İlk İlkeden Kopuşun Hikâyesi

Allah-insan-âlem arasındaki zihni ayrışmanın tarihini yazmak gerekir. Bu ayrışmadan kastımız varlık cihetinden bir ayrışma değildir. Zira insan kuldur. Âlem yaratılmıştır, hepsinin sahibi ve yaratıcısı kuşkusuz Rab’dir. Ayrışmadan kastımız müdahale alanlarının ayrışması ve her birinin birbirinden bağımsız olarak düşünülmesidir. Daha belirleyici olması adına şöyle denilebilir; insan ne vakit kul/köle iken hür/özgür olmuştur? İnsanın durumuna ilave olarak halk ne zaman topluma dönüşmüştür? Son olarak âlem ne zaman evrene evirilmiştir? 

İsim ile müsemma arasında bulunan ilişki mantıkçılar tarafından çeşitli açılardan incelenmiştir. Konuya ilgisi olanlar mantık kitaplarının giriş kısmı olan delalet bahsine bakabilir. Konumuz bir ismin müsemmaya nasıl işaret ettiği değil bir varlığı isimlendirirken süreci belirleyenin ne olduğunu incelemektir.

İnsanoğlu tanımlamalarını, kıyaslarını ve isimlendirmelerini en kıymetlisi üzerinden ifadeye daha yatkındır. Bu isimlendirmelerde üstünlüğe, kudrete, kuvvete ve daha iyiye daha üstüne işaret eden isimler tercih edilir. Eğer böyle bir isim yok ise en üstün dikkate alınarak isim konulacak şey ile onun arasında var olduğuna inanılan irtibat üzerinden isimlendirmeler yapılır. Felsefi dilde bu durum her şeyin belirleyicisinin kaçınılmaz olarak İlk İlke’nin olmasıdır. Bu ilk ilke kendisinden sonra gelen her şeyi belirler ve tanımlar. Varlık düzeyinde ise kendisinden gelen her şey bu ilk ilke ile kaimdir. Bu ilke kuşkusuz Allah’ın varlığıdır. Bu ilke yani Allah’ın varlığı o kadar belirleyicidir ki; her ilim O’nu tanımaya yaklaştıkça değer taşır. İlimler O’nun bir tecellisini konu edindikçe kıymetlenir. 

İnsanoğlu tanımlanırken ortaya çıkan farklılıkların tamamı ilke değişikliği ile alakalıdır. Klasik geleneklerde insan, koşulsuz itaat eden yani köle/teslim olmuş olarak tanımlanmıştır. Bu kölelik rıza içeren bir durumdur. İnsan Hakk’ın her cihetten hükümranlığını tanımasıyla şeref kazanır. Bu yüzdendir ki Nebiler bile son noktada kuldur. Bu hakikat insanlara kul olma yönünden bir imkân bir motive verir. Kulluk esas düzlemdir. Bunun ötesinde velayet yahut nübüvvet Allah’ın lütfudur. Yani vazifedir.

Modern tanımlamalarda insan mutlak hür ve özgür olarak tasvir edilir. Bu tasvir insanın Rab ile olan irtibatının kesildiği bir zihne aittir. İnsanın mutlak özgürlüğünden bahsetmek ilk ilke ile olan varlık irtibatını koparmak anlamına gelir. Bu kopuş ciddi bir metafizik kırılmayı beraberinde getirir ki bu modern çağın problemi olan ilkesizliğe ve göreceliğe zemin oluşturmaktadır.

Aynı süreç ve kırılmalar ‘Halk’tan ‘Toplum’a geçişte de ortaya çıkmaktadır. Halk yani yaratılmış olan anlamına gelir ki yaratılmış olan Hak ile kaimdir. Bu durumda halk olduğu sürece değişmez bir Hak ve hakikat olagelecektir. Diğer bir ifade ile Hakk’ın tecellisi ‘Halk’ kavramını kabul etmekle mümkündür. Çünkü halk rıza ile varlığını ikincil kabul etmek demektir. Böyle bir düzlemde ancak Halik için mahlûk sevilir. Yahut Mevlana’nın dilinde Yaratılan, Yaratan hürmetine hoş görülür. Mesele topluma gelince, toplumda bir fiilin neticesidir. Fiili işleyen mutlak özgür olan insandır. Mutlak özgür olan insan kendi hayatiyetini sürdürmek için insanlar arasından bir düzen kurar ve toplumu kendisi oluşturur. Oysa Halk kavramı dikkate alındığında insan oluşturan değil olan bir şeydir. Olduran ise tartışmasız ilk ilke ve değer olan RABB’in kendisidir.

Âlemden evrene geçişte aynı metafizik ayrışmanın neticesidir. Âlem âlemdir. Âlem işaret anlamınadır ki işaret ettiği şey ile kaimdir. İşaret edilen şey kuşkusuz Kadir-i Mutlak’tır. Âlemdeki efsun ve sırlar çözüldükçe bir var ediciyi idrak etmemiz gerekir. Bu noktada âlemin varlığı arazidir. İşaret eden asıl değil asıla getiren şeydir. Asıl ise işaretle kendisi idrak edilendir.  Kutsala ancak işaret edilebilir. Aşkın bir Rab ancak âlemin varlığı ile işaretlenir. İşaretten kastımız varlığını idraktir. Yoksa Aşkın olana yön belirlemek mümkün değildir.

Modern dönemlere gelindiğinde âlem işaret etme özelliğini kaybetmiş ve evrene dönüşmüştür. Evren, insan zihni tarafından anlamlandırılabilen varlık düzeni demektir. Evren kavramının metaforik bir anlamı daha vardır. Evren büyük yılan anlamını da taşır. Yılan hayatın başlamasına aracı olan varlık olarak mitolojide kabul edilir. Mitolojide şeytan yılanın azında cennete girmiş ve insanın dünyaya inişine yardım etmiştir. Aslında evren yaratılışı esas almaz yaratılıştan sonrasını esas alır. Bu yüzden dünyaya inişin başlangıcına işaret eder. Oysa âlem külli olarak var edene işaret eder

Mutlak özgür insan kul olduğunda, toplumlar renk, dil ve din ayrımı yapılmaksınız halk olduklarında, evren âleme evirildiğinde, yani ilk ilke dikkate alınıp bütün değer dünyası ve önceliklerimiz yeniden tanımlandığında çözüm için doğru bir açı oluşmuş demektir. Aksi durumda ne mutlak özgür insanın ne toplumun ne de evrenin sorunlarını çözmek mümkün değildir.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar İdris Cevahir - Mesaj Gönder


Anket Milli Eğitim sistemini yeterli görüyor musunuz?

YÜKLENİYOR