Yolun sonunu göremiyoruz

18 yaşındaki bir okurum, savaş ve yoksulluk Müslüman toplumların kaderi mi? Diye soruyor. Yaşamının en güzel günlerinde savaş, ölüm ve işgal görüntülerine şahit olan bir gence, içine düştüğümüz vahim durumu nasıl açıklayabilirim? Ölüm ve katliamlarının müntesipleri Müslüman halkların kanları üzerinden elde edebilecekleri imkânların hesabını yaparken bizim çocuklarımız korku üstüne korku yaşıyorlar. Daha geçtiğimiz günlerde, Beşiktaş’ta elem bir saldırıya maruz kaldık. Saldırıda çocuklarımız yaşamlarının baharında hayata veda ettiler, yaralıların tedavisi ise hâlâ devam ediyor. Kayseri’de 14 askerimiz şehit edildi. Evimizden çıkarken nelerle karşılaşabileceğimizi bilemiyoruz. Uzağımızda zannettiğimiz vahşet yanımızda bitiveriyor. Bizler yaşadığımız vahim olayın yasını tutarken, katliamın gerçek failleri, küresel odaklar, olayı göstermelik bir kınama ile geçiştiriverdiler. Avrupa Parlamentosu başkanı Martin Schulz saldırıdan saatler sonra, olayın faili kendileri değilmiş gibi, tvitter hesabından “Kalbim Türk vatandaşları ve saldırı kurbanlarının aileleriyle birlikte onlarla dayanışma içindeyim” açıklamasında bulundu. Ne garip!

İnsanoğlu kendisine haz veren şeylere yaklaşırken elem veren unsurlardan uzak durmaya çalışır. Acıya karşı savunma mekanizmaları geliştirir ve iç dünyasında kendince bir denge kurar. Fakat tehlikeyi yok sayıp, savunmaya geçmek doğru bir yol değildir. Tehlikenin farkına varıp, kendimizle yüzleşmek ve güvenliğimiz için gerekli önlemleri almak zorundayız. “Biz güçlüyüz, kimse bizi yıkamaz” demek yerine ülkemizin terör ve şiddet olaylarının içine doğru çekilmeye çalışıldığını görüp güvenliğimiz için yeni stratejideler belirlemek zorundayız.

Ortadoğu’da devam eden işgaller ve bunun uzantısı olarak ülkemizde oluşturulmaya çalışılan kaos ve kargaşa belirtileri korkularımıza her gün bir yenisini daha ekliyor. Artık akşamları başımızı yastığa koyduğumuzda sabaha hangi olayla uyanacağımızı kestiremiyoruz. Otobüste, iş ortamında, alış verişte nelerle karşılaşacağımızı bilemiyoruz. Uzağımızda zannettiğimiz şiddetin beklenmedik bir zamanda yakınımıza kadar ulaştığını görmekteyiz. Bu durum insanların büyük bir çoğunluğunda travma sonrası stres bozukluğuna yol açıyor. Büyükannem “huzurum yerinde olsun gerisi kolay” derdi. Huzurumuzun zayıflatıldığı şu günlerde hepimiz aynı temenni ile büyükannemin otuz yıl önce yaptığı bu duaya eşlik ediyoruz…

Anneler güne savaş ve ölüm haberleri uyanmak istemiyorlar, çocuklar gelecekle ilgili hayallerini özgürce kurmak, babalar işlerinden dönerken kendilerini güvende hissetmek istiyorlar. 

İnsanlarımız güne iyi haberlerle uyanmak ve ihtiyaç duyduklarını huzura yeniden ulaşmak istiyorlar.

Sabahın ilk ışıkları ile evlerinden çıkıp okul yollarına koyulan çocuklar umutlarını kırkan korku ve endişelerden kurtulmak istiyorlar. 

İnsanlar Allah’ın arzında mutlu ve huzurlu bir yaşam sürmek istiyorlar. Sanırım buna hakları var…

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Fatma Tuncer - Mesaj Gönder


Anket

Milli Eğitim sistemini yeterli görüyor musunuz?


YÜKLENİYOR