Allah (c.c.) dağına göre kar verir

Peygamber Efendimiz (S.A.V.), “Allah’ın yardımı, insanın yüküne göre iner” buyuruyor. Yani bir adamın yükü ne kadar çok ise Allah da yardımını ona göre çok indirir. Bir adamın çok işi varsa ona gelen yardım da ona göre fazla olacak demektir. Başka bir hadis-i şerifte de, “Bir kul diğer bir kula yardım ettiği sürece Allah’ta ona yardım eder” buyruluyor. Tabii olarak kendi çocuğun da Allah’ın kuludur. Sen onlara baktığın sürece Allah da sana yardım edecektir. Yine benzer bir hadiste de, “Sabır da musibet ölçüsünde indirilir” buyruluyor. Çok ağır eziyetlere, belalara Allah daha çok sabır verir. Peki, sabır ne demek? Sabır kötülüklere karşı nefsini tutmak demektir. Mesela gencin canı zina istiyor. Bu suça karşı nefsini tutması sabırdır. Gece teheccüde kalkmak da sabırdır mesela. Çünkü nefse karşı bir direnç gösteriyorsun. İnsanın şer işlere karşı nefsine dur demesi de sabırdır. Zümer Suresi 10. ayette, “İşte bu sabır derecesine göre Allah müminlere çok ecir verir” buyruluyor. Yani Allah, dağına göre kar verir.  Cenabı Mevla kimseyi zor şeylerle imtihan etmesin…

YAKININI KAYBEDİP İSYAN ETMEYEN İNSAN TEBRİK EDİLMELİ

Bu vatan, vatan olana kadar milyonlarca şehit verilmiştir. Bugün toprağın altında yatanlar üstündekinden çoktur… Bu yüzden çok kıymetli bir vatanımız var. Ama kural devam ediyor. Kıyamete kadar da devam edecek. Yine bu güzel vatan bizden can istiyor. Şimdi de askerimiz, polisimiz, vatandaşımız düşmana karşı vatanı savunuyor ve şehit oluyor. Bu eskiden beri böyledir. Bu vatan kıymetlidir. Ve kıymetli şeyler de her zaman pahalıdır. İşte bu kural gereği, tüm şehitlerin aileleri ne kadar sabrettilerse sevapları da o ölçüde olacak. Sabretmezse de olmayacak. Şimdi anası bağırıyor, ağıt yakıyor. İslam’da ağıt yakma diye bir şey yoktur. Bağıra çağıra ağlamak yoktur. Buna niyâha denir ve dinde haramdır. Ayrıca lanet sebebidir. Ancak bugün evladına ağlamayıp dinin emrini uygulayanlar ise ayıplanıyor. Efendim, ölsün diye bakıyorlarmış diyor. Böyle diyen adamın din bilgisi sıfırdır. Ölünün ardından ağıt yakılmaz. Bağırıp çağırılmaz… Hâlbuki yakınını kaybedip isyan etmeyen, bağırıp çağırmayan insanı tebrik etmek lazımdır…    

GÖZYAŞI DÖKMEK MERHAMET ALAMETİDİR

Gözyaşı dökmek merhamet alametidir. Ona izin verilmiştir. Ağlamak da yasak değildir. Ama nara atmak, yüksek sesle bağırmak sabırsızlık demektir ve haramdır. Eğer Müslümanın bir yakını böyle isyan ederse hemen onu uyarmalıdır. Kardeşim ağla ama isyan eder gibi bağırarak ağlama, içinden ağla veya sessiz ağla demelidir. Eğer yakınını kaybeden kişi bu ikaza aldırmıyorsa ağzı kapatılmalı ve teskin edilmeli, sakinleştirilmelidir. Çünkü bu bir kötülüktür ve Hazreti Allah, “Bir kötülüğü gördüğünüzde elinizle veya dilinizle engellemeye çalışın” buyuruyor.  Kötülükleri önleme noktasında her Müslüman birer polis, birer asker olmalıdır. Buna bugün otokontrol deniyor. Hepimiz bu yanlışlıkları durdurmakla yükümlüyüz. Yanlışa ses çıkarmayanlar o yanlışa ortak olurlar. Allah sabredenlere, sonsuz hazinesinden hadsiz hesapsız sevap verir. Kimse sabredenin aldığı sevabı, hesap edemez. 

SABIR, KUR’AN’DA 95 YERDE ÖVÜLÜYOR

Dünya acılarına karşı insanın razı olması ve Yunus Emre Hazretleri gibi ,“Haktan gelen şerbeti içtik elhamdülillah” demesi gerekir. Evliya Yunus böyle söylüyor. Haktan geldiyse bu, razıyım diyor, sabrederim diyor. Kaldı ki Allah’ın izni olmadan hiçbir şey olmaz. Sabır o kadar önemli ki Hazreti Allah, Kur’an’ı Kerim’de sabrı 95 yerde övüyor. Kur’an’da 95 yerde sabredenlere ecir verileceği ifade ediliyor. İnsan kritik durumlarda çenesini tutacak. Kadere aykırı bir şey söylemeyecek. Bağrına taş basacak. Ne güzel söylüyor Yunus Emre; “Derviş bağrı taş gerek. Gözü dolu yaş gerek. Koyundan yavaş gerek. Sen derviş olamazsın.” Şu kadar namaz kıldım, şu kadar zikir çektim diye hava atıp durma. İşte marifet burada… Kritik anlarda susabiliyor musun, bela anında sakin durabiliyor musun?  “Allah’ın emrine ne denir” diyerek razı olabiliyorsan o zaman tamam, pişmişsin demektir. 

HZ. İBRAHİM’İN SABIR DUASI

Buhari’de geçen bir hadis-i şerifte, “Sabırdan daha geniş ecir kazandıran başka bir lütuf yoktur” buyruluyor. Bu kadar delilin ardından insan biraz düşünmeli. Sabrın ne kadar büyük bir lütuf olduğunu idrak etmeye çalışmalıdır. Ayrıca insan başına gelen bir hastalığa sabrettiği zaman da bu ecri alır. Hastalığı Allah’ın bir imtihanı kabul eder ve haline şükrederse, ondan dolayı ecrini alır. Veya adamın, kadının çocuğu, anası, babası yatalaksa, ona Allah’ın emaneti gibi şikâyet etmeden bakarsa, o musibete sabır gösterirse de Allah’ın izni ile ecrini alır. Yine başka bir ayette, “Sabredenler için cennet vaat edilmiştir” buyruluyor. Bu cihetten sabrı kendimize işar edinmeliyiz. Her musibete hazırlıklı olmalıyız. Taşkınlık yapmamalıyız. İbrahim Aleyhisselam ve Yakup Aleyhisselam’ın duası ile “Fe sabrun cemil” diyerek yani, “Güzel sabır ver ya rabbi” diyerek dua etmeliyiz.  Peygamberler bile bu duaları yaptıysa bizlerin yapmaması ahmaklık olur. Tabi ağır musibetlerle karşılaşmamak için her gün tövbe ve istiğfar etmemiz tavsiye edilmiştir. Yine başta bahsettiğimiz ilahi kanun gereği Allah dağına göre kar vermektedir. Kimin başında ne kadar yük varsa Allah o kadar sabır vermektedir. Mesela adam amir değil, memur değil. Ama 8-9 çocuğu var. Geçinip gidiyor, aç kalmıyor. Tabi sıkıntısı yok mu elbet var. Ama ailesine bir şekilde bakıyor. İşte bu Allah’ın yardımıdır. Allah bizlere yardımını bol etsin ve bizlere güzel sabırlar nasip etsin…

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Prof. Dr. Cevat Akşit - Mesaj Gönder


Anket Milli Eğitim sistemini yeterli görüyor musunuz?

YÜKLENİYOR