Faizci ahlâkın izdüşümleri

MAKALEYİ DİNLE

Bazı kavramlar varlıkla çift yönlü bir ilişkiye sahiptir. Kavramın oluşabilmesi için eylem/bir varoluş gereklidir, varoluş sonrasında insan zihni tarafından kavramsallaştırılır. Ancak kavram, imkânı kendi içerisinde taşır. Bu durumda kavram, var oluşun en azından idrakinde etkin rol alır. Bu denklemi anlamamızda yardımcı olacak kavramlardan bir tanesi edep kavramıdır. Edep kavramı insanın bazı durumlarda yaptığı/ettiği şeyler sonucunda ortaya çıkarken aynı zamanda ortaya çıkan şey her ne ise süreç içerisinde kişinin yapıp ettiklerini de belirler. 

İnsan faize bulaştığı için mi faizci bir ahlâka sahip olur, yoksa faizci bir ahlâka sahip olduğu için mi faize bulaşır? Başka bir ifade ile insan kötü olduğu için mi kötülük yapar, yoksa kötü fiiller yaptığı için mi kötü olur? Bu sorular hemen cevap verilebilecek kadar kolay görünse de derinlemesine baktığımızda cevabını bulmak oldukça zordur. Mezkûr soruların cevapları fiil-fail-irade-ahlâk kavramları üzerine konuşmayı zorunlu kılar. Yazının boyutu dikkate alındığında bu konu hakkında tartışmaları paranteze almak gerekiyor. 

Bütün bu tartışmaları paranteze almakla birlikte şunu ifade etmek gerekir ki, herhangi bir ahlâkın ön koşulu bireyin iradi olmasıdır. İrade ahlâka dair kurulacak cümlelerin ilkesidir. Bunun yanında ahlâk sosyal olduğu kadar bireyselliğe de işaret eder. Dünyada bilinen tek iradi varlık insan dikkate alındığında insan için birincil ve ikincil fıtratlardan bahsedebiliriz. Birincil fıtratlar insanın yaratılışından gelen fıtratlardır. Mesela kişinin erkek ya da kadın olması birincil fıtrata örnek olarak verilebilir. İkincil fıtratlar ise, kişinin süreç içerisinde kazandığı bünyeye neredeyse cinsiyet kadar nüfus etmiş hallerdir. İkinci fıtrata örnek ise kişinin istem dışı sürekli yalan söylemesidir. Birincil ve ikincil fıtrat kavramları dikkate alındığında insanın faizci bir ahlâka sahip olması eylem tekrarının sonucu gibi gözükmektedir.

Faiz en kısa ifadesi ile “Alışverişte, yahut ödünç işlemlerinde karşılığı bulunmayan hakiki ya da hükmi fazlalık” demektir. Bu tanımla dikkate alındığında ortaya çıkan birinci mesele, faiz bir etkileşim sonucudur. İkinci mesele faizde karşılığı olmama durumu ve hak edilmemiş bir değer fazlalığının oluşmasıdır.

Faizden söz edebilmemiz için kişinin bir başka kişiye, yahut kişiliğe ödünç bir mal vermesi veya mal hükmünde bir şey vermesi gerekmektedir. Kişiler arasındaki etkileşim bu noktada esastır. Kişinin, tüzel ya da şahsi olması faizin durumunu değiştirmez. Peki, bu tespitlerden hareketle kişinin kendi kapasitesinin altında bir gayret sarf edip büyük başarılar beklemesi faiz kabul edilebilir mi? Yahut kişinin bir kurum, dernek veya vakıfla olan ilişkisinde, çalışmayıp sadece varlığı ile orada bulunması ve bulunduğu yapıların, yani tüzel kişilerin başarılı olmasını istemesi faiz kabul edilebilir mi? Kişiler arası ilişkilerde hakkına razı olmamak ne kadar faizciliğe girer? Bütün bu sorular faizci ahlâkın izdüşümlerine işaret ediyor.

Faizden söz edebilmemiz için üzerinde durmamız gereken ikinci mesele, faiz olarak addedilen fazlalığın karşılığının olmamasıdır. Yani karşılıksız olma faiz için bir belirteçtir. Karşılığı olmaması demek gelen fazlalığın bir emeğe dayanmaması anlamındadır. Yani, faizi alan kişi için bir hak ediş yoktur. Bu emek, maddi işlemlerde para iken, mana boyutunda gayret ve kapasitenin tam kullanılmamasıdır. Bu noktadan hareketle kişinin kapasitesini tam kullanmaması faizciliğe işaret eder. Aynı zamanda kapasite ile ilgili olarak kişinin herhangi bir iş noktasında gereken gayreti sarf etmemesi de faizciliğin bir türü olarak kabul edilebilir. Kurduğumuz etkileşimlerde ortaya koyduğumuz gayret ve samimiyetten daha çok başarı beklemek faizcilik olarak tanımlanabilir mi? Zira gayret olmaksızın veya emek olmaksızın bir başarı beklemek ile emek olmaksızın maddi bir gelir bekleme arasında ilkesel olarak bir farklılık yok gibi görünüyor.

Faizci ahlâkın izdüşümlerini toplum hayatında birçok evrede görmek mümkündür. Çocukluk döneminde çocuğa alınan karşılıksız hediye, okul yıllarında kişinin sınavları çalışmadan geçme isteği, üniversite yıllarında kişinin hiçbir okuma yapmadan her şeyden haberdar olma arzusu, yetişkin döneminde bir gecede zengin olma hayalleri, ileriki yaşlarda özen göstermeksizin sağlığın korunması hayalleri insan hayatının evreleri dikkate alındığında bu izdüşümleri fark etmek mümkün oluyor.

Yine kişinin sosyal hayatı dikkate alındığında, birden çok kurum ve kuruluş içerisinde bulunmasına rağmen, hiçbiri için hakkın çalışmaması, yapılan toplantılarda teorik kısmın üzerinde ısrarla duran kişilerin uygulamada geri durması faizciliğin sosyal hayata yansıyan iz düşümlerine örnektir. Ayrıca “çalışmamız gerekir”, “bu işin şöyle yapılması gerekir”, “bu işi şöyle yapsınlar” gibi kendisini ilgilendiren meselelerde şahsını paranteze alan cümleler, var olan kapasitenin ve olması gereken gayretin sarf edilmemesi cihetinden başka bir izdüşüm olarak karşımıza çıkar.

Tekrar sorumuza geri dönersek; insan faize bulaştığı için mi faizci bir ahlâka sahip olur? Yoksa faizci bir ahlâkı olduğu için mi faize bulaşır?

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar İdris Cevahir - Mesaj Gönder



Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket Belediye başkanlarının istifa süreçleri ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

YÜKLENİYOR