Tefrika derdimiz

Vahdet; Brüksel’deki “örümcek yuvasında” (Ankebut,41) mı? Yoksa Topkapı Sarayında mı? (Al-i İmran,103) olacak/olmalı/olabilir? 

Bu öyle bir sorun ki, belki de tüm sorunlarımızın çözümü buna bağlı... Sorunun çözümünde görüşler/ fikirler farklı olsa da, hemen herkes birlik ve beraberliğe vurgu yapıyor. AB yolunda mı? Ecdad yolunda mı? Bizler, Müslümanlar olarak, tüm ihtilaflarımızı Kur’an ve sünnete arz etme durumundayız. (Nisa,59) Dolayısıyla bunun dışındaki, buna (İSLAM) aykırı “hevai” görüşlere itibar edemeyiz...

Öncelikle belirtelim ki, “bu tefrika musibeti de bizim günahlarımız nedeniyle başımıza gelmiştir.” (Rum,41) (Şura,30)

Tek ümmet, cemaat olmak görev ve sorumluluğumuz var. Ümmetin başı yüzyıl önce kopartıldı. Paramparçayız... Çatışmadayız... “Hepimiz birlikte Allah’ın ipine (Kur’an/İslam) sarılmak, tutunmak, tefrikaya düşmemek...” (Al-i İmran,103) görevimiz var. Şayet bu görevimizi getir/e/mezsek, o zaman da “devletimizin, kuvvetimizin, birbirimizle çekişmemiz nedeniyle gideceği” (Enfal,46) uyarısı var. “Hepimiz Ademin çocuklarıyız...”-”Üstünlük takvada” (Hucurat,13) Yine “Eğer kafirler gibi bizde birbirimizle bir araya gelmez, birbirimizin velisi olmazsak, yeryüzünde büyük bir fitne ve fesat olacağı (Enfal,73) bildirilmiştir. (İslam birliğinin gereği)” (Mü’minun-53)

“Şüphesiz bu (İslam) benim yolumdur. Siz ona uyun. Aykırı yollara uymayın...” (En’am,153)

Efendimiz/Rehberimiz/Önderimiz (S.A.V): “Dünya muhabbetimiz ve cehaletimiz”, “marufu emir, münkeri nehiy görevimizi yapmamamız”, “cihadı terk etmemiz”, “gayrimüslimlerin yoluna girerek, onlara benzememiz”, “sünnetinden ayrılmamız”, “hesabı unutmamız”...  Gibi birçok nedenlerle tefrika azabına düşeceğimizi beyanla, bizleri uyarmıştır. “Asabiyet” davasının da vahdetimize zarar vereceği ikazında bulunmuştur. Yine “ahir zamanda tüm gayrimüslimlerin bizim başımıza üşüşeceğini”, “Yetmiş üç fırkaya ayrılacağımızı, biri (fırkayı naciye) hariç, ötekilerinin ateşte olacağını”, “Vahdetin rahmet, ayrılığın ise azap getireceğini” Ümmetinin tefrikaya düşmemesi duasının “miraç”ta kabul görmediğini hadis-i şerifleriyle buyurmuştur.

Zaten, tüm sorunlarımız da Kur’an ve Sünnetten uzaklaştığımızdan, yüzümüzü Batıya döndürdüğümüzden değil mi? O halde “şu yolda, bu yolda; şu görüşte, bu görüşte, değil; ancak tevhidde (İslam) vahdet sağlanmalı/sağlanabilir. Tevhidin yanına, üstüne, başka bir kimlik getirilerek vahdet sağlanamaz. Bizim en üst kimliğimiz “Müslüman” ve “mümin” kimliğimizdir. Bizim ismimizi/kimliğimizi bizzat Rabbülalemin tesbit buyurmuştur. (Hac,78,Yunus,72,Ali İmran,102, Yusuf,101,Bakara,132)

Kavmimizi, dilimizi, renklerimizi, cinsiyetlerimizi, meşreplerimizi, partilerimizi vb. Müslüman üst kimliğin üstüne çıkartmamalıyız. Küfür tek millet iken, bizler bizi kuşatan kafirlere karşı birlikte olmak yerine, ehli kıble adına ehli sünnet-şia ihtilaflarını gündeme getirerek, asıl  düşmanı/tehlikeyi örtmek oyununa gelmemeli, uyanık olmalıyız. Gözlerimize perde mi indi ki, ehli sünnet -şia çatışmasına göz yumalım.” Müslümanlar ancak kardeştirler.” (Hucurat) ayetine “ehli kıble tekfir edilmez” ilkesine rağmen bu oyuna nasıl düşebiliriz? Kimin çıkarı olur, bu fitneden?!

AllahuTeala’nın dini, hak din, tek geçerli din/dünya ve ahirette saadetimizin, tüm zamanların/ coğrafyaların nizamı... Ekmel Nizam, Dosdoğru Yol, Hayat tarzımız... İlk insan Hz.Adem’den son elçisine kadar (A.S) tüm peygamberleri Müslümandılar. Onlara kendi zamanlarında tabi olanlar da o zamanın müslümanlarıdırlar. (Bakara,140, Al-i İmran,67)

Dinimizi doğru ve tam öğrenmeli, ahlaki eğitimi de ihmal etmemeliyiz: Kurumlarını yeniden ihya etmeliyiz.

Tefrikamızda, batılıların mevcut düzenin, ümeranın, ulemanın, eğitim ve öğretimin, medyanın, faizli gıdaların, asabiyetin, hırs, kibir, haset gibi manevi hastalıklarımızın etkilerini de kaydetmeliyiz. Bunlar vahdeti engelleyen, tefrikayı besleyen... şeyler... Dünya hayatını ahirete tercihlerimiz de bize yanlış yaptırıyor.

İlim tek başına kurtarmaz. Salih amel ve ahlakla bezenmeli. İhlassız hiç olmaz.

“Bel’am bin Baura ibretli örneği/İlim de yetmez, ahlak da gerekir. O; ilmiyle, ameliyle, dünya muhabbeti ve şeytanın ayartmasıyla nefsini ilah edindi ve helak oldu. (Araf,175-176) 

“Dini ayakta tutun. Onda ayrılığa düşmeyin.” (Şura,13)

“Dinlerini parçalayıp, ayrı fırkalar olanlarla senin hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi Allah’a kalmıştır.” (En’am,159) “Dinlerini parçalayan ve bölük bölük olanlardan (olmayın. Bunlardan) her fırka, kendilerinde olan ile böbürlenmektedir.” (Rum,32)

“De ki.... sizi fırkalara ayırıp,hıncınızı aldırmaya?...  Kadirdir.” (En’am,65)

Avrupa yoluna girmemizle/laiklik ve demokrasiyle parçalanmamız sağlandı. Laiklik dinimizi bölünce, bizler de parçalandık (laik-dindar), demokrasiyle de fırkalaştık, partiler “olmazsa  olmaz” oldu. Demokrasiyle de bölünme süreci yayılıp, derinleşti, Şimdi buralarda vahdet ne mümkün? Vahdet ancak tevhidde mümkün ve faydalı olabilir. Başka yollarda değil...

Biz, Avrupa yoluna yönelişimizle birlikte ayrışmaya, bölünmeye başladık. Bu, bir yol/yön/ medeniyet/kimlik değiştirme çabasıydı. Kendi yolumuzdan çıkarak, Avrupa yolunda çözüm aradık iki yüz yıldır. Ne bulduk? İşte paramparçayız. Bize düşmanlıklarını da artık görüyoruz, görebiliyoruz... Gereğini de yapmalıyız. Niçin hâlâ gözlerimiz o kapıda? Girmek istediğimiz AB evinin bir “örümcek yuvası” gibi olduğunu ne zaman görebileceğiz? (Ankebut) Brüksel’deki örümcek yuvası yerine “Topkapı Sarayı”nda çözümleri ve birlikteliği sağlayabiliriz...

Hz.Yusuf’uMevlasıRabbülalemin zindandan saraya çıkarmadı mı? Bizler şimdi zindanda gibiyiz. O’nun veliyetine sığınırsak, kurtulmaz mıyız? Hesabı da terk etmeli, Rabbimize tevekkül etmeliyiz. “Allah kuluna kafi değil mi?” (Zümer,36) “Veli,vekil, nasir olarak Allah yetmez mi?”

Birileri, birilerine söz vermiş olabilir. Ama bizim, ta ruhlar aleminde Rabbimizle yaptığımız sözleşmemizde (Araf,172) sadece O’nun yoluna/İslam’a/tarik-i müstakime girme, öteki yollara sapmama sözümüz daha önemli değil mi?

İşte iki seçenek var önümüzde: Ya AB yolunda devam zilleti ya da yeniden Topkapı Sarayı’ mıza dönüş izzeti...

“Doğru yol kendisine belli olduktan sonra her kim müminlerin yolundan başka yola uyarsa o batıl yolla baş başa bırakırız, ahiretteyse cehenneme girdiririz...” (Nisa,115)

Yemen’den, Afganistan’dan, Doğu Türkistan’dan, Ortadoğu’dan... Dünyanın her köşesindeki mazlum ve mağdurların gözleri Topkapı’da iken, biz hâlâ Brüksel’e bakmaya devam mı edeceğiz? Elbette ki “hayır”! Bizler, son Peygamberin (son kitabı getiren) ümmetiyiz. Ümmet-i Merhumeyiz... Kur’an ve Sünnet iki emanet. 

Bu zulümler böyle gitmeyecek. Kıyamet öncesi adaleti, zaferi, barış ve saadeti lütfundan, vaadinden bekliyor ve umuyoruz. Habibi hürmetine bizim gönüllerimizi yolunda/rızasında birleştirsin, uyandırsın, zalimlere boyun eğmek zilletinden kurtarsın, ayaklarımızı yolunda sabit kılsın. Müslüman olarak öldürüp, salihlere katsın... Dualarımızla... Ya Rab; Habibin hürmetine bizi yeniden toparla, parçalarımızı birleştir, dirilt, gövdemize baş ihsan ve ikram eyle. Yoluna yeniden girmekle izzetlendir... Dualarımızla. Haydi tevhide, haydi vahdete!

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Bahaddin Elçi - Mesaj Gönder


Anket Milli Eğitim sistemini yeterli görüyor musunuz?

YÜKLENİYOR