Yangın var

Kendini ilah sayan, hâkimiyeti altındaki insanlara köle gözüyle bakıp onların yaşam ve ölümlerinin kendi elinde olduğuna inanan ve insanlara türlü işkenceler yapan Firavun… Nil Nehri’nin serin sularında boğulup giden Firavun…

Saltanatının asla yıkılmayacağına inanan, bunun için ülkesinde doğan tüm erkek çocuklarını öldürten, kibri ve zulmü ile büyük Firavunların arasına adını yazdıran Nemrut… Beynine giren küçücük sivrisinekten kurtulmak için zulmüyle muamele ettiği insanlara kafasını tokmaklattıran, kanlar içinde can veren Nemrut…

Zenginlik ve sahip olduğu malların verdiği kibirle kendini şeytanın ellerine teslim etmiş olan Ebrehe… Gökyüzünden gelen bir Ebabil’in ağzında taşıdığı taş parçasıyla yenik ekin sapı gibi yerle bir olan Ebrehe…

Yaptığı zulümlerle nam salmış İsrail Başbakanı Ariel Şaron… Yıllarca bitkisel hayatta kalıp da kapkara olmuş korkunç bir suratla cehennem çukurunu boylayan Şaron…

Bunlar, zulmün ebedi olamayacağı ve zalimlerin mutlaka hüsrana uğrayacağını bize kanıtlayan isimlerdir. Tarih böylesi hadiselerle, kötülüğün ve kötülerin böyle ibretlik sonlarıyla doludur. Çoğu zaman bizler farkına varmadan ümitsizliğe düşsek ve zalimlerin saltanatının sanki hiç yıkılmayacağını zannetsek bile Rabbimizin vadi haktır ve mutlaka nurunu tamamlayacaktır.

Bu güzel gerçeği, İsrail’de 13 farklı noktada çıkan ve çeşitli ülkelerden yardım gitmesine rağmen günlerce durdurulamayan yangınla bir kez daha iliklerimize kadar hissettik. Yangının neden çıktığı, niçin durdurulamadığı, kundaklama iddiaları gibi haberler, hatta çıkan yangınlarda ilahi mesajlar olduğunu gösteren fotoğraf kareleri günlerce medyada dolandı durdu. Bunlardan ziyade bizi ilgilendiren kısmı ise bir kez daha şahadet ettiğimiz şu üç hakikat oldu…

Birincisi; batıl, yeryüzünün en zengin, en varlıklı kişisi de olsa, yaptığı zulümler, işlediği suçlar, dünyada döktüğü kanlar arşa ulaşmış da olsa, tüm dünyayı parmağının ucunda oynatıyor ve nerede ne yapılacağına karar veriyor da olsa, bu Siyonizm olmuş, emperyalizm olmuş fark etmez, Budistler olmuş, Amerikalılar olmuş fark etmez, şeytanın ta kendisi bile olsa… Rahman’ın emir buyurduğu vakit geldiği zaman mutlaka yok olmaya, yıkılmaya, yenilmeye ve kendi yaptığı zulümlerden daha beter bir şekilde kahrolmaya mahkûmdur.

İkincisi; bunun olması için Rabbimizin bizim gayret ve çalışmamıza ihtiyacı yoktur. Firavun’u suda boğan, Nemrut’a sivrisineği musallat eden, Ebrehe’ye Ebabil’i gönderen yüce Kudret onların bu tarihteki temsilcilerini de devirmeye elbette muktedirdir. Hem de biiznillah küçücük bir kıvılcımla…

Üçüncüsü; biz de zaman zaman, “İyi ama nasıl olacak, her şey onların elindeyken ve biz bu kadar güçsüzken dünya bu pisliklerden nasıl kurtulacak” gibi düşüncelerle zihnimiz bulansa da Rabbimiz, “O, kitap ehlinden inkâr edenleri ilk toplu sürgünde yurtlarından çıkarandır. Siz onların çıkacaklarını sanmamıştınız. Onlar da kalelerinin, kendilerini Allah’tan koruyacağını sanmışlardı. Ama Allah’ın emri onlara ummadıkları yerden geldi. O, yüreklerine korku düşürdü. Öyle ki, evlerini hem kendi elleriyle, hem de müminlerin elleriyle yıkıyorlardı. Ey basiret sahipleri, ibret alın.” (Haşr Suresi: 2) ayetiyle bizim içimizdeki karanlık sulara ışık tutmaktadır…

Öyle ya, ne Firavun’dan kaçan İsrailoğulları biliyordu onun başına gelecekleri, ne de 1400 yıl önce yenilmez kalelerinin onları koruyacağını sanan Hayber Yahudileri biliyordu Allah “Ol” dediği zaman kimsenin önünde duramayacağını!

Evet, tüm dünyadan söndürme desteği gitmiş de olsa, yangınlar kontrol altına alınmış da olsa İsrail mutlaka ama mutlaka kendi yaktığı ateşte yanmaya ve yok olup gitmeye mahkûmdur. Çakmağın bizim elimizde olup olmaması, Allah’ın vaadinde hiçbir şeyi değiştirmez. Bizim, evlerimizde tüm insanlarla beraber bu yangını izlemeyi mi veya hayatımız boyunca şeytanı yakacak bu ateşe odun toplamak için çalışmayı mı tercih edeceğimiz ise imtihan sebebimizdir.

Erbakan Hocamızın dediği gibi ister gecemizi gündüzümüze katıp çalışalım, ister yan gelip yatalım, Allah’ın bu vaadini ne bir gün öne alabiliriz ne de bir gün geciktirebiliriz. Bütün mesele, “Zulmü yok etmek için ne yaptın” diye sorulduğunda nasıl bir cevap vereceğimizdir!

Şeyh Ahmed Yasin, yıllar öncesi yaptığı bir konuşmada, Rabbimizin Kur’an’da bize her kırk yılda bir devletlerin değiştiğini haber verdiğini bu yüzden 1948 yılında kurulan ve ikinci kırk yılında tüm dünyaya hakim olacak kadar güçlenen İsrail’in üçüncü kırk yılında yıkılacağını, dolayısıyla Siyonizm’in son yıllarını yaşadığını anlatıyordu. Herkesin üzerindeki ümitsizliği işaret eden sunucuya ise geminin kaptanı olmayan insanların ümitsiz olmasının fark etmeyeceğini, kaptanların ümidini yitirmemesi durumunda herkesin de ümitvar olacağını hatırlatıyordu.

Kim bilir belki de yeryüzünün bir zalimden daha temizlenme vakti gelmiştir. Ümidimizi yitirmeden ve dümeni terk etmeden o büyük günü bekliyoruz inşallah…

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Meryem Nida - Mesaj Gönder


Anket Milli Eğitim sistemini yeterli görüyor musunuz?

YÜKLENİYOR