"Şişenin Tıpası Rolü"nü Reddetmenin Maliyeti...

MAKALEYİ DİNLE

Belki dikkatinizi çekmiştir; yazının başlığında geçen bu tabiri bir süredir tırnak içinde kullanıyorum. Çünkü sahibi ben değilim. Zamanı gelene kadar da bu ifadenin tam olarak ne manaya geldiğini açıkçası yazmak istemedim. Artık zamanı geldi. Çünkü bu tabir ile ilgili gelişmenin adı Moskova'da konuldu, Astana'da devam edecek ve inşallah "Güçlü İstanbul" ile de son bulacak. 

Söz konusu tabire gelince, onun ilk defa ABD'nin Türkiye eski büyükelçilerinden Raymond Hare tarafından kullanıldığını görüyoruz. Erol Bilbilik'in "Geniş Ortadoğu Projesi (Geniş Orta Asya Projesi)" başlıklı çalışmasını okumamış olsam, muhtemelen bu tabirden bihaber olmaya devam edecektim.  

Eski bir asker ve gazeteci-yazar Bilbilik, çalışmasının 73. sayfasında Hare'ye atfen aynen şu cümleyi kullanıyor: "Türkiye bugünde  (1990'lar) Ortadoğu'ya girişte, 'Şişenin Tıpası' olarak tarihi rolünü sürdürmelidir." Dikkatinizi çekiyorum, Hare bir rolün sürdürülmesi gerekliliğinden bahsediyor. Çünkü bu rolün Türkiye'ye yüklenilmesi çok daha öncelere dayanıyor ve Bilbilik kullandığı dipnot ile de muhtemelen buna dikkat çekmek istiyor.

Nitekim Bilbilik'in, Hare'nin bu çalışmasına atıf verdiği çalışma yine bir ABD'nin eski Türkiye büyükelçilerinden birine ait. Aynı zamanda ABD Dışişleri Bakanlığı Ekonomik İşler Müsteşarlığı görevinde bulunan ABD'nin Türkiye eski büyükelçisi George McGhee'nin 1947-1953 yıllarına ait "ABD-Türkiye-NATO-Ortadoğu" başlığını taşıyan hatıraları ABD'nin Truman Doktrini ve Marshall Yardımları üzerinden İngiltere sonrası Ortadoğu'ya girişi ve Türkiye'ye yüklediği rol ile ilgili çok önemli ipuçları veriyor. 

ABD'li Eski Büyükelçiler Deyip Geçmeyin!

Evet, eski büyükelçiler deyip geçmeyin, çünkü başımıza ne geliyorsa onların Türkiye'deki çalışmalarından ve Türkiye-ABD ilişkilerine "katkılarından" geliyor. Bu kapsamda, ABD'li mevcut ve eski büyükelçilerin Türkiye hakkında sağanak halinde gelen açıklamalarını fazlasıyla önemsemek ve dikkate almak gerekiyor. Bununla ilgili çok sayıda örneği birçoğumuz hatırlıyordur. Çünkü bunun için çok fazla geriye gitmeye bile gerek yok. Sadece son iki-üç hafta bile fazlasıyla yeterli. 

Nitekim geçtiğimiz günlerde bu köşede yayımlanan "Yeni Türkiye’ye ABD’den İç Savaş Ve Bölünme Tehdidi" başlıklı yazımda Washington'da BipartisanPolicy Center (Partilerüstü Siyaset Merkezi) tarafından düzenlenen Türk Amerikan ilişkilerinin ele alındığı bir panelde ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi EricEdelman'ın yaptığı konuşmaya dikkatleri çekmiş ve Washington'un Edelman üzerinden Ankara'ya şu üç önemli mesajı verdiğinin altını çizmiştim: 1) Türkiye'deki gelişmeler ABD'nin bölgedeki çıkarlarını tehdit etmektedir. Dolayısıyla Türkiye ABD açısından riskli bir ülke haline gelmeye başlamıştır.; 2) ABD, Türkiye'den gelecek hiç bir şantajı kabul etmeyecektir; 3) Türkiye iç savaşa doğru gitmektedir.

Son cümle oldukça önemli! Çünkü Edelman "iç savaş" tespiti/uyarısı ile ABD'nin "başarısız bir devlet" kategorisine sokmaya başladığı Türkiye'ye "Yeniden Devlet İnşası" adı altında bir müdahalede bulunabileceğini ima etmişti. (15 Temmuz'un hemen ardından Türkiye'nin önce NATO, ardından ABD açısından "riskli bir ülke" olarak ilan edilmesi bu açıdan oldukça önemli diye de altını çizmiştik. Arzu edenler söz konusu yazıma tekrar bakabilirler.)

Dolayısıyla, başta McGheen olmak üzere ABD'nin Ortadoğu politikaları ve Türk-Amerikan ilişkilerinin geleceğiyle ilgili bir fikir edinmek isteyenlerin bu çalışmaları ve ültimatom niteliğindeki açıklamaları bir kez daha okuması gerekiyor. Özellikle de, Türkiye'nin bu rolü reddedip, ABD'nin en büyük kâbusu olan Avrasya'da yeni bir ittifaklaşma sürecine girdiği bir dönemde...

Bass ve Kirby'den "Şişenin Tıpası Rolü"ne Devam Çağrısı

Bu kapsamda ABD'nin Ankara Büyükelçisi John Bass'ın Türkiye'ye yönelik Rusya uyarısı, daha doğrusu tehdit niteliğindeki tepkisini fazlasıyla dikkate almak gerekiyor. Bass'ın konuşması, ABD'ye yönelik son zamanda ön plana çıkartılan tüm iddialara bir cevap olmanın ötesinde, aba altında bir sopa gösterme olarak da kendisini hissettiriyor. Bass'ın bu kapsamdaki şu cümlesi not edilmeli: "Türkiye'nin Rus hükümetinin diğer birtakım politikaları ve bölgedeki davranışlarıyla ilgili temkinli davranmasını da beklerim."

Bu cümleyi, ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü John Kirby tarafından yapılan açıklama ile birlikte değerlendirdiğimizde, açıkçası Türk-Amerikan ilişkileri adına fazlasıyla kırılgan bir döneme girildiğini söyleyebiliriz. Kırılganlık ve kriz elbette sadece Türkiye ile sınırlı değil. Suriye ve Irak merkezli olarak Ortadoğu'da yeni bir mücadele ve ittifaklaşma sürecine dikkat çekmesi açısından da önemli. Bunun için Kirby'nin kullandığı cümleler üzerinde biraz daha yoğunlaşmak gerekiyor.

Bu bağlamda Kirby'nin; Türkiye, Rusya ve İran Dışişleri Bakanları'nın Suriye'de çözüm için Moskova'da gerçekleştirdiği üçlü görüşmeye ilişkin olarak kullandığı şu cümlelere dikkatlerinizi çekmek istiyorum: 1) "ABD'nin davet edilmeyerek dışarıda tutulduğunu biliyoruz. Ancak ABD, Suriye'de kenara atılmadı, hâlâ Suriye'deki sürecin bir parçası"; 2) "Moskova'daki toplantıdan bir yol haritası çıkıp çıkmadığını anlamak için çok erken"; 3) "ABD Ortadoğu'da hâlâ etkin bir ülke"; 4) "ABD, Suriye'nin geleceğine dair çözüm arayışlarına devam edecek”; 5) "Türkiye ABD'nin Suriye'deki rolüne ihtiyaç duyabilir."

Bu ifadelerin öz Türkçesine gelince: 1) ABD Suriye-Irak merkezli BOP'da kararlı ve buradan çekilme niyetinde değil; 2) Karşımızdaki oyunu halen bozma kapasitesine sahibiz. Çünkü karşımızda kırılgan bir ittifaklaşma arayışı söz konusu; 3) Türkiye mevcut durumunu devam ettirirse, onu kendimize mecbur kılacak bir takım yöntemlere başvurabiliriz.

Evet... Türkiye bölgede kendisine yüklenen rolleri reddettikçe, buna karşı direndikçe ve daha da önemlisi kendi milli menfaatleri çerçevesinde oyunu bozucu bir aktör olmanın ötesinde, çok kutuplu bir dünyada Türk-İslam dünyası adına bir kutup olma hedefini ortaya koydukça "birileri" buna çok fena kızıyor. Kızsınlar!

BOP ile "Şişenin Tıpası Rolü" güncellemesini reddeden Türkiye'nin "Moskova-Astana" sürecinde yer alması ve bunu "her şeye rağmen" devam ettirebilmesi çok önemli. Dolayısıyla, yeni ve zorlu bir sürece hep birlikte girmiş bulunuyoruz ve inşallah bunun da üstesinden hep birlikte geleceğiz. Allah yar ve yardımcımız olsun.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Prof. Dr. M.Seyfettin Erol - Mesaj Gönder



Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket Belediye başkanlarının istifa süreçleri ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

YÜKLENİYOR