Ödül niçin verilir ve ne işe yarar?

Son günlerde ardı arkası kesilmeyen bir ödül sağanağına tanık oluyoruz. Marifet iltifat dengesini takan kim? Her hangi bir alanda daha yürümeyi öğrenememiş olanlara koşma ödülü verenler var. ‘ İki ayakla yürüme ödülü’ bunu başaranları ortaya çıkarmaktan ziyade başaramayanları teşhir etmeyi hedefliyor aslında.

Ödül vereni değil verileni öne çıkaran bir taltiftir. Bugün ortada ödül verecek bir kurum ya da durum olmasa bile ödül ihdas ederek sırf kendilerini iyi ve kaliteli olandan anlıyor mesajını vermek için ödül tertip edenler var. Ödül vericiler kimi zaman verdikleri ödülün mahiyetinden habersiz de olabiliyorlar. 

Söz gelimi “Tek el üstünde amuda kalkma ödülü” düzenledikleri halde hiç böyle bir dünyaları olmamış, böyle bir şeyin kaygısını duymamışlardır. Birazcık da ödün demektir ödül. Hele bir de ucunda para varsa size o ödülü veren kişiye karşı artık ağzınız bağlı kulağınız ayarlı olacak demektir.

İyiyi ve en iyiyi tespit etmek o alanda çok iyi bir birikim ve çok güçlü bir tefrik melekesi gerektirir. Bugün bu ölçütü aramak saflık olur. Ne zaman ödül gündeme gelse, hemen kulisler oluşur, lobiler harekete geçer, referanslar havada uçuşur. Herkesin tek derdi var: Yakınları olan birilerini omuzlara çıkararak, daha yukardan görünmesini sağlamak. 

Medeniyet değerlerimizi hatırlayacak olursak, küçüklerin büyüklere, çırakların ustalara ödül vermesi nezaketsizlik addedilir. Olması gereken büyüklerin küçüklere, ustaların çıraklara ve kalfalara ödül vermesidir. ‘Aferin’ sözü büyükten küçüğe söylenir ne de olsa. Ödül ‘Aferin’ demektir. 

Ödül alan kişi hangi marifetinden dolayı ödül almışsa o alanda daha bir ilerlemeli, motive olmalı ve ait olduğu yerin üzerine çıkabilmelidir. Bugün verilen ödüllerin şöyle bir esprisi var: Ödül alan kişi artık son noktaya ulaşmıştır. Ununu elemiş ve eleğini asmıştır. Ödül bir tür bunun tescilidir.

Bir sanatçı için ödül ortaya koyduğu üründen hâsıl olan sevinç ve coşkudur. Şayet bu yoksa dışarıdan kendisine ödül namına verilecek hiçbir şeyin tatmin edici bir tarafı yoktur. Sadece sanatın sanatçıya bahşettiği şeydir hiçbir zaman tartışma götürmeyen. Türkiye adına ödül veriliyorsa bu iddiaya uygun hareket etmek lazım gelir. Bu topraklara bir şeyler katmış herkes bu iltifata dâhil edilmelidir. 

Siyasi, dini ve etnik hiçbir ayrım gözetmeksizin marifet sahibi herkes ödül dairesinde olmalıdır. Ne yazık ki bugün için bunun konuşulup tartışılma ihtimali bile kalmamıştır. Öte yandan şayet edebiyat-sanat-kültür ve bilim ortamı yarın kime ödül verileceği konusunda yoğun bir öngörüye sahip iseler, bu ödüllendirme sağlıklı bir zemin üzerinde durmuyor demektir. Aynı şeyi juri seçiminde de söyleyebiliriz.

Hangi jürinin kimden yana oy kullanıp kanaat belirleyeceğini önceden kestirebiliyorsanız yine güven bunalımı vazgeçilmez olur. Ödülün belli bir ölçütü olmaması ödüle layık görülmeyen kişilerin dolaylı anlamda ikincil ve üçüncül kılınması kanaatini besleyecektir. İlk başta söylenmesi gerekeni en sonda söyleyerek noktalayalım: Ödül vericiler ve de seçici kurul her zaman subjektif bir görev devraldıklarının farkındadırlar. 

Fakat bunu söyleyemeyecekleri için “objektif” kıstas diye bir şey tutturur giderler. İnsan kendinden tamamen bağımsız hüküm veremez. Etkilenir ve etkileyebilir bir varlıktır. Dolayısı ile yazar, şair, sanatçı ya da bilim adamlarına ömürlerinin bir iki safhasında ödül vererek ağızlarına bir parmak bal çalmak yerine, ürün verme süreçlerinde onların işini kolaylaştırmak, destek olmak ve her zaman iltifat göstermek çok daha etkili ve de hakkaniyetli olacaktır.

Bütün ödül sahiplerini tebrik eder ödünsüz bir hayat diliyorum.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


Anket Milli Eğitim sistemini yeterli görüyor musunuz?

YÜKLENİYOR