Bir Şairin Ölüm Üzerine Gıyabi Sözleri

Ölüm şairin yoldaşıdır. Nereye gitse izini sürer, saatini tutar. Şiir yazan bir insana “Hayat Bilgisi” kadar gerekli bir şey daha vardır: “Ölüm Bilgisi”. 

Akif İnan her ikisine de sahiptir bu bilgilerin. Bu yüzden ölüm ve dirim iç içedir onun şiirinde. Daha ilk kitabı ‘Hicret’te selam çakmıştır ölüme. Her dizede yeryüzü coğrafyasına dönüşen bedenin her tarafında kımıl kımıl gezip dolaşan bir ölüm hareketliliği görürüz. ‘Ölüm’ başlıklı şiirin kapısı ölüme doğru uzanan bir vakıa ile açılır bu yüzden. “Gel ve yaşa doğusal hüznü/ Acılar güvence ölümsüzlüğe” dizelerinde doğunun acıyı ölümlerle akraba kılan tarafı dikkatlere sunuluyor öncelikle. Burada yeni bir duyuş biçimi kazandırılıyor his dünyamıza: Doğusal hüzün. 

Yani en çok o coğrafya insanına yakışan ‘şark hüznü’. Yani anlıyoruz ki ölüme bu doğusal hüzünden gidilir. Acı ve ıstırabın bin bir çeşidini tatmış olan doğu insanı meydanlarda, evlerde ve sokak aralarında dolaşan ölümleri kanıksamıştır. Azrail bu bölgede canını aldığı kişiye tarih düşmez. Acılar nasıl olur da ölüme güvence olur? Bunun cevabı acılarla yaşamaya alışmış insanların bir taraftan hayattan çok ölümü evcilleştirme biçimlerinde arayıp bulmak lazım. 

Acılara karşı mukavemet kazanmış bir insan ölüm karşısında da oldukça rahattır ve pazarlığa girişmez. Ölüme bir sessiz misafir gibi yaklaşır şair. Aşina biridir, bir vakit özlenen, bir vakit diyarına göç edilen. Ölümle şairin kurduğu diyalogu şu dize daha net anlatır: “Senden her kaçtıkça sana yaklaştım.” Dikkat edilirse şair burada “kaçmak” fiilini kendi vehmine yüklüyor. 

Ölüme yanlış bir anlam yüklemekten mütevellit sabit duran bir gerçekten kaçmayı deniyor şair. Fakat sonucunda “yakalandım” demiyor, “yaklaştım” diyor. Ölüm sessizdir ve bu sükûtuyla çok şeyler söyler. Söylediği şeyde insanın kelimelerini çoğaltan, ufkunu genişleten, sabrını çoğaltan ve aşkını tazeleyen bir şeyler vardır hep. Bu sebepten ölüm onda bir trajedi olmamıştır hiç. Hayatla iç içedir, biri diğerini tefsir eder. Şu dizeler de ölümün arkasından bir çift güzellemedir: “Bir sözdür susuşun bir ince fikir /Bin yorum getirir aklıma birden”. Fethi Gemuhluoğlu’ndan ona yadigar kalan ölümle dostluk tavsiyesini fırsat buldukça tekrar eder. Aslında bu tekrar ölümü bir dost canı gibi kendi canına yedirmek kendi kulağına işittirmek içindir. 

Bu sözlerin altındaki imzayı Akif İnan olarak da değiştirseniz hiç fark etmez: “Size diyorum ki tarihe dost, tekrar ediyorum, ama bir yerde diyeceğim ki ölüme dost olunuz! Ahiret dünyada başladığına göre, dünya ve ahiret tefriki bizim izafi değerlerimiz olduğuna göre, biz onu, dünya ve ahireti kendimiz tefrik ettiğimize göre, bir de bir olduğuna göre, ölüm ve yaşama diye iki ayrı şey olmadığına göre, ezel ve ebed beraberliği, tevhidi olduğuna göre, o zaman nasıl kendimize dost olmak mecburiyetinde isek ölüme de dost olmak mecburiyetindeyiz.” 

Bir insanın hayat görüşü ölüm anlayışından, dünya görüşü ahrete bakışından farklı değildir, olmamalıdır da. Biri diğeri içindir, birbirlerini tamamlarlar. Bir insanın dünyası nasılsa ukbası da öyledir. Ölümü haytan sürgün gibi algılayan insan hayatın da var oluş sebebini çözemez. Kafası karışır. Kafası ile dünya birbirine girer. Dünya ve dünyalık olan her şey insanın eline diline ve ayağına dolanır. İnsanı bu karmaşadan ancak ahret bilinci ve ölümle kurduğu dostluk ilişkisi kurtarabilir. 

Akif İnan ölümün arkasından bütün yaşayanlara o can alıcı soruyu sorar: “İnsanoğlu, yalnız lafzen değil, fiilen inansa öleceğine. Ve ölüm öncesi hâlini ve cenazesini gördüğü yakınlarının yerine bir kendisini koyabilse… Günah işleyecek kuvveti bulabilir miydi nefsinde acaba? (Millî Gazete, 22 Ağustos 1985) Ölüme ters bakış, yandan nazar ediş ya da ölümü olumsuzlama tarzında bir şeye rastlayamıyoruz Akif İnan’ın yazdıklarında. Mevlana misali sevgiliye kavuşma arzu ve coşkusu onun şiiriyle temas kuran herkesin yakından hissedebileceği bir duygu. Bir an önce gurbeti bitirip sılaya dönmek ister gibidir: “Bitirip şu kara kuru ekmeği /Göç etsem diyorum yar ellerine”. “Yar ellerine” ifadesinde görüldüğü gibi şair ilahi aşk unsurlarını mümkün mertebe somutlaştırmaktan yanadır. Allah’ın eli (yedullah) rahmet, şefkat ve kudret elidir. Bu sıla hasretine bir çok şiirde rastlamak mümkün. Bedeninden kurtulup sonsuzluk yurduna –o ana yurda- vasıl olmak şairin hep dilinin altında taşır gibi dizelerinin tahtında taşıdığı bir vuslat ateşidir. Yolculuğa çoktan hazırlamıştır kendini: “Yaslasam gövdemi karlı dağlara Sonsuz bir uykuya kavuşsam bir gün” (Adsız Gazel. s.17-Hicret) Şairin “ey uyku”, “ey anne” şeklinde yer alan çağrısı ölüme yüklediği anlamın en yaygın şeklidir. Bu benzetme hem doğumu, hem sonsuzluğu hem de –ölüm ve dirim olarak- hayatın birliğini işaret etmektedir. Fizikle metafizik burada buluşur birbiriyle, yerle gök aynı noktada karar kılar. Şair hem yaşamsal bilince sahiptir, aldığı nefesin farkındadır hem de ölüm uyanıklığını hiç kaybetmemiştir. Son noktada vereceği nefesi de içinde tutacak denli müteyakkızdır. İşte bu dizeler de şairin gökyüzüne tuttuğu aynadan yansımalardır: “Toprağa konuk olalı gölgem/ göklerin gözleri üzerimdedir” (Tenha Sözler- Bağlanma-s.31) Gölgenin toprağa konuk olması bedenin yeryüzü serüvenini tamamlamak üzere oluşuna bir gönderme olsa gerektir. “Bağlanma” şiirinde de şair eşya kalabalığından, yeryüzü hengâmesinden, aşkın ve mücerret olana doğru bir ruhsal yükseliş tecrübesine okuyucuyu tanık kılmak ister. Biraz da halk şiiri çeşnisi katarak içine ulaştığı kişisel göğün şahikasında karar kılma ahdini tazeler: “Ölümlerden korkar isem /Gönül evi yıkar isem/ Ben bu yoldan çıkar isem /Yazık bana vahlar bana” Ömrünün sonuna dek bu yoldan çıkmamıştır şairimiz hiç. Uzun bir yoldan gelecek aşina bir yüzü beklercesine beklemiştir kapı önünde ölümü. Bir kucak mesafesine geldiğinde de sarılıp kucaklamıştır onu sımsıkı. Bu gidişin bir bitiş olmadığının hep farkındadır. Yaşadığı müddetçe hep bu türküyü söylemiştir: “Kim demiş her şeyin bitişi ölüm/ destanlar yayılır mezarımızdan” (Tenha Sözler-s.50-Şafak) Akif İnan’ın hangi şiirini okursak okuyalım o şiirde bir veda havası alırız. Şayet şiirin içine nüfuz edebilmişseniz bunu mutlaka yaşarsınız. Bir yolcu psikolojisi ve bir yolculuk havası siner şiire. Az sonra şiirini okuduğunuz şairle kapıda helalleşecekmişsiniz gibi bir his içine girersiniz. Belki de okudukça fark ettiğimiz bir özgünlüktür bu, bir şairi diğerlerinden ayıran. Hayatı kendinden beklenenin çok üzerinde yaşayabilmişse bir insan galiba hayat ona şöyle söyletir: “Büyük rüyalarla geçmişse ömür /hiç yanmam ölümün her çeşidine” Hayatın hakkını verenler için ölüm ne endişedir ne de tükeniş. Bilakis insanın yaşantısındaki mânâ ve mesaj ölümüyle daha bir anlaşılır hale gelir. Akif İnan söyledikleri ve yapıp eyledikleri vefatıyla birlikte daha iyi ve hakkıyla anlaşılan bir şair olmuştur. Belki de bütün şairlerin ortak kaderidir bu. Ölünce daha bir içimizde yaşarlar.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


.
.

Anket

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Coca-Cola fabrikası açmasını nasıl karşılıyorsunuz?


YÜKLENİYOR