çocuklarımız için insanlık için mensubu olduğumuz ümmet için tabiat için iyi işler yapmaya gayret ettiğimiz, kendimizi ümmete vakfettiğimiz sürece tarihin seyrini değiştiren, kanat çırpışlarıyla fırtınalara yön veren ve kötü gidişata “Dur” diye haykırabilen insanlardan olacağız...

Öyleyse haydi başımızı kaldıralım yerden ve kimsenin kendisi için değil, herkesin kardeşi için yaşadığı bir adanmışlığı tadarak menfaati öldürmenin yolunu bulalım. Bizleri bekleyen, elinden tutulmayı bekleyen, bizlerin çalışmalarıyla yolunu bulmaya muhtaç olan insanlar için gayretimizi artıralım. Evimizi ihmal etmeden, ailemizi ve akrabalarımızı ertelemeden asıl kıyamete bizi taşıyacak ameller yapıp faydalı insan olmak için çabalayalım…

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Meryem Nida - Mesaj Gönder


.
.

Anket

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Coca-Cola fabrikası açmasını nasıl karşılıyorsunuz?


YÜKLENİYOR