Yeni Türkiye’ye ABD’den İç Savaş Ve Bölünme Tehdidi

Farkındayım, farkındasınız; bu tehditler bir ilk değil. Bunun için Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) haritasına bile bakmamız yeterli. Arzu edenler süreci çok daha öncesine götürebilirler. Sonuçta “bitmeyen bir hesaplaşma” ile karşı karşıyayız ve biz bu coğrafyada olduğumuz sürece de onlar açısından “Şark Meselesi” bitmeyecek. Dolayısıyla, birçoğumuz burada “heyecan” yapacak yeni bir şey yok diyebilir. 

Fakat mevzu hiç de öyle zannedildiği gibi değil. Bu sefer durum öncekilerden çok daha farklı! En azından Türkiye hiç bu kadar kararlı bir görüntü sunmuyordu ve karşısındakilerin eli de böylesine zayıflamamıştı. Ne yapsalar bir “görünmez el” onların saldırılarını boşa çıkartıyor ve Türkiye’yi daha da güçlendiriyor. Dolayısıyla Türkiye’ye karşı bir öfke patlaması söz konusu! Tehditlerin üst üste gelmesi de, açıkçası içinde bulundukları bu acziyetten kaynaklanıyor.

Örneğin Washington’da BipartisanPolicy Center (Partiler üstü Siyaset Merkezi) tarafından düzenlenen Türk Amerikan ilişkilerinin ele alındığı bir panelde ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi EricEdelman, “Türkiye iç savaşa doğru gidiyor” derken; 15 Temmuz darbesini önceden yazan neo-con yazar Michael Rubin Türkiye’yi bölen senaryolarını kamuoyu ile paylaşıyor. Tüm bunlar son bir kaç gün içinde gerçekleşmiş durumda.

Her iki açıklama da Türkiye’ye yönelik olası bir ABD müdahalesine adeta zemin hazırlıyor. Başta ABD kamuoyu olmak üzere, uluslararası toplumun desteğini sağlamaya yönelik yürütülen bu algı operasyonunu bundan ötürü hiç de yabana atmamak lazım. “Dolar operasyonu” ile radikal bir sonuç alınamadığı takdirde, Türkiye’yi bir iç savaş üzerinden bölmek-bitirmek düşüncesi ABD’de hâkim görüş kılınmaya çalışılıyor.

Bunun bir şantaj olduğu fazlasıyla ortada. Edelman bu durumu Türkiye’nin kendilerine yönelik şantajı şeklinde ifade ediyor ve aynen şu cümleleri kullanıyor: “İncirlik’i 60 yıldır kullanıyoruz, sizle (Türkiye’yi kastediyor) yolumuza devam etmek istiyoruz, NATO müttefikinden bazı beklentilerimiz var, şantaja uğramamak, rehin olarak alınmamak gibi.. Siz bizi eleştirebilirsiniz ama biz de Türkiye’de olanları kamuoyunda açıkça dile getireceğiz.”

Dikkatinizi çekmiş olmalı; Edelman kamuoyuna vurgu yapıyor ve olası bir müdahalenin sinyalini de Türkiye’nin bir iç savaşın eşiğine doğru ilerlediği, bunun Türkiye ve bölge için çok tehlikeli olduğu, böylesi bir durumun Amerika’nın çıkarlarına da ters düştüğü şeklindeki ifadeleriyle ortaya koyuyor.

Edelman; “Başarısız Devlet” algısı üzerinden Türkiye’yi ABD açısından müdahale edilmesi gereken “riskli bir ülke” konumuna taşıyor. Hatırlayacaksınızdır, 15 Temmuz başarısız darbe gecesinin hemen ertesinde de Türkiye NATO açısından riskli bir ülke olarak ilan edilmişti. Bu konudaki ısrar ve söylem birliği dikkatlerden kaçmamalı!

Ne büyük bir tesadüftür ki, ABD’nin önde gelen neo-con yazarlarından Rubin de, Edelman’dan bir kaç gün sonra, daha önce pek çok kez gündeme getirdiği tehditlerine bir yenisini ekliyor. 

Türkiye’deki bölünme sürecinin psikolojik aşamasının tamamlandığını ve Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın tarihe “kibri uğruna Türkiye’yi yıkan kötü adam” olarak geçeceğini ifade eden azılı Türk-İslam düşmanı aynen şu cümleleri kullanıyor: “Türkiye parçalara ayrılmış durumdadır. Sınırları yakında değişecek; tek mesele bölünme iki ayrı devlet şeklinde mi olacak yoksa Türkiye’ye dâhil bir federasyon mu henüz belli değil.”

Ve bu tehditlerin üzerinden fazla bir zaman geçmeden İstanbul’da patlamalar gerçekleşti. Türkiye’yi “başarısız devlet” olarak gösterme ve senaryolarını tatbik noktasında bir hamle daha yaptılar. Yukarıdaki analizleri/tehditleri dikkate aldığımızda, dolar ile birlikte terör baskısının önümüzdeki günlerde daha da artacağı söylenebilir.

Elbette sadece bu iki yazara göre yapılan bir öngörü söz konusu değil. İstanbul’daki son saldırıların zamanlamasına da bakmak lazım! 

Bu kapsamda son gelişmelere bakıldığında Batı açısından şu hususların bir endişe/müdahale gerekçesi olarak karşımıza çıktığını görüyoruz: 1) Yeni Anayasa ile ilgili son gelişme. Bu anayasa sonrası Türkiye’nin ciddi anlamda bir değişim-dönüşüm sürecine girmesi ve Türkiye’deki bu sistem değişikliğinin sadece iç siyaset ile sınırlı kalmayacağı hususu; 2) Türkiye’nin ABD/Batı bağlamındaki sisteme meydan okuyuşu ve Doğu’ya doğru hızlı bir eksen kayma sürecine girmesi; 3) Eş zamanlı olarak uygulamaya koyduğu ya da koyabileceği bir takım projelerin gündeme getirilmesi ve bunların destek bulmaya başlaması; 4) Türk askerinin ABD’ye rağmen El Bab’a girişi ve yönünü Münbiç’e çevirme olasılığı; 5) Dicle Kalkanı’nın gündeme gelmeye başlaması ve bunun önünü kesme durumu. 

Bu maddeler daha da arttırılabilir. Fakat hepsi aynı kapıya çıkıyor: Biz kazanıyoruz, onlar kaybediyorlar. Ondan dolayı kudurmuş bir şekilde saldırıyorlar. Ama ne yaparlarsa yapsınlar, nafile! Çünkü ok yaydan bir kere çıktı. İstedikleri kadar patlatsınlar. Bunlar sadece “Güçlü İstanbul Yürüyüşü”nü daha da hızlandırmaktan öte bir anlam taşımıyor. İnşaallah o günleri de yakında hep birlikte göreceğiz. Yeter ki inancımızı yitirmeyelim, bir olalım!

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Prof. Dr. M.Seyfettin Erol - Mesaj Gönder


Anket

Milli Eğitim sistemini yeterli görüyor musunuz?


YÜKLENİYOR