“BOP Koalisyonu”na karşı “Avrasya Beşlisi”

Avrasya Beşlisi”ni, arzu edenler “Washington-Tel Aviv-Brüksel Hattı”na karşı şimdilik “Ankara-Moskova-Tahran Ekseni” ya da “Genişletilmiş Avrasya Direnç Cephesi” olarak da adlandırabilirler. Açıkçası, çok da yanlış olmaz; her ne kadar burada iki lokomotif güç olarak daha çok Türkiye-Rusya ikilisinin adı, kararlılığı ve inisiyatifi ön plana çıkıyor olsa da... 

Fakat şunu da peşinen söylemek ve bir hakkı teslim etmek gerekiyor. O da bu sürecin asıl mimarı olan Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev ve onun tartışılmaz rolü. Nazarbayev, bu çıkışı ile sadece Türk-İslam dünyasının değil, daha genel anlamda “Avrasya Coğrafyasının Aksakalı” olduğunu bir kez daha göstermiş oldu. Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan ile Rusya Devlet Başkan Sayın Putin’i de zaten onun dışında bir başka ismin bir araya getirmesi mümkün olamazdı.

Dolayısıyla, Cumhurbaşkanı Sayın Nazarbayev, gerek Türkiye-Rusya arasındaki krizin giderilmesinde, gerekse de coğrafyanın sorunlarını bölgenin kendisinin çözmesi gerektiği noktasındaki kararlı çıkışları ve bu bağlamda ortaya koyduğu işbirliğine dayalı barışçıl öneriler ve attığı somut adımlar ile bu unvanı fazlasıyla hak ediyor. Allah ona hayırlı ve uzun ömürler versin. Çünkü ona bu coğrafyanın fazlasıyla ihtiyacı var.

Sayın Nazarbayev’i böylesi bir Aksakal rolüne iten jeopolitik-stratejik gerekçelere/güdülere de değinmek gerekirse... Sayın Nazarbayev, Ortadoğu merkezli gelişmelerin başta Rusya, Kazakistan-Orta Asya olmak üzere tüm Avrasya coğrafyasını ve hatta Güney Asya’yı da tehdit etmeye başladığını görmüş durumda. Kazakistan’da yaşanan son terör olayları ile birlikte Afganistan’a komşu Orta Asya devletlerinin sınırlarında yaşanan terör eylemlerinin IŞİD/DAEŞ üzerinden coğrafyaya yönelmiş olması, bu tehdidin kaynağında yok edilmesi gerekliliğini ön plana çıkartmış görünüyor. 

Bu bağlamda Sayın Nazarbayev, bu tehdidin ancak ve ancak etkin-güçlü-işleyen bir bölgesel güvenlik mekanizması ile önlenebileceğinin farkında olan bir lider olarak bu adımı atmış bulunuyor. Dolayısıyla, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)’nin Büyük Avrasya Projesi (BAP)’ne doğru bir seyir izlemeye başlaması, Sayın Nazarbayev’i önleyici bir diplomasiye itmiş görünüyor.

Cenevre’den Astana’ya giden süreç, bundan ötürü “bölgesel inisiyatifin inşası” ve yeni bir güvenlik yapılanması noktasında önemli bir dönüm noktası olarak kabul edilebilir. Bir diğer ifadeyle, güvenlik eksenli/kaygılı olarak başlatılan bu süreç, eğer başarılı bir şekilde devam ettirilebilirse, aynen Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ)’nde olduğu gibi çok daha farklı oluşumları beraberinde getirebilir.

İran Faktörü...

Dikkatinizi çekmiştir. Yazımın ilk cümlesinde, “Ankara-Moskova-Tahran Ekseni” için özellikle “şimdilik” ifadesini kullandım. Elbette bunun geçerli sebepleri var. Bunlardan birincisi bu eksenin Tahran sacayağıyla, bir diğeri ise bu sacayağının aslında sadece üç ülke ile sınırlı kalmadığı ve kalmayacağı boyutuyla ilgili.

Bu kapsamda bir kere şunu açıkça söylemek gerekiyor: Mevcut haliyle “Ankara-Moskova-Tahran Ekseni” aslında tam olarak oturmuş değil. Halen kaygan ve fazlasıyla kaypak! İran’ın attığı son adımlar, her ne kadar bir bölgesel işbirliğine yönelik güçlü bir motivasyon kaynağı olarak kendisini göstermeye başlasa da, bunun ne kadar samimi olduğunu Tahran’ın özellikle Irak ve Suriye bağlamında atacağı adımlar ve ABD’ye karşı takınacağı tutum belirleyecek. O yüzden biraz daha zamana ihtiyacımız var. En azından İran’daki seçim sonuçlarını beklememiz gerekiyor.

Dolayısıyla burada gerçek manada bir “Üçlü”den bahsetmek gerekiyorsa, o da “Ankara- Moskova-Astana” hattı olacaktır. Astana’nın buradaki “Aksakal” rolü, “güven” ve “köprü” boyutuyla pratikte birçok maddi güç unsurundan daha büyük bir önem arz ediyor. Bunun göz ardı edilmesi mümkün değil.

“Avrasya Direnç Cephesi”ne “Beşinci Sacayak”...

Eğer İran kararlı bir şekilde adımlarını atar ise, elbette “Avrasya Direnç Cephesi”ndeki yerini çok daha güçlü bir şekilde alacaktır. Burada İran açısından bir diğer önemli sınav Suudi Arabistan olacağa benzemektedir. Çünkü Körfez/Suudi Arabistan son dönemdeki çıkışıyla Avrasya Cephesine bir adım daha yakın görünmektedir.

Daha somut bir şekilde ifade etmek gerekirse, “Avrasya Direnç Cephesi”ndeki ya da İran ile birlikte “Avrasya Beşlisi”ndeki bir diğer önemli sacayağı, önümüzdeki süreçte daha çok konuşacağımız “Körfez”/”Riyad” olacağa benzemektedir. Eğer bu sacayağı “Ankara-Moskova-Astana” hattına dâhil olursa, o zaman “Genişletilmiş Ortadoğu/Avrasya Projesi” de tarih olacaktır. Hiç kuşkusuz, burada Tahran-Riyad ikilisinin yan yana gel(ebil)mesi oldukça önemli. Konjonktürün tarafları buna zorladığı bir ortamda bunun en azından imkânsız olmadığının şimdilik altını çizmemiz gerekiyor.

Mevcut gidişatı yakından takip edenler, aslında bunun yeni-denenmemiş bir süreç olmadığını, Arap Baharı ile akamete/kesintiye uğrayan ve 2003-2011 aralığında güçlü bir pratiğe sahip olan (örneğin “2006 İsrail-Hizbullah Vekaleten Savaşı”nda olduğu üzere) “Türkiye-Suriye-Rusya-İran” dörtlüsünün bölgedeki oyun bozuculuğun/oyun kuruculuğunu görecektir. 

Ve yine orada Ankara’nın Tahran-Riyad ikilisi arasında oynadığı pozitif rolün hakkını da teslim edecektir. Dolayısıyla, Ankara ve Astana, Türk-İslam dünyasının “İki Aksakal Başkent”i olarak önümüzdeki süreçte bir çok ezber bozan projeye-işbirliğine imza atacağa benzemektedir. Başta ABD olmak üzere, Batı’nın Türkiye’ye kızgınlığının ve saldırılarının altında da bu toparlayıcı rolü/misyonu yatmaktadır. Ama ne yaparlarsa yapsınlar. Daha önce de dediğimiz gibi, ok yaydan bir kere çıktı. Allah yar ve yardımcımız olsun.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Prof. Dr. M.Seyfettin Erol - Mesaj Gönder


.
.

Anket

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Coca-Cola fabrikası açmasını nasıl karşılıyorsunuz?


YÜKLENİYOR