Şiddetsiz geçimsizlik

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) raporları kimi bağlıyor? Bir görünüp bir kayboluyor esrarlı ve mağrur. O raporlanan rakamlar kimin işine yarıyor? Rakamlar komik, ama yüz güldürmüyor. Sonuçta geçim sözcüğü dertle birlikte anılan, öylece tamlanan bir kavram oluyor. Bir hastalık türü olmasa gerek o geçim derdi. Öyle olsa onun için de “Lokman’a kalsın” deyu bilcümle tabipleri baştan savar, artistlenebilirdik. 

Dert değilse sıkıntı, geçim kelimesinin önünde beliriverir. Geçinmekle ilgili kurulabilecek tüm cümleler, tüm kavramlar sıkıntı, dert gibi sözcükleri yanına çeker. Hatta o geçinmek kelimesİ yalnız kaldığında çok canı sıkılır, olumlu anlamda hiç zikredilmez. Kelimenin hayata mütekabiliyeti bağlamında insanlar zar-zor geçinir, kıt-kanaat geçinir, öyle ya da böyle geçinir; geçim sıkıntısı çeker, geçim derdi belini bükmüştür…

Geçim, yani geçinmek eylemi. Yaşamak için gerekli ihtiyaçların karşılanması. İhtiyaç addedilen şeylerin sağlanabilmesi için yapılan iş. Bittabi bunun için asgari ihtiyaçların ne olduğunun da belirlenmesi gerekir. Belki bellidir, lakin müşterek olarak ihtiyaç kabul edilen, genellenebilir bir ihtiyaç listesi çıkarılmaz. Asgari ihtiyaç olarak kabul gören, kişinin yaşamını sürdürebilmesi için zorunlu kabul edilen, var olduğunda da kişiye kafi geleceğine inanılan bir takım variyetler dile getirilir: Yiyecek-içecek, giyecek ve barınak. Bunlara sahip olan bir şekilde yaşamını idame ettirir. Bunların fevkinde ihtiyaç kabul edilenler, yahut mülk sahipleri tarafından kabul ettirilenler hiç tükenmez, bilakis mütemadiyen çoğalır ve tanımı da genişler. Ancak yukarıda bahsi geçen TÜİK Raporları’nda sözü edilen asgari geçim şartları; yiyecek-içecek, giyecek ve barınak ihtiyacının karşılanıp karşılanamaması üstüne yapılan araştırmaların neticesi mahiyetindedir. Şöyle ki; 2015 yılı TÜİK raporlarına göre bu ülkede nüfusun %14.7’si yoksulluk sınırının altında. Ki bizler o sınırın kime neye göre belirlendiğini hiç bilmiyoruz! Sürekli yoksulluk oranı %15.8 olarak raporlanmış. Maddi yoksunluk, yani asgari ihtiyaçların fevkinde ihtiyaç addedilen beyaz eşya, otomobil; et, balık, tavuk gibi yiyecekler ve kredi, borç gibi ödemeleri karşılayamamaktan kaynaklanan maddi yoksunluk oranı %30.3 olarak belirlenmiş. Elbette şu da söylenmeli; en yüksek gelir grubunun toplam gelirden aldığı pay %46.5 olarak gösteriliyor. Ve bizler de böylece görmüş oluyoruz ki birkaç kişi eliyle, bu ülkede yaşayan insanların alayı yoksun bırakılıyor, ülke nüfusunun çeyrek kadarı da yaşamsal ihtiyaçlarını dahi karşılayamayacak derecede yoksullaştırılıyor. Demek oluyor ki yoksulluk sınırı diye belirlediklerini zannedikleri o sınırın altında yaşayan insanlar geçim derdi, geçim sıkıntısı gibi kavramlara bihayli yabancı. Onlar artık yokluğun, yoksulluğun derdini, sıkıntısını değil bizzat kendisini yaşıyor. Yahut gerçekten yaşayıp yaşayamadıklarını da bilmiyoruz, belki ölüyorlar. 

Peki şimdi bu geçimsizliği yaşayan kimler? Geçimsizlik kavramı beraber yaşayamamak, iyi ilişkiler kuramamak, uyuşmazlık bağlamlarıyla kullanılıyor. Onun başına da her ne hikmetse şiddet ekleniveriyor. Bir devinimden doğan güç olarak şiddet, insan ilişkileriyle alakalı geçimsizliğin başına ne kadar yakışıyorsa, bunun olumlusu olarak alınan geçinmek bağlamındaki geçim kelimesinin başına o kadar yakışmıyor. İnsanlar şiddetli geçimsizlikten birlikteliklerini sonlandırabiliyor; ancak yoklukla, yoksullukla, yoksunlukla ilgili geçim sıkıntısı şiddetini artırıyor. Şiddet sıkıntıyı tamlayabiliyor ama geçimi olumlu yönde hiç etkilemiyor. Diğer yandan insanın refah seviyesi yükseldikçe, yani ekonomik anlamda bir tasa taşımadıkça birliktelik kurduğu insanlara karşı geçimsizliği belirginleşiyor. Evlenip ayrılanlarda geçimsizlik kelimesini hadi anladık diyelim, onun başına iliştiriliveren şiddeti neye yoralım? Şiddetli açlık olur, şiddetli yoksulluk olur, şiddetle kınama olur, şiddetli baş ağrısı… Aç mı kaldınız, açıkta mı kaldınız be abi?

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar İshak Koç - Mesaj Gönder


Anket Milli Eğitim sistemini yeterli görüyor musunuz?

YÜKLENİYOR